şükela:  tümü | bugün
  • istanbullu grup. palmiyeler diye bir ep yayınlamışlar. 80'ler ingiliz indie'si gibi hafif: jangly gitarlar, neşeli melodiler, bol reverb falan.

    https://soundcloud.com/palmiyeler
  • hafiften the smiths'i ve stone roses'ı anımsatan grup. sevdik.
  • ariel pink havaları da duyulmuyor değil gibi. yine de denemeye değer grup.
  • 80'lerin ikinci yarısı manchester'dan fırlamış gibi müzik yapan grup. bizim ülke için oldukça yeni ve orjinal bir müzik. bu sene one love festival'de çalıyorlarmış.

    edit: kalbimdeki bıçak parçalarının ana ritim gitarı the cure'un erken dönemine götürüyor insanı. sanki seventeen seconds vb. dinliyormuş gibi. albümün geri kalanında ise yer yer the smiths ama genel olarak yoğun the stone roses atmosferi hakim. müziğin temelinde ise post-punk çok net hissediliyor. öte yandan herhangi bir grupla direk bağlantı kurulabilecek bir tür taklit de yok. etkilenim her grup için geçerli, yeni bir grubu eskiyle benzerlikler kurarak tanımlamak doğal ve dinleyicinin yapmaktan hoşlandığı bir şey zaten ama bu tamamen yeni bir müzik. aslına bakılırsa tam bir 80'ler revival grubu.
  • (bkz: buralar değerlenir)
    konseptlerini yidiğimin grubu. bu yazın öğleden sonra hamak mayışmalarının playlisti belli oldu sayelerinde. festivallerde boy göstermeye başlamışlar, acilen gidip çimlere uzanarak dinlenilesi.
  • ariel pink, mac demarco, washed out bir de ozellike the drums tadi geliyor kendilerinden.
  • palmiyede sörf

    not: seslerini taze duyuran türkiyeli grupları bodozlama yabancı gruplara benzetme hastalığından kurtularak yorum yapacağımız günlerin gelmesi dileklerimle.
  • the ringo jets‘in istanbul’dan çok milano’da çaldığı, the away days‘in londra’da yatacak kanepe aradığı müzik ortamımızda çok fazla konser veremediler. palmiyeli bir şehir olan antalya’da kendilerini çığlıklarla karşılayacak bir genç kız kitleleri henüz oluşmadı, radyolarda kendilerine fazla yer bulamadılar, fox’un hiç bir yaz dizisinde şarkıları çalınmadı. hatta kendileri ile soundcloud üzerinden iletişime geçtiğimde beni konser organizatörü zannettiler.

    peki pek ünlü olmayan, tek bir ep’den fazla materyali piyasaya çıkmamış olan bir gruptan bu kadar bahsetmek istememin sebebi ne?

    “10’lu yıllar ortaları türk ındie’si” idealinden konuşmak istiyorsak karşımıza bir kaç tane fraksiyon çıkıyor. bir yanda yüzyüzeyken konuşuruz, son feci bisiklet, kalben, adamlar gibi yeni dönem ülke içi pazara çalışan gruplar; bir yanda ringo jets, the away days, she past away gibi daha dış pazara yönelik çalışan gruplarımız var. ilk olarak tanımlanan gruplar, bu topraklara ait janra kalıpları içerisinde daha “türk işi” bir estetik algıyla şarkılarını oluşturuyor. ikinci olarak tanımlanan ingilizce isimli gruplar ise direkt olarak batıdan gelen, tüm dünyada kabul edilmiş janraların bütün tipik özelliklerini taşıyacak şekilde şarkılar yapıyorlar.

    the ringo jets‘i dinlediğimiz zaman dünyanın herhangi bir yerinden çıkmış bir “garage band” duyuyoruz. the away days çalmaya başladığı zaman pantolonlarının paçalarını berlin’de mi yoksa new jersey’de mi daralttıklarını anlayamıyoruz (ki palmiyeler ep’nin mastering’i the away days‘ten de tanıdığımız can özen tarafından yapılmış). böylesi heyecan verici -daha küresel- müzikal olaylarını pek fazla yaşayamadığımız için ne zaman böylesi bir grup türese bir heyecan, bir sevinç...

