şükela:  tümü | bugün
  • jeremy bentham'in tasarladigi ve hicbir zaman gercek hayata gecirilememis olan hapishane projesi. sekizgen biciminde bolmelerden olusan bir binadir ve tam ortasinda bir gozetleme kulesi vardir (yani oyle tasarlanmistir) kuleden butun hucreler gorulmekte ama hucrelerden kuledekiler gorulmemektedir. amac, mahkumlarin her daim izlendikleri fikrine kapilmalaridir- kulede kimse olmasa bile. michel foucault,panoptikon fikrinin modern guc kavraminin babasi oldugunu dusunur. izlenmese bile izlendigini, ya da her an izlenebilecegini dusunen birey kendi kendine bir oto kontrol mekanizmasi gelistirir ve kendini denetlemeye baslar.
  • bentham’ın panopticon’u, salgın hastalıklar nedeniyle karantina altına alınmış kentlerin mimari biçimi gibidir, bu kentlerde kıpırdayan, hareket eden herkes, ya sokaktaki salgın hastalık ya da evlerden çıkanları öldürmekle görevli askerler nedeniyle bir yaşamsal tehdit altındadır. panopticon’un ilkesi de çevrede halka şeklinde ve hücrelere bölünmüş bir bina, merkezde halkanın iç cephesine bakan pencereleri olan bir kule. hücrelerde biri ışık almak için dışarı, diğeri de kuleye bakan iki pencere vardır, böylece kuleden bakıldığında bir siluet halinde mahkumun, öğrencinin ya da işçinin eylemleri izlenebilmektedir. gözlemenin görülmemesi, düzenin güvencesi olmaktadır, hücre içindeki mahkum kaçmaya kalkamayacaktır ya da kapatılanlar işçilerse, kavga, hırsızlık, anlaşma, işi geciktirmeye ya da düşük nitelikli hale gelmesine neden olan veya kazalara sebep olan dalga geçmeler ortadan kalkacaktır. hem kalabalık hem de bireysellik, bir ayrılmış bireysellikler koleksiyonu lehine iptal edilmiştir. gardiyanın bakış açısına göre bu kalabalığın yerine sayılabilir ve denetlenebilir bir çoğunluk, içeride kapalı tutulanların bakış açısına göre ise kapalı kapılar ardında ve bakışlar altındaki bir yalnızlık geçmiştir.

    panopticon yapısı gereği herhangi biri tarafından işletilebilir, ve gözleyenlerin sayısı ne kadar artarsa içeridekilerin gafil avlanma ve gözetim altında olma kaygısı o kadar artacağı için panopticon, türdeş iktidar etkileri imal eden bir makinedir. böylece mahkumu iyi davranmaya, deliyi sakin olmaya, işçiyi çalışmaya zorlamak için güç kullanmaya gerek kalmamaktadır. panopticon, bu tip gözetleme sayesinde farklılıkların ortaya çıkmasına uygun bir ortam yaratmakta, “tembellik ve inat” olanı, tedavi edilebilir olan “geri zekalılık”tan ayırmayı, işçilerde her işçinin doğal yeteneklerini ortaya çıkarmayı, bir işi yapmak için harcadıkları zamanı diğer işçilerinkiyle kıyaslamayı ve yevmiyelerini bu zamana göre hesaplamayı mümkün kılmaktadır. bütün bu işlevler iktidara ait disiplin oluşturmaya yönelik tekniklerle gerçekleştirilmektedir.

    panopticon, insanlar üzerinde yaratılabilecek dönüşümlere yönelik deneyler yapmak ve bunları çözümlemek için çok ayrıcalıklı bir yerdir. panopticon, ideal biçime getirilmiş olan bir iktidar mekanizmasının diyagramıdır, her tür engelden, dirençten veya sürtüşmeden arınmış olan işleyişi saf bir mimari ve optik sistem olarak sunabilir: o işler durumda, her tür özel kullanımdan kopartılabilen ve kopartılması gereken siyasal bir teknoloji biçimidir. ancak, disiplinsel iktidarın denetleyenleri denetlemesinde olduğu gibi, panopticon’da da kule içine “kapatılmış” olan müdür de panopticon’un bir parçasıdır, ve bir aksilik söz konusu olduğunda ilk sorumlu (ve kurban) da o olacaktır. panopticon’ın efendisi “benim kaderim onlarınkine icat edebildiğim tüm bağlarla bağlıdır” demektedir. panopticon düzenlemesi bir iktidar mekanizması ile bir işlev arasındaki bir buluşmadan ibaret değildir, panopticon, ahlâkı yeniden biçimlendirme, sağlığı koruma, endüstriyi yeniden canlandırma kapasitesine sahiptir, iktidarı daha ekonomik ve daha etkin bir hale getirmek ister, ama bunu iktidarın ya da toplumun kendisi için değil, toplumsal güçleri daha güçlü kılmak, üretimi artırmak, ekonomiyi geliştirmek, kamusal ahlak düzeyini yükseltmek, arttırmak ve çoğaltmak için ister.

