şükela:  tümü | bugün
  • hüsnü öndül 22.3.2006

    'palto' ve 'mühim adamlar'

    dostoyevski söylemiş, 'hepimiz gogol'ün palto'sundan çıktık' diye. 'palto' ünlü rus yazar gogol'un (1809-1852) bir öyküsünün adı. 1842'de yayınlanmış. rusya'da petersburg'da en düşük düzeyde maaş alan bir memurdur akakiy akakiyeviç. soğuk kış günlerinde kendisini ısıtacak bir paltoya ihtiyacı vardır. çünkü giymekte olduğu paltosu lime lime olmuştur ve terzisine göre artık yama tutacak hali de kalmamıştır. çok düşük bir maaşı vardır. buna rağmen yıllardır çok küçük de olsa, para biriktirmiştir.

    biriktirdikleri de yetmemektedir bir palto diktirmeye. en ucuzundan bir paltoyu büyük zorluklarla edinir, terzisinin yardımıyla. sevinci fazla sürmez. bir gece, kentin hayli varsıl bir bölgesinde, haydutlar yolunu keserler ve paltosunu gasbederler.

    ne yapsa, ne etse, nereye başvursa da paltosu bulunabilse? tavsiyeler üzerine bir yol izler. mühim adamdır, sorununu çözecek olan. mühim adamı görmeye gider. uzun bekleyişlerden sonra mühim adamın karşısına geçer. mühim adam onu azarlar. 'önce bir kaleme başvurmalıydınız, dilekçeniz masa şefine iletilmeliydi, oradan bölüm şefine, oradan da sekretere ve sekreterden de bana ulaşmalıydı...' der. akakiy, sekreterleri eleştirmeye kalkışır. konuşamaz, konuşturulmaz. aralarında geçen konuşmaların bir yerinde mühim adam, çok sık tekrarladığı kalıplaşmış şu sözleri akakiy'e söyler: 'bu ne cüret!

    siz kiminle konuştuğunuzu biliyor musunuz? karşınızda kim var farkında mısınız?' (palto, gogol, bordo- siyah klasik yayınlar, çeviren aslı takanay, 2003, istanbul, sahife 59)
    akakiy çaresizdir. sokağa çıkar. soğuk kemiklere işlemektedir. evine gider. tir tir titremektedir. birkaç gün içinde ölür. geriye miras olarak bir şey bırakmaz.

    yoksuldur. öldüğü de birkaç gün sonra fark edilir. ancak bir süre sonra bir fısıltı, bir efsane dolaşır bütün kentte. bir hortlak, paltosunu yitirmiş bir memur hortlak, kentin önemli bir bölgesinde kalinin köprüsünde, geceleri herkesin paltosunu gasbetmektedir. bu hortlak memur akakiy'dir. mühim adamın da paltosu bir gece gasbedilir.

    gasbeden hortlak memur akakiy'dir. akakiy, mühim adamın yakasına yapışır. mühim adam korkudan süt liman olmuştur. eve zar zor yetişir. paltosunun gasbedildiğinden kimselere bahsetmez.

    mühim adamlar tanıdık geliyor size değil mi?

    çetin altan usta, 50 yıldır size, bize, değerli ile önemli olanın farkını anlatmaya çalışıyordu. mühim adamlar, devletin gücünü kullanan adamlardır. hakimdir, savcıdır, validir, kaymakamdır, askerdir polistir. tapu memurudur, orman memurudur, maliye memurudur. mühim adam oluşları makamdan, mevkiden gelmektedir. dokunulmazlıkları vardır.

    eleştirilemez, yargılanamazdırlar. hele bir eleştirmeye kalkışın, bakın neler geliyor başınıza. söyledikleri hep doğru; yapıp ettikleri de hep yerindedir. hiç yanılmazlar.

    onlar bilmeyecek de siz mi bileceksiniz? mühim adamların da kendi aralarında, mühimlik dereceleri vardır. en mühim, kendisini devletin sahibi olarak görür. işlediği suçlar sorgulanmasın ister. onun halka karşı suç işleme imtiyazı vardır. yurttaşın evini de yıkar yakar; işkence de yapar, ortadan kaybeder de... o soruşturulamaz, yargılanamaz.

    yoksullar dünyası oyalansın dursun. bağırsın, çağırsın. hukukun üstünlüğü, onun üstünlüğü yanında hiç kalır. o hukuka bağlı kalmayacak, hukuk ona bağımlı olacaktır. o ne derse, hukuk odur.

