şükela:  tümü | bugün
  • kronik siklikta panik atak yasayan insanin muzdarip oldugu ruhsal bozukluk. (bkz: panik atak)
  • panik atakların yasandıgı bozukluk...
  • yaşamı tehdit eden ciddi ve belirgin bir nesnel ve fiziksel tehdit ve zorluk yokken çıkan tekrarlayıcı panik atakları gösteren kişilerde görülür bu bozukluk.bu hastalar yaşadıkları anksiyetenin bütün belirtilerinin farkındadırlar.oldukça sık bir şekilde yaşadıkları ankisiyete nöbetinin kaygı,endişe gibi psikolojik düzeydeki belirtilerinin yanı sıra ,soluk güçlüğü,çarpıntı,titreme,baş dönmesi,el ve kollarda uyuşma gibi şikayetleri vardır.panik atağı geçtikten sonra genel görünümleri,ilişkileri ve ruhsal işlevleri tümüyle normal sınırlar içindedir.
  • ciddi anlamda insanın düşmanının bile başına gelmesini istemeyeceği türden bir illet, rahatsızlık... tetikleyen nedenler çeşitli olabilir, ama kesinlikle kötü bir çocukluk altyapı hazırlar, ileride yaşlarda ortaya çıkacak olan panik bozukluğa. kalp ağrısı tabir edilen olay yakanızı bırakmaz, göğsünüzün tam ortasında bir yumruyla dolaşır durursunuz, delireceğiniz, ya da öleceğiniz anı beklersiniz, ölmek o kadar de dert değildir aslında, delirmek daha kötüsüdür, işiniz, aileniz, arkadaşlarınız vardır, onlara böyle bir şey yaşatmak istemezsiniz, yapmaya mecbur olduğunuz bir şey de tetikliyor olabilir, mesela uçağa binmek, uçak korkusu. birşeyler olsa, dünya yıkılsa da bu olayı yaşamasam dersiniz, ama çareniz yoktur, bu sıkıntıyla yaşamayı öğrenmek durumundasınızdır. eller devamlı bir şekilde terli gezersiniz, arkadaşlarınız son zamanlarda durgun olduğunuzdan bahseder, siz yok bişey deyip yapay bir gülücük atarsınız, ama o anda kendinizden tiksinirsiniz, böyle bir illet başınıza geldiği için, adam gibi savaşamadığınız için, bunun karşısında ezilip küçük kaldığınız için. insanın en büyük düşmanının kendisi olduğu geyiğine iyice inanırsınız, kendinizi yenmenizin de imkanı yoktur, çaresiz bir şekilde birazcık geçmesini, biraz olsun ferahlamayı beklersiniz.
  • panik bozukluğu olan kişilerde çoğu kez agorafobi de görülmektedir.

    (bkz: agorafobi)
  • çok ciddi yaklaşılması, öyle internet sitelerinde filan bu konuyla ilgili soruların cevaplanmaması gerekiyor. ki bu sitelerdeki birçok soru ve cevap kurmaca. misal bir tanesine rastladım, kurmaca olması kesin gibi, yaş 28 filan yazıyor, gerçekse çok acayipmiş hakikaten de. siteye üye olmadan doktorun ne cevap verdiği görülmüyor ama kurgu da olsa bunu okuyacak olan insanlar ciddiye alıp, kendilerine teşhis koymaya kalkabilirler. daha da ciddisi takıntı gibi görülen şeyler, başka ciddi sorunlara işaret ediyor olabilir. rastladığım soru mesajındaki ismi değiştirdim sorun olmasın diye (hoş o da gerçek ismini vermemiş o yüzden rahat yazabildim, mesajın sahibini rencide filan etmeyelim)

    ''merhaba. ilköğretim öğrencisiyim. benim kafama böyle şeyler giriyor. ben ahmet miyim diye. okuldan performans ödevim okunduğu zaman yapmadan önce aklıma böyle şeyler oluşuyor. ödevimi yaparsam ahmet yüksek not alır ben almam diye. her zaman beni rahatsız ediyor kafamdaki şeyler. ne yapmamı önerirsiniz . bir başka takıntım daha var. mesela; elim masadayken benim beynimden kötü kötü şeyler geçiyor. diyorum ki o masada iz mi kaldı diyorum. aklımdan o masaya çarpı atıyorum''

    yani böyle bir mesaja nasıl bir cevap verilmiş cidden merak ettim.