    bentham teorik düzeyde, toplumsal bünyeyi ve onu kat eden iktidar ilişkilerini çözümlemenin başka bir biçimini tanımlamaktadır; uygulama terimleri içinde, hükümdarın ekonomisini meydana getirirken, iktidarın yararını artırma durumunda olan bedenlerin ve güçlerin tabi kılınmalarına ilişkin bir usulü tanımlamaktadır. panopticon, nesnesi ve amacı hükümranlık ilişkisi değil de disiplin ilişkileri olan yeni bir “siyasal anatomi” nin genel ilkesidir.

    mimari ve geometri dışında hiçbir fiziksel kontrol aracına güvenmeden, panopticon iktidarın işleyişini garantiye alan sürekli bir gözetim ilkesine dayanan acımasız bir sistem kurar. burada foucault, ilk olarak kliniğin doğuşu’nda bahsettiği hakim olanın bakışı düşüncesini disiplin temasına kadar genişletiyor:

    “panoptik şema, iktidarın araçlarını daha güçlü kılar: ekonomisini sağlamlaştırır... engelliyici karakteri, sürekli olarak işlemesi ve otomatik mekanizmasıyla etkili ve yararlı bir mekanizma olmasını garantiler... bu, iktidar ilişkilerinin bir işlev içinde işlev görmesinin, ve işlevlerin bu iktidar ilişkileri sayesinde işlev görmelerinin sağlanmasının bir yoludur.”

    panoptik sürekli gözetleme ilkesi, kuşatılmış disiplinsel iktidar sistemlerinden, toplumsal kontrolün dağınık biçimlerine kadar yayılmıştır. modern toplum, sınırsız bir şekilde genelleştirilmiş bir panoptisizm mekanizmasıdır, ama işlevi sadece belirli mekanlardaki bedenlerin düzenli ve etkili dağılımından ibaret değildir. sürekli gözetim ilkesi, sabit bir değerlendirme veya yargılama fikriyle çevrelenmiştir: normalleştirme aracılığıyla kontrol. örneğin, modern bir ceza düzeninde mahkum sadece fiziksel kısıtlamaların gerektirdiği bir gözetime değil, aynı zamanda kriminoloji, psikoloji, tıp gibi “değerlendirici, teşhis edici, tahmin edici” ve normatif bir dizi bilgiye de tabi tutulmaktadır. bu bilgiler düşük dereceli suçluluğu denetmemeyi mümkün kılan patolojik bir “suçlu” (görevini yerine getirmeyen) öznesi üretir.

    panopticon, kapitalizmde yeniden keşfedilmiştir. kapitalizmde yeni teknolojilerin kullanımının işyerinin yoğun kontrolünü gösterip göstermediği tartışması karmaşık ve yetersizdir.zuboff, akıllı makinenin çağı (in the age of the smart machine)” kitabında bilgisayarların işyerinde dönüştürücü bir kapasiteye sahip oldukları görüşünde. “iktidarın ruhsal temeli” olan otoriteye pararlel olarak tekniği “iktidarın maddesel temeli” olarak inceliyor. iddiasına göre çağdaş yönetim tekniğinin anahtarı, yeni teknolojilerin kullanımıyla birlikte mümkün hale gelen panoptisimdir.

    günümüzdeki örgütlerde zuboff’un incelediği işyerlerinden biri olan yüksek derecede otomatize bir hamur imalathanesinde, sabah meydana gelen küçük bir patlama, tüm işlemin beş saniyelik aralıklarla sürekli olarak kaydedildiği kameralarla kurulmuş sistem sayesinde, yönetim kazanın nedenini, teçhizat hatası mı, kötü alınmış bir karar mı yoksa uyuklayan bir operatör mü olduğunu kesin olarak tespit edebiliyor; bu tip yerlerdeki işçiler günlük rutinin en küçük detaylarına kadar yönetimin gözünde saydam hale geliyorlar.

