şükela:  tümü | bugün
  • bir papağan alıp ona "yardım edin; papağana dönüştüm kurtulamıyorum" demeyi öğretin.
    çok eğlenceli olacak.
  • üst komşumuzun dördüncü kez hacca gitmesiyle bakmamız için bize bırakılan,sabah akşam zaman farketmeksizin bir imamı aratmayacak kadar çok dua bilen ve okuyan akıl almaz kuş cinsi.
  • bazen "keşke konuşmasa" da diyebileceğiniz güzide kuş türü.

    dangoz arkadaşlarımdan birine nişan hediyesi olarak aldık bunlardan. öyle 100 liraya cennet papağanı falan değil, bildiğin 2000 united states dollarsa jako aldık.

    ne mi oldu? adam 1 aydır kuşa "ibne fenerbahçe" dedirtmeye çalışıyor. hayvan hemen öğrenemedi tabi öbeği. şimdilik sadece gelene geçene "ibne!" diye bağırıyor. bir de telefon sesi çıkartıyor o kadar.
    telefonun melodisini çıkartmıyor ama manyak. titreşim sesini çıkartıyor.
    hayatım batsın.
  • (bkz: ben bugün bunu gördüm)

    * - how are you my bird?
    * - how are you my brother?
    * - well i'm not your brother...
    * - well i'm not your bird...
  • kuruyemişle çalışan ses kayıt cihazı
    gerçi perde duvar kağıdı falan da yiyolar
  • bugün itibariyle gördüm ki, gri bir papağana sahibi "can you do evil?" diye sorunca "mu ha ha ha" diye gülebilen bir hayvanmış. vay be.
  • evde beslendigi takdirde konusmanın yanı sıra bir sure sonra kokularada alısması nedeniyle sizi cıldırtabilecek bir kus turu. mesela erik yerken yanından gecerken ona da verirsiniz sonra gecer gider gidersiniz. ancak ertesi gun koltukta yayılmıs erik yerken o kokuyu alır ve sizi yerinizden kaldırana kadar inanılmaz gurultuler cıkararak o erikten mutlaka bir adet kapar. ilk baslarda cok hos gelir; ama sonra cıldırtması kacınılmazdır. sayesinde her yediginiz meyveyi paylasmayı ogrenirsiniz, asla tek basınıza yiyemezsiniz. aynı sekilde yemi bittigi zaman da evdeki herhangi birini ismiyle cagırması cok ilginctir. ancak biriyle telefonda konusurken,eger ki papaganınız oldugunu bilmiyorsa, yalnız oldugunuzu iddia etseniz de bariz bi şekilde evin icinden gelen o bildigin erkek sesini acıklarken sizi zor durumlara da dusurebilir; ama ne olursa olsun sevmemek imkansızdır ve her eve lazımdır...
  • iyi insanların elinde dünya barışına, kötü insanların elinde tehlikeli bir silaha dönüşen canlı.

    küçüğüz, çok küçüğüz. adana'da kazım karabekir ilkokulu'nun(hala duruyor mu bilmiyorum) aşağısındaki kavşağın köşesinde(etnoğrafya müzesi-küçük saate doğru idi sanırım) bir iki tane dönerci vardı. üstlerinde taş kemerden gölgelikler vardı. demirlerde de bir tane kocaman papağan. gelen geçene küfrederdi ama böyle ana bacı küfürler. kaç defa kavga çıktı o papağanın yüzünden. adama sorduk. küçükten beri öyleymiş bu. evde dedesi küfürden rahatsız olduğu için alıp dükkana getirmiş. bu sefer de oradan geçenlere ve müşterilere küfretmeye başlamış. bir de küfredip arkasını dönüyordu, salağa yatıyordu çakal.

    hoş, sırf onun için adana'nın dört köşesinden müşteri geliyordu. adam, küfürleri kendisinin öğretmediğini iddia ederdi hep. klasik papağan hikayesi gibi ama bir papağan "orospuçocuğu, ananı bacını" gibisinden küfür etmemeli, ayıp.
  • bu hayvan bugün bana kafayı yediriyordu az kalsın.

    abim yeni bir dükkan açmıştı, ben de şehirdışında olduğum için daha hiç gitmemiştim. bugün öğlene doğru uğradım işte. bir ara dükkanda sadece ben varım. arka odadan sesler geliyor, biraz da karanlık o taraf. yani telefon ve bilgisayar tamiri yapıldığı zaman özel ışıklandırma yapılıyor sadece, diğer türlü karanlık kalıyor. ben de o ışıkları yakmayı bilmiyorum tabi.

    önce miyavlama sesi geldi. lan acaba kedi mi girdi telaşıyla gittim önce. baktım sesler kesiliyor etrafta da bir şey yok. ardından havlama sesi geldi. lan bildiğin köpek sesi be abi. korkuyorum da bir yandan "lan acaba kafayı mı yiyorum" diye... kapattım arka bölümün kapısını, showroom tarzı olan yerde müşteri bekliyorum ki yalnız kalmayayım. bir yandan da müzik açtım, ses gelirse de duymayayım diye.

    sonra abim geldi tabi. mal gibi korktuğum için söylemedim de neler olduğunu. arka tarafa geçtik bi' ara. ışıkları falan açtı abim, sonra yerdeki kafesin üstünden örtüyü açtı ve kuşla karşılıklı miyavlamaya ve havlamaya başladı.

    bir şey diyemedim tabi. "bu nerden çıktı lan hahaha?" diyerek ikisini de bıçakladım. kodumun kuşu. sabah sabah ne kafalar yaşattı bana.
  • dünyanın ilk sampler'ları. tabi en fazla 8 bit.