    ancak unutmamak lazımdır ki, dünyanın her yerindeki kalinin köprülerinde paltosuzlar dolaşır.

    paltosuz bırakanlar gün gelir paltolarından olabilir.
  • dostoyevski rus ebediyatını kastederek "hepimiz gogol'un palto'sundan çıktık" da demiştir.
  • ben paltomu çok severim... kışın yorgan misali korur beni, sonbaharda t-shirt'ümün üzerine giyerim güzel gözükür... keşke yazın da giyebiliyor olsam... eve gidip okşıyacağım kendisini o kadar çok seviyorum.
  • insan her şeyi unuturmuş. yalan.

    annemin gri paltosunu hiç unutamıyorum mesela ben. hey gidinin gri paltosu, nasıl unutabilirim ki? kozan çok soğuk bir memleket değildir. çok nadir de olsa bir ayaz çöker geceleri, hani şu kemikleri sızlatanından. işte o ayazlı günlerde o sıcacık paltonun içerisine sığınıp gece gezmelerinden dönüşlerimizi unutamam. serde zaten para yok, araba bizim için içi dolu bir hayal o zamanlar. babamın alkolu bırakmadığı zamanlar. yanaklarının kıpkırmızı olduğu günler. hani zaten kanı sıcak adamın. ama bi ara onun da siyah deri ceketinden de bahsetmek gerek. neyse biz konumuza, gri paltomuza dönelim.

    tarihini tam hatırlamıyorum, ama ilikçikuyu denen çocukluğumun katili sokakta oturuyoruz. seksenler işte, hani leblebi tozu yiyip konuşmaya çalıştığımız günler. annem babam ev kuşu olmamış daha, o zamanlar misafirlik adetten. hava soğuk, buz gibi lan. kediler bile ilk buldukları köşeye tünemiş. şarap satışları patlamış, şu köpek öldüreninden. biz misafirlikten dönüyoruz. annem, babam, ablam, ben. yürüyoruz bayır aşşağı. annem her zaman ki gibi o gri paltonun içerisine almış bizi. sanki paltonun içerisinde kalorifer peteği var. böyle sıcak bir ortam yok. az önce uyanmışım. hatırlamıyorum, belki az önce misafirlikte bir yaramazlık yapıp bir yorganı yakmışım. hatırlamıyorum işte, yürüyoruz ablamla o paltonun içerisinde. iç cebi var bir de bu paltonun, elini sokuyorsun içine çerez servisi falan var cepte. babamların alkol mezesi yaptığı çerezlerden aşırmış annem büyük ihtimal. hani yolda çinte çinte yeriz diye. çintmek, ne de güzel bir fiil. kozanca. işte o misafirlik dönüşlerinde bize ev sahipliği yapardı o gri palto. gece dönüşlerini umursamızdık. nasıl olsa o gri paltoya sarılacaktık. sıcak olan annedir belki, ama gri palto tutuyordu işte o sıcaklığı.

    şimdi kalın kalın montlar giy, pardesülere sarıl nafile. yok işte o sıcaklık. unutulmuyor işte. belki yer bezi oldu, bilmiyorum; ama unutamıyorum namussuzu. bana eski, yâd edilesi günleri hatırlatıyor. bulup sarılıp uyuyası geliyor insanın.

    insan her şeyi unutmuyor işte. anılası o kadar hatıra var ki kıyıda köşede bekleyen. arada bir hayatın akışından sıyrılıp baksan o köşelerden birine, yüzünde şapşal bir gülümseme bırakacak onlarca anı. unutmayacağım ama. kapılıp gittiğim günlere inat hatırlayacağım, hatırlatacağım. matah bir şey yapıyormuş gibi de şapşal şapşal sırıtacağım. aklıma geldi işte, şimdi sarıl da uyu o elyaf yorgana. nerede o eski 150 kilo yorganlar... onu da anlatacağım. onu da.
  • bu havalarda özlenilen hatta şiir yazdıran giysidir.

    palto candır
    cok cebi vardır
    kolları dardır
    kapusonu kardır

    (bkz: cuma aksami mesai sonu yaklasirken)
  • 1996da şehir tiyatroları tarafından da oynanan gogol eseri...
  • nikolay vasilyeviç gogolun yazdığı kısa hikayelerden belki de en güzeli. anlatımı,betimlemeleri , olayları tasviri muhteşem olan ve okurken gerçekten sizi olayın merkezindeymişsiniz , içindeymişsiniz hissiyatını yaşatan bir güzide eser.