    bu yüksek derecede görünebilirliği zuboff panoptic’e bağlıyor. bu tip işyerlerinde bilgisayar tarafından sürekli gözetlenme ve üstlerle yüzyüze ilişkilerin azlığı, direnme arayışları ortaya çıkarabilirdi, ama alınan sonuçlar uyumun daha fazla olduğunu gösteriyor. özellikle bazı kayıtların yönetim kadar işçilerin de ulaşabileceği konumda olduğu fabrikalarda, yönetimin standartları işçiler tarafından içselleştiriliyor; bunun da foucault’nun belirttiği gibi panoptican’ın “normalleştirici disiplini” nin bir parçası olduğunu görebiliriz. zuboff bulgularını toplumsal bir seviyeye genelleştirmiyor, ama bu bağlantı frank webster ve kevin robins tarafından yapılıyor. webster ve robins, bilgi teknolojilerinin taylor’un bilimsel yönetimin ilkelerini üretim alanından kitlesel olarak ve çoğaltarak, tüketim alanına taşıdığını ileri sürüyorlar. foucault’yu izleyerek webster ve robins, disiplinin kapitalist sisteminin panoptik olarak arttığını görseler de, tek bir iktidar kaynağı göstermiyorlar. “herşeyi bilen denetleyici tek bir güç” olmadığını ileri sürüyorlar, ama yine de toplumun büyük bir panoptik mekanizma gibi işlediğini belirtiyorlar. (consumer açısından anlatanlardan). foucault’ya nispeten daha yakın olan mark poster ise panoptiğin artık teknik sınırları olmadığı için, ( tüketiciler açısından ) bir “superpanopticon”dan bahsediyor.

    bir metafor olmasının ötesinde, panoptic kavramı içinde bir iktidar modeli bulunur. normalleştirici disiplin, nesnenin abartılmış görülebilirliği, gözlemin doğrulanamazlığı, gözetimin hamili olarak nesne, gerçek bir kesinlik isteği, bunların hepsi bir iktidar modeli olarak panoptic’in önemli yönleri. soru, bütün bunların her bağlamda ne dereceye kadar zorunlu olarak varolduğudur.
  • panoptikon, ünlü ingiliz filozof jeremy bentham tarafından tasarlanan bir tür hapishane modelidir.bu hapishanenin merkezde büyük bir kule vardır. bu kuleden mahkûmların odaları görülebilir. mahkûmların odaları bu kulenin etrafındadır. iktidar, yani gardiyanlar bütün mahkûmları görebilirken, mahkûmlar kuledekileri asla göremez; fakat sürekli gözetlendiklerini bilirler.

    “panoptikon’un büyük etkisi buradan kaynaklanmaktadır, tutukluda iktidarın otomatik işleyişini sağlayan bilinçli ve sürekli görülebilirlik hâli yaratmak.” yani iktidar foucault’ya göre sürekli gözetleyen, söyleme müdahale eden, nüfus politikası ile beden üzerinde egemen olan yeni ve farklı bir iktidardır. işte foucault’nun iktidarın bireyleri nasıl izlediğine ilişkin verdiği örnek j. bentham’ın “panoptikon” örneğidir. foucault burada iktidarın işleyiş biçimi üzerine bir söylemde bulunmuş ve özellikle iktidar ile bilgi/söylem arasındaki ilişkiye dikkat çekmiş.

    hapishane

    panoptikon’un temelinde yatan ilke, tek odalı hücrenin içindeki mahkûma saklanacak hiçbir yer bırakmaması, buna karşılık dış cephedeki duvarın penceresinden gelen dış ışığın kuledeki nöbetçilere tutuklunun her hareketinin bir görüntüsünü izleme olanağını sağlamasıdır. bunu günümüzdeki kontrol kameraları sistemine benzetmemiz mümkündür. her odada bir kamera varcasına, mahkûmlar izlenebilmektelerdir.