    palmiyeler de bu sayılan gruplar gibi. bol reverblü, kırçıllı gitarlar (mertcan), delay’e boğulmuş vokaller; bazen the cure‘u bazen the stone roses‘ı azıcık da mac demarco‘yu hatırlatan bir sound. gitar johnny marr gibi çalınıyor. bazen sadece sol kanala yaslanmış şekilde duruyorlar bazen de 80’lerin chorus çılgınlığındaki gibi akortsuz gelen gitarları iki kanaldan da duyuyoruz. çok alışkın olmadığımız şekilde back vokal kullanıyorlar. şarkıların aralarında “ah, uh” diye sesler çıkarıyorlar. arada bir yine alışık olmadığımız şekilde bir kızın sesini de duyuyoruz kendisi bir yandan da davul çalıyor. rana, tüm ep boyunca basit ritmler ile ilerliyor ama kesinlikle insanı hareket ettiriyor. baslar (tarık) bir o kadar basit ama azı ya da fazlası olsa şarkılar bir anda çöker gibi duruyor. karmaşık bir müzik değil nitelikli bir müzik yapıyorlar. prodüksiyonları adeta ingiltere ya da amerika’da yapılmış gibi; ritmler bir anda değişiyor, klavyeler girip ortamı buğulandırıyor, synthesizerlar çıkıp bir berraklık katıyor. albümün miksi umut metin tarafından yapılmış; yağ gibi, bir o kadar da “özgür” akıyor ep.

    biraz daha ileriki giderek kendilerine “sanki türkiye ile hiç bir alakanız yokmuş gibi”, “hiç etkilenmemişsiniz gibi hissediyorum?” diye sorunca:

    "türkçe müzik yabancı örneklerden ayrı tutulamaz. hayatımızın her anında ikisi de vardı. eskiden türkçe rock albümleri en az yabancı albümler kadar değerli gelirdi, şimdi bir açıdan, daha da değerli olduklarını anlıyoruz. ingiliz müziği ve amerikan ındiesi olmadan palmiyeler olamazdı, bu onlardan öğrenilen bir davranış biçimi olsa da artık dünya bir ve üretim kanalları açık. amaç iyi örnekler yaratmaya çalışarak, müziği ve sevgiyi paylaşmak ve ritim. palmiyelerin kalbinde david bowie, jonathan richman gibi isimlerin yanısıra koca bir rock’n’roll ansiklopedisi var…"

    şeklinde cevaplıyorlar. açıkcası hangi türk gruplardan ne açıdan etkilendiklerini çıkarmakta zorluk çekiyorum ama hamurlarında buralara ait bir şey olduğu belli. bu hamur, bu “türk hamuru”, onları en değerli yapan noktada ortaya çıkıyor. biraz önce sayılan, dünya piyasasındaki amiral kayığı gruplarımızdan she past away ile elele farklı bir konumda duruyorlar; kendileri türkçe sözlü müzik yapıyorlar. kusursuz bir şekilde janra müziği yapıp türkçe söz yazıyorlar.

    batı janraları altında, anaakım müzik yapan türk gruplarının ingilizce söz yazmak gibi bir eğilimi var. the ringo jets bir röportajlarında bu durumu “türkçe’ye göre daha kolay. söz dizimi rahat. heceler çok daha rahat oturuyor” diye tanımlıyor. zaten bu rahatlığı sözlerin kompleksliğinde de görebiliyoruz.

    "well they are isolating, manipulating, toxicating
    and, it’s suffocating us"

    uğur ışılakspring of war

    "you’re going out of this way
    would you come with me too far?"

    the away days – best rebellious

    "you take your chance,
    you take your stance,"

    skysketch – traumatized

    palmiyeler, ingilizce söz diziminin rahatlığını türkçe’ye çok güzel bir şekilde entegre ediyor.

    "yapamam, yapamam, yapamam"

    palmiyeler – yapamam

    büyük ve süslü sözler söylemiyorlar, dünya sorunlarından bahsetmiyorlar. ama söylediklerini türkçe söyledikleri için daha bu topraklardan gibi duruyorlar. zoru başarmaya çalışıyorlar. hemen gidip “ı, you, come ve go” kelimelerini birleştirip, kolaya kaçarak bir şeyler yazmıyorlar. sözleri çok güzel bir şekilde müziğe yediriyorlar ve günlük hayatta kullandığımız o rahatlık ile bunu yapıyorlar. zaten hiç anlamamışımdır, türkiye’de belli bir zümrede efsane olmak varken neden gidilip yurtdışında alelade bir grup olunur ki?