    hikayeyi okuduktan sonra 7. sınıf memur olan akaki akakiyeviç başmaçnikov'un yaşadıklarına hem çok üzüldüm hem de çok acıdım. fakirliği bu kadar derinden yaşayan ve bir palto uğruna verdiği o yaşam mücadelesini görmek beni deli gibi üzdü.

    petroviç usta'nın kendini bilmez vurdumduymaz tavrı ve kendini sürekli ağırdan satması beni sinir etse de sonunda diktiği enfes palto ile kalbimi çaldı.

    hikayenin sonuna doğru kalanki köprüsü civarında nüfuslu zata yaptığı ise tam olarak belki de adalet kavramının yerini bulduğu ve kitabı gerginlikle okuyan bünyemin içine su serpen olay oldu.

    keşke herkes akaki kıvamında adalet sahibi olmayan bürokrasilere de aynı ayarı, aynı gözdağını , dünyanın geçiciliğinin ne kadar gerçek olduğu ayarını verebilse.

    ya da kitaptaki yaşlı kadın gibi hiçbir şey beklemeden bir canlının mücadelsine saygı duyabilse.
  • radyo tiyatrosunu dinlemek isteyenler için:
    http://alkislarlayasiyorum.com/…lto-radyo-tiyatrosu
  • nikolay vasilyeviç gogol'un çarlık rusyası dönemlerinde -1842- yazmış olduğu roman. yazının devamı spoiler içeriyor olabilir. kitap, rus toplumundaki alt sınıfın yaşadığı zorlukları, yoksulluğu, silikliği, var olmayı fakat yok olmaktan farksızlığı kara mizah yoluyla etkileyici bir şekilde anlatıyor. baş karakter akakiy akakiyeviç ise dostoyevski'nin yeraltından notları'ndaki anti-kahramanın bir nevi atası. zorlu bir uğraş ve uzun bir zaman sonucu akakiy akakiyeviç bir palto almış ve bu paltoyu bir gece hırsıza çaldırmıştır, bir süre sonra ise paltosunu kaptırdığı gecenin ayazında yakalandığı hastalıktan ve üzüntüden ölmüştür. öldükten günler sonra ise petersburg sokaklarında bir hortlak insanların paltosunu çalmaya başlamıştır. bu hortlak akakiy akakiyeviç'tir. ilk bakışta gayet basit bir kurgu ve öykünün son kısımlarında absürt bir unsur var gibi görünse de hikaye içerisine damla damla bırakılan ince eleştiriler ve mizah unsurları örgüyü çok güçlü bir hale getirmiş. gogol'den sonra gelen çoğu rus yazarın, rus bürokrasisine olan ağır eleştirilerini dostoyevski'nin "hepimiz gogol'ün paltosundan çıktık." sözüyle anlayabiliyoruz. akakiy akakiyeviç'in bebekliğinde kendisine adı verilirken tüm ihtimaller yok sayılıyor ve kendisine babasının adı veriliyor. anlatılan hikayedeki metaforlardan biri de aslında buraya arkasını yaslıyor: rus toplumu ve bürokrasisi kendini tekrarlıyor. gogol'ün neden rus edebiyatının önünü açan yazarlardan biri olduğunu palto'yu okuduğumuzda idrak edebiliyoruz. "yeni palto sözcüğünü duyduğu anda akakiy akakiyeviç'in gözleri karardı, odadaki tüm eşyaları bulanık görmeye başladı." bir yazarı büyük yapan detay, sadece ifade ettiklerinin evrensel bir dilde karşılığı olması değil, yazdığı cümlelerin manasını okur üzerinde hissettirebilmesidir. bu açıdan yaklaşıldığında gogol çok büyük bir yazardır. akakiy akakiyeviç'in, önemli bir şahıs karşısında aşağılanması, tüm alt sınıfların aşağılanmasıdır ve insanın yüreğinde bir sızı yaratmıştır. mizahın, acıların içinden çıktığına büyük bir ispattır bu kitap.
  • siyah olanı bünyeye testesteron hormonu salgılar. genelde giyenler kendilerini mafaya babası zannederler. eller cepte dik bir boyun üstüne de beyaz atkı varsa işlem tamamdır. dik dik bakmalara sebep olan yan etkileri bulunur. er bezlerinin yerine getiremediği görevleri bu siyah palto yerine getirir. bir nevi organ nakli denilbilir.