    bentham’ın yaklaşımına göre, gözlemlenen her yanlış davranışının ceza getireceğini bilen; ama davranışlarının aslında ne zaman gözlemlendiğini bilmeyen tutuklunun, aklını başına toplayarak her zaman izleniyormuşçasına davranmaktan başka seçeneği yoktur. böylece mahkûm bizzat kendi hareketlerini kollamak durumunda kalacaktır. sürekli gözetlendiğini zanneden birini gözetlemenin bir anlamı yoktur; o, istenildiği gibi davranacaktır.
  • kişiyi kendi kendinin gardiyanı yapar bu sistem
  • kesinlikle annenin bakışıdır, asırlardan beri vardır. ve sizi gerçekten bu bakış salgın hastalığınız olduğuna inandırır. size aşık olan kadın olarak anne sizi kendisine bağlayacak her noktada organizasyona hazırdır. sizi o kadar beceriksizleştir ki yine ona kalırsınız. (bkz: supplica a mia madre)
  • bu yapı yüzünden,bireyler sürekli gözetimin sonucunda bir yandan iktidar ilişkisinin kendisini bireydışılaştıran öbür yandan ona maruz kalanları bireyleştiren bir kişisel olmayan iktidar ilişkisinin tuzağına düşerler.gözetimin genişlemesi ise hiyerarşi,disiplin ve modern toplum sınıflandırmaları içindeki temel gelişme sayılır.bireylerse bu gelişmenin sonucunda kişisel olmayan kurumların düzen ve denetimine hergün biraz daha fazla bağlı hale gelirler.
    (bkz: michel foucault)
  • dinde tanrının benzer işlevi vardır. tanrı herkesi görmekte ve denetlemekteyken, insan onu göremez. yapılacak her yanlış/doğru hareket kimse görmese dahi tanrı tarafından görülmekte ve siciline kaydedilmektedir.
  • "günümüz öznesi kendini sömüren bir kendilik girişimcisidir. aynı zamanda kendinin gözetleyicisidir de. kendini sömüren özne, içinde hem fâil hem kurban durumunda olduğu bir çalışma kampı taşır yanında. kendini ışıklandıran, kendini gözetleyen bir özne olarak, içinde hem mahkûm hem gardiyan olduğu bir panoptikon taşır yanında. dijitalleşmiş, ağa bağlanmış özne kendinin panoptikonudur. böylelikle gözetleme işi tek tek herkese dağıtılmış olur."

    byung-chul han - psikopolitika
  • jeremy bentham tarafindan tasarlanmis bir hapishane tasarimi. bu tasarima göre bütün mahkümler cam bir mimarinin icerisindedirler. ve disariyi görememektedirler, ancak cam mimarinin disindaki gardiyanlar bu insanlarin her davranisini gözlemleyebilmektedir. panapticon'un en önemli özelliklerinden bir tanesi de, mahkumarin her zaman baski altinda kalmalaridir. asla takip edilip edilmediklerini bilemezler, ve her an takip edilmektedirler.
  • bahsedilen diğer tüm özellikleri dışında psikoloji konteksi dahilinde "bakmak" meselesine de güzel bir metafor olarak iştirak etmiştir kendisi. foucault ve lacan'ın panoptikon yorumları üzerinden vardıkları noktalar aynı zamanda "bakmak" kavramının hem felsefede hem de psikolojide ne kadar geniş yer kapladığını da gösteriyor.

    foucault'a göre panoptikon hükmedenin bakışıdır. o kendisi görülmeden görmeye muktedir olandır. bu din ile benzerlik kurulduğunda tanrıya eşdeğer olmaktadır. bakan tanrıdır. madden gizlidir ama görebilemektedir. panoptik bakışta bakan iktidar sahibine dönüşür. bakışın sahibi olan özne olurken bakılan nesneye dönüşür. foucault erkeğin bakışının panoptik olduğunu söyler çünkü o baktığını nesneleştirir. erkeğin tam merkezde, görülmeden gören olup kadını nesneleştiren iktidar sahibi bakışına tepki de feminizmin çıkış noktalarındandır. lacan ise bakışın nesne olduğunu söyler. bakılan ise bakıldığından sebep öznedir. yani kadın bakılandır ama öznedir, o bakışın sahibidir ve sahiplenendir. lacan erkeğin bakışının kadını nesneleştirdiğine karşı çıkar. panoptik bakışın özne mi nesne mi olduğu tartışılmaktadır. onun özne-nesne aralığında gidip gelmesi muktedir olup olmadığını da değiştirir. bakış bakılanı nesneye çeviremiyorsa iktidar sahibi de değildir.

    bu da kısaca farklı bir panoptikon yorumu olarak dursun bakalım. ilerde meseleyi açarız belki, zira "bakmak" meselesi çok derin ve karmaşık. john berger'in "görme biçimleri" kitabı da bu konuyu deşmek adına çok faydalı ve eğlenceli. berger'in özellikle tablolar üzerinden görme biçimlerine dair yorumları bakışın iktidarına dair çok güzel ipuçları veriyor. burdan panoptik bakış üzerine çok şey çıkarmak da mümkün.
hesabın var mı? giriş yap