    kendilerine “piyasadaki yeriniz sizce nedir?” diye sorulduğunda ise aynı rahatlıkla, ama müziklerinin kalitesinden belli olan bir bilinç ile cevap veriyorlar:

    “insanların bu dönemde dans etmeye ihtiyaçları olduğunu düşünüyoruz.”

    ama büyük bir problem burada ortaya çıkıyor. palmiyeler, one love”gibi bir festivalde çıkmış olmasına rağmen hala çok büyük bir kitle edinmiş değil. bu kadar yeni bir grubun soundcloud’da 4 ay içerisinde maksimum 2000 dinlenme, youtube’da 4500 izlenme sınırlarında geziyor olmaları doğal. ama kendilerinin akranları olarak belirttikleri kim ki o, haza vuzu, haylayf ş. üçgeni gibi grupların da inanılmaz bir fanbase’leri olmadığını varsayarsak, ve böylesi janra spesifik grupların medya ilgisizliği yüzünden göz önünde olmadığını göz önünde bulundurursak içinden enerji akan müzikleri ile kitleleri dans ettirme dualarına amin demekten başka bir şey yapamıyorum.

    sabahtan beri yalamaktan bir hal olduğum palmiyeler‘in kaliteleri hakkında izlenim veren bir başka konu daha var. türk müziğinin en büyük sıkıntılarından birisi olan görsellik sorunu da kendilerinde bulunmuyor. allah ingiltere’nin yeni öğrenci alım politikalarından ve internetten razı olsun. son yıllarda ülkemizde çılgınca bir “visual artist” artışı yaşandı. artık bizim de sexual innuendo kolajcısı sanatçılarımız, güzel sanatlar son sınıf soyutçularımız, jpeg virtüözlerimiz var. ama maalesef grupların görsel materyalleri ocean grunge, birkaç bilgisayar programı ile grup adı yazıp grup elemanlarının sıraya dizildiği kötü fotoğraflara efekt koymaktan ya da ışıksız ortamlarda dslr ile klip çekmekten öteye gidemiyor. yökş ve son feci bisiklet‘in bayraktarlığını yaptığı bu “yetersiz albüm kapağı” kültüründe palmiyeler profesyonel bakış açıları ile bir adım önde duruyor. grubun bahsedilen gevşekliği ve rahatlığı ep kapağının karışık kolajından, satışa çıkan tişörtlerine ve facebook’taki bannerlarına kadar her şeyde büyük bir tutarlılık ile yansıtılmış. işi daha da güzel yapan taraf bütün görseller ile grup elemanlarının kendilerinin ilgilenmeleri

    "grup için görselleri oluşturmak grubun duruşunun göze hitap eden parçası ve bolca plastik sanatlar içeriyor. bu da sevdiğimiz ve üzerinde çalıştığımız bir başka alan. böyle olunca grup için bir şeyler üretmek de daha zevkli hale geliyor, hem grup olarak kendinizi daha iyi ifade etme şansı yakalıyorsunuz."

    palmiyeler ep yayınlama ve bir kaç konser verme sürecinde kendini gayet güzel şekilde ifade etti ve türk ındie sahnesine çok güzel bir giriş yaptı. artık ikinci ep ya da albüm olur, daha fazla şarkılarını dinlemek istiyoruz, kalbimize daha fazla bıçak saplanmasını istiyoruz.. “her şey anlamsız“ın radyo düzenlemesini istiyoruz. daha fazla şarkı istiyoruz!
  • mayıştırıcı özelliğe sahip müzik yapan grup.

    bulunca ilginç birşey keşfetmişim gibi oldu.
  • soundları şunlara bunlara benziyor demeyi bırakmamız gereken güzel grup. normalde hep vasat kalan türkçe şarkı sözleri, palmiyeler'de kulak verebileceğiniz ve eğlenebileceğiniz hikayesel anlatımlarla karşınıza çıkıyor. mertcan'ın bir balık burcu olmasına verebiliriz bunu sanırım. canlı performanslarda şu an az şarkılı bir playliste sahip olmalarına rağmen, gerek kilink'ten çalıp gerekse bis yapıp konserlerini uzatarak size çok keyifli bir 60 dakika sunabilmektedirler. konserlerinde kendilerine has sahne dekorları yapmalarına da takdir ediyoruz.