şükela:  tümü | bugün
  • tarihi yarımada’da ayak tabanlarımı sızlatana kadar yürümeyi çok özledim.
    mahmutpaşa’dan kapalıçarşı’ya doğru tırmanasım var, süleymaniye’ye doğru gidesim. koca avluda yürüyüp, denize doğru uzatasım bakışlarımı, oradan sultanahmet meydanı ve gülhane’ye geri yürüyüp, saraybunu’na inesim... hele parlak ve hafif serin bu istanbul gününde.
    alacağımız olsun pandemi bitince.
  • bir çadır, bir artçı ile nereye diye düşünmeden yollara düşmek. * güneş batarken konaklama derdine düşecek kadar plansız olmak..dört duvar hayatımızda özgürlüklerimizi özledik..
  • kendi evlerimize zorunlu misafir olmadan onceki zamanlarda..
    hepsi yaşamımın bir parçasıymış, rutiniymis..yorulup, yaşanmış bir günün ardindan eve dönmenin tadı başkaymis.

    isten erken ciktigim bahar gunlerinde, ara sıra yalnız başıma teraslarda oturup bir kadeh bir sey içmek,

    bazı pazar sabahları gazetemi okumak için gittiğim cafede selamlastigim insanların içten gülüşleri ve bazen sohbetlerimiz. iki haftada bir, yine pazar sabahı saat 11:00'de , şehrin en büyük sinema salonunun, en büyük perdesine yansitilan birbirinden guzel operalar,

    haftasonu almanya'nin havuzlari, kaplıcaları ve dağları, vosges dağları çayırları, yerel üreticilerin mekanlarında şarap/peynir tadimlari,

    cuma akşamları bazen cocuklarla, bazen yalnız gittigim son seans sinema geceleri ve boş sokaklarda filmi düşüne düşüne yürümek.

    senede iki veya üç kez yemekli agirladigim konuklarım, sohbet, kahkaha,mutluluk..

    noel pazarı, müzik bayramları, turistler, halk konserleri, ışık bayramları, 14 temmuz konserleri, musmutlu insanlarla çevrili olmak..

    spor salonu rutinim,

    buz pateni..

    sessiz,dingin ve elimden ç/alinmis hayatımın kaygısız,keyifli her güne serpismis tüm hareketli yönlerini özledim.
  • geceleri parkta, açık havada 3-4 bira devirmek.

    ilk defa bir şeyi özledim şu pandemi zamanında. en sevdiğim aktiviteydi lan senelerdir. havalar ısınınca, haftada en az bir gece birayı, sigarayı alır, kulaklığı takıp boş bir parkta ya da deniz kenarında, saat 3-4 civarı otururdum. terapi gibiydi bir nevi.

    dün gece kendi kendime düşündüm vakti gelmiş diye, canım istedi ama bu yaz yapabilecek miyim, onu geçtim geceleri dışarı çıkabilecek miyim o bile meçhul.

    geri verin lan banklarımı, ibneler!
  • kendimce türkiye'nin tüm doğal ve tarihi güzelliklerini ufak ufak gezme hayalim vardi. ciddi manada sekteye uğrattı. şu yasaklar bi gevsetilse de adıyaman nemrut dağı heykelleri ile devam edebilsem.
  • yüz yüze iletişim kurmayı özledim. normal bir insan evladı gibi, yüz yüze iletişim kurmak. atılan mesajları kendi sesimle okumaktan bıktım sözlük. mesaj atan annen de olsa, en yakın arkadaşın ya da sevgilin de olsa kulakların yine, yeniden hep kendi sesini işitiyor. bıktım bundan. dünyanın en iyi esprisi de olsa :) ya da asdfhsjs ya da hahahaha diye gülmekten bıktım. karşımdakinin gülüşünü görmek istiyorum, kahkahasını duymak istiyorum. ses duymak istiyorum ya ses. allah kahretmesin. tek istediğim lanet olası bi yaşam belirtisi ya. karşımdakinin mimiklerini izlemek, gözlerine bakabilmek istiyorum. yapay zekayla konuşuyormuş hissi çok bunalttı beni. mesela bi plan yapıyoruz atıyorum, ya da hayal kuruyoruz, maksat muhabbet olsun. deli gibi heyecanlanıyorum, ne bileyim içim içime sığmıyor ama karşı tarafa bunu hissettiremiyorum mesela. karşı tarafın gördüğü şu robotik ifade: "ayyyy ne güzel olur". iyyy ni gizil ilir. yansıttı mı şimdi bu bi duygu? yuoo. öyle robot robot iletişiyoruz. pandemi bitsin, elime şu telefonu alırsam ne olayım. illallah ettim. ayrıca şöyle bi fikrim de var. ben yaşımı 2 yaş küçük söylemeye karar verdim. 2 yıldır yaşadığımız şey hayat değil sonuçta. bence yaştan sayılmaz. gerçi bu mantıkla min 7-8 yaş küçük söylemem icap eder ama neyse. konumuzdan sapmayalım, direksiyonu toplayalım. topla topla topla.

    şehirdeki 2. yaşam alanım olan çay bahçesine gidip, kuytudaki bi masaya oturup geleni geçeni izlemeyi de özledim. en son gittiğimde pandemi kelimesini bilmiyordum. hayat vardı. çocuklar bisikletten düşüp dizini kanatabiliyordu, insanların biri gidip biri geliyordu ve bi köşeye pusup tüm bunları izlemek keyifliydi. şimdi izleyecek bir şey kalmadı, duvarlar ne gösterirse onu görüyoruz. basit şeyler daha çok özleniyormuş sözlük. ben yüzüme rüzgar değmesini özledim. başka bi şeyi değil.
  • kalabalık doğum günleri de bu listenin en önde gelenlerinden biri.

    son iki yıla kadar her doğum günümde arkadaşlarım ile birlikte bir rock bara giderdik. içlerinde rock dinleyen çok fazla kişi olmazdı bile, ama doğum günü çocuğu ben olduğum için benim istediğim yere gidilirdi. sevdiğim müzikler altında sevdiğim insanların yanında sarhoş olur, sohbet eder, şarkılara eşlik eder, duvardaki resimlerle konuşur, kafa sallar doyasıya eğlenirdim.

    son iki yıldır ise doğum günüm evde şöyle geçiyor.
  • yüzmek.
    arkadaşlarla yapılan aktiviteleri, konseri, tiyatrosu bir yana en çok yüzmeyi, kendimi zorladıktan sonra suyun içinde dinlenmeyi özledim.
    pandemiden önce beni ayakta tutan buymuş. aşırı stresli zamanlarda resmen yoksunluk çekiyorum. tamamen suyun içinde olduğumu ya da suyun üzerinde sırt üstü uzanıp gözlerimi kapattığımdaki hissi hayal ederek sakinleşiyorum.
  • vapurla eminönü'ne gidip mısır çarşısında dolanmak, süleymaniye'ye geçip orda vakit geçirmek, akabinde beyazıt'ta , kapalıçarşı'da dolaşıp vapurla üsküdar'a geçmek, bazı dostları ziyaret etmek, ikindiyi deniz kenarında güneşi izleyerek uğurlamak, metroya binip eve dönmek.
  • yazlık migros'a tuzlu saçlar ve plaj terlikleriyle dalmak :(