  • sonunda kendime edindiğim hastalık. nedensiz öfke, kaygı, korku, sıkıntı, sinir krizleri... artık neredeyse yaşamdan tamamen kopmuş haldeyim. arzuladığım şeyler için bile çaba sarfetmiyorum artık. mutsuz olmaya o kadar alıştım ki. arada gelen küçük mutluluklar bile korkutuyor beni. arkasından hep bir bela gelecek diye bekliyorum. birgün çok sakinim, birgün orta halliyim.. birgün geliyor o kadar sinirleniyorum ki nedenini bile bilmiyorum. nedenini bilmediğim birşey için sinir krizi geçiriyorum. o an biriyle tartışsam ve üstüme gelinse kesin kötü zarar veririm ya kendime ya karşımdaki kişiye. durduk yere ellerim terliyor. sanki çölde yürüyorum. ellerimden bildiğin dere akıyor. göğsümde bir taş var, biraz yürüsem ağırlık yapıyor. kalp krizi geçiriyorum sanırım diye duruyorum kenarda bekliyorum. boğazımda düğümlenmiş birşey var. bir türlü çıkmıyor. hep orda yutkunamıyorum bazen. boğuluyorum falan sanıyorum nefes almaya çalışıyorum bu sefer nefes alamıyorum iyice sinirleniyorum. bugün gayet iyi başladığım günü zehir ettim herkese yine. iş ile ilgili güzel atılımlar yaptık. gayet güzel grup içi çalışmalarda bulundum. fakat akşam sanki içime hayvan girdi. bir huzursuzluk bir sıkıntı. ulan sanki annemi babamı birisi kesmiş. nasıl mutsuzum nasıl sinir geldi bir anda. eve dönerken araçta tartışmaya başladık. o kadar sinirliyim ki telefonum çaldığında arayan kişinin gelmişini, geçmişini, ölüsünü, dirisini sıradan geçirdim. yahu adam arıyor nerde kaldın diye ne diye sinirleniyorsun hayvan. ama işte hakim olamıyorum kendime. bir an kapıyı açtım bırakıyordum kendimi asfalta. sonra bir anda bir sakinlik, dinginlik geldi. ama sonunda o asfalta bok gibi yapışacağım gün gelecek biliyorum. sanki vaktinden çabuk ölecekmişim gibi hissediyorum. sanki ben farklıyım gibi. yaşlanacağıma falan hiç inanmıyorum. erken yaşta öleceğimi falan düşünüp duruyorum. bazen bir ağlamaklı oluyorum. canım nasıl ağlamak istiyor. oto boka salya sümük ağlayasım geliyor. bazen şefkat bekliyorum çok. insanlar derdimi dinlesin falan istiyorum sorsunlar istiyorum. ama anlatmak istemiyorum. sorsunlar sadece. bazen hiç kimseyle muhattap olmak istemiyorum. karanlık bir odada tek başıma saatlerce mal gibi kalabilirim. yalnız kalmayı çok istediğim, içinde bulunduğum ortamı hemen terketmek istediğim anlar oluyor. çok değişik şeyler hissediyorum. ne hissettiğimi bilmiyorum. ne yapmak istediğimi, ne için yaşadığımı bilmiyorum. pusulası olmayan bir gemi gibi ruh gibi yaşıyorum.
  • geçen yıl, bir gece sanki kalbim durmuş gibi hissettim ve acile gittik. sadece tansiyonum düşmüş olsa da bütün gece gözlem altında kaldım. o korkuyla nabzım hep 140-150ydi. sabah saat 7 gibi doktorun olur böyle demesiyle eve döndük. gerçi iki kere ekg çekilmişti, hiç bir şey yapılmadı değil. tabi benim içim rahat değildi. özel bir hastanede kardiyolojiye de gittik. bütün kapakçıklar, kalp duvarları hepsi, sanırım ultrason ile incelendi. doktor her şeyin sorunsuz olduğunu belirtti. ne güzel, rahatlamıştım. ama gece olduğunda, o korkular yine ortaya çıkmıştı. korkularla başa çıkabilmek için çok uğraştım. ama yapamadım. sonunda psikiyatriye gittim. izmir'de özel olmayan bir hastanede psikiyatr bulmak çok zordu. sonunda bir yerde bulduk. sadece antidepresan verdi. tekrar kontrole gerek duymadı nedense. iyi dedim. hapı kullandım. kullanırken rahat oluyordum. ailemdeki antidepresan karşıtlığı yüzünden ne zaman şikayetlerim geçse aniden kestirdiler. sonra şikayetlerim yeniden başladı, tekrar hapa başladım. hatta bu sefer çok uzun süre kullandım. 2-3 kutu, yani yaklaşık olarak 4-5 ay kesintisiz kullandım. bunu da sağlık ocağındaki pratisyen hekimin babamla konuşması sayesinde. sen git koskoca psikiyatrı dinleme, pratisyen hekimin uyarması sonrası kullanmama izin ver. bunun nedeni psikiyatrın onların gözünde her gelene antidepresan verip gönderen biri olması. ama olay öyle değil işte. adam işini biliyor, neyi rahatlatacağının farkında da veriyor o ilaçları. bana verdiği hap da düşük dozlu bir şey. neyse, bu kadar uzun süre kullandıktan sonra yarım doza indirdim, kutu bitince de kullanmayı bıraktım. kullanmayı bırakalı 3 ay kadar olsa da hala bir atak yaşamadım çok şükür. velhasıl konuyu saptırmanın anlamı yok. demem o ki ataklar yaşıyorsanız, hiç kendinize işkence yapmayın - ki milletimizdeki psikiyatr önyargısı çok büyüktür, her psikolojik tedavi görenin deli olduğu tarzında bir görüş vardır - tedavi görmeden geçmiyor. emin olun.
  • askerde elime silah verilmedi sağ olsun bu zımbırtı yüzünden. zaten acemi birliğine kolum alçıda teslim olmuştum. sağ el tarak kemik kırığı dirseğe kadar alçıya aldılar kavgada kırmıştık genciz efenim asker eğlencesi ayağına dayıyorlar gündüz bira gece rakı .
    askerliği yedik döndük ki askerlik demeye bin şahit gerek adam olmuşuz insanların gözünde işe girdik ilk karşımıza çıkan yüksek paraya aldanıp vinçler hiyaplar tonlarca çelik saatte 2000 devir yapan taşlar motorları 450 derecelik destilasyon reaktörleri 5 bar basınçla yüze patlayan buhar jeneratörü ventilleri ve 70 metrelik yer çekimi bok yemiş yanında. böyle böyle anladık ve yenerken yenildik savunma mekanizmasına yaşamın ve bilumum ihtiyacların bizi güdüşüne.
    anlamın anlamına kavuştuğunda anlamına ihanet ederken kendini besleyen bir bilincin tutsaklığına sıkıştığını biliyoruz biz ki tek felsefe kitabı okumadık ve cıpınmadık tarihe altın harfler koalisyonu bahsetmek için. değil mi ökkeş? aferin bize..
  • ataklar dsm 5 te en az 6 ay surmelidir. agarofobi ise ayrı tanı olmuştur