şükela:  tümü | bugün
  • denemek istediğim girişim. senelik izne falan denk getirsem gayet yapılabilecek iş.15-20 günü gözüm kesiyor.
  • benim gibi maaş yatınca har vurup harman savuranların, her ayın son 5-10 günü denemek istemeseler de, maruz kaldıkları hayatta kalma çabası...

    doğada her şey varmış he mi ?? yolda gördüklerimizi keriz gibi marketten alıyor muşuz öyle mii? ulan mahallede bir erik ağacı var bizim. geçen yaz duvarda otururken fena canım çekti, "alayım iki tane" dedim de "ağacıma dalıyorlar!!" gerekçesiyle herif tüfekle çıktı cama...

    doğayı bile satın almışlar mark, mülk edinmişler koç. sen daha ne konuşuyorsun ?
  • şehirlerde zor olsa da köyler için kolaydır.
    çünkü sebze meyve olsun su olsun, doğada vardır. olmayanlar ise komşularla değiş tokuş yapılarak giderilebilir.

    şehirde ise temel ihtiyaçlar için para ödemek ama diğer ihtiyaçları geçiştirmek parasız yaşamaya girebilir.

    temel gıda alışverişi ve faturalar dışında geriye ne kalır?
    kitap: değiş tokuş.
    ulaşım: bisiklet.
    dışarıda yemek: piknik yapmak.
    ayrıca, tasarruflu olmak, çevreci olmak vb

    bu örnekler çoğaltılabilir.
  • 80 bin lirayla 10 yıl çalışmadan yaşamak entry'sinin popularitesi ile biraz döktürmek istediğim, zamanında hakkı yeterince verilmemiş başlık. aramaya inandım ama kendimi ifade edebileceğim daha iyi bir başlık bulamadım şimdilik.

    para harcamadan yaşamak safhasına geçmek için tabii önce biraz kazanmış olmak gerekiyor, zira acı su bile artık parayla.

    efenim mayıs 2017 itibariyle konforumun aslında yerinde olduğu ama bir şekilde sağlığımı etkileyen, aynı şirkette 6 yılı bitirdiğim mayışlı, sodexho'lu, sgk'lı, hatta özel sağlık sigortalı 'gül gibi' işimden istifa ettim. kolay alınan bir karar olmadı ama evlilik nedeniyle birikmiş kıdem tazminatını alabiliyor olmak, sağlığımın yanı sıra en sağlam motivasyon kaynağımdı. evet kadınım, okumuş çift diplomalı bir iş kadını olarak insanı yıpratan iş hayatından uzak durmanın tüyolarını da vereceğim denebilir.

    nasıl geçiniyorum?

    - tazminata dokunmadan döviz-altın gibi geleneksel araçlarla değerlendirmeye gittim. oranın dönüşü ve ihtiyacım oldukça beni döndürmesi hiç de fena olmadı tabii.

    - gene ara ara açılsa da kredi kartımı sıfırladım - bu en büyük kafa rahatlığı zaten. başka da kredi vs. borcum yok.

    - az biraz bit coin aldım. fena döndürmüyor. bilsem daha çok alırdım mayıs 2017'de, katlayan treni pis kaçırdım.

    - yazı başına telif alarak eleştiri yazıyorum ama aylık getirisi max. 150-200 tl.

    - ve tabii ki eşimin işi ve aylık mütevazi geliri bu süreçte şüphesizki en önemli etken.

    yalan yok adam kirayı, faturaları ödüyor, mutfak vb. masrafların aslan payını karşılıyor. ekstra masraf olacak evcil hayvan ya da çocuk da yok. (bilinçli seçim)

    "e tabii öyle yaşarsın!" diyenleri duyuyorum. ama ben de maaşın iki katı kredi kartı borcu koymuyorum önüne. fakat istanbul gibi para yutan bir şehirde hiçbir keyfimden de geri kalmıyorum.

    öncelikle kirası 1500 tl olan, 2+1 gayet mütevazi bir evde oturuyoruz. ama konumun öyle nefis artıları var ki evin değeri 3000 tl sanki bizim için. 5 dakika mesafede ucuz ve taze sebze meyve aldığım haftalık pazar kuruluyor, metroya keza 5 dakika, doktora gitmem gerektiğinde ya da canım sahilde kitap okumak, sinemaya gitmek istediğinde ya da bağdat caddesinde gezip, alışveriş yapmam gerektiğinde her yere yürüyerek ulaşabiliyorum. hatta cebimde para olmasa, cüzdan falan çaldırsam anneme en kötü 1 saatte yürüyerek gidebilirim. sonuçta yürümek ve önemli lokasyonlara yürüme mesafesinde olmak çok hayati; neredeyse her gün mutlaka dışarı çıkıyorum ama haftada bir, 20tl'lik akbil dolduruyorum. karşıya halen yüzülerek geçilmiyor zira.
    yani ben demedim ki "aman kocacım belki zora düşecez ama noluur deniz gören, 3 artı 1 bir rezidansa taşınalııım! nolur nolurrrr" demedim yani... ya da ona 10 yıllık ev kredisi kitleyecek bir ev alalım diye diretmedim.

    en önemli gider kalemlerinden biri olarak sigara içmiyorum, ama sağlam alkol içicisiyimdir hem bireysel hem sosyal ortamlarda. evde etil alkolle likör yaparak ve bira kitinden mayalayarak, ucuz ama lezzetli şarapları keşfederek alkol masrafını, dış mekanlar haricinde, en düşük düzeyde tutuyorum.

    evde daha çok zaman geçirince ister istemez ev hanımı üretimine de sarıyormuş insan. biranın haricinde yoğurt, kefir mayalıyorum, ev yapımı turşu, sirke kuruyorum; mevsiminde taze sebze, konserve vs ile de buzluğu sağlıklıca doldurduk. zamanında annemin yapıp "ya benim öyle şeylere zamanım mı var allah aşkına!" dediğim mutfak üretimlerini 30 yaşından sonra yapmak , insanın diplomalarına zarar vermiyor, merak etmeyin. mutfak işini hiç sevmez, ev işini hep zulüm olarak görürdüm. temizlik ve ütüyü hala o kategoride değerlendiriyorum ama mutfak işinin rengi zaruriyetten üretime dönünce keyifli oluyormuş.

    yazın balkonda bolca biber, demet demet taze nane yetiştirdim, toprakla da uğraşıyorum yani.

    bildim bileli spor salonunda spor yapmaya karşıyım, zaten outdoor'cuyum, bisiklet tepesindeyim, öyle de br masrafım yok.

    gelelim kadınların ortak en büyük masraf kalemlerine: kuaför, makyaj, kıyafet, ayakkabı, aksesuar!

    oldum olası kuaför sevmezdim, iş hayatı zorunluluğu ile eskisine nazaran daha sık kuaför masrafım vardı. o da ayda 50-60 mak. olmuştur. mesela 18 yaşımdan beri renk değiştireceksem saçımı kendim boyarım, bir gün bile renk açtırmaya gitmedim kuaföre. yakın zamanda modelli saç kesmeyi bile başararak ve manikür vb. işleri kendim hallederek zaten minimal olan kufaör masrafını sıfırladım.

    işten ayrılmadan önceki son maaşımla 3 set iyisinden makyaj malzemesi aldım. e her gün işe gitmediğim için yüzümü yoran makyaj da yapmadığımdan o setler beni 2 yıl daha rahat götürür.

    no poo akımına dahil olarak şampuan ve saç kremi de kullanmıyorum, beyaz sabun ve ev yapımı sirke ile saçlarım ve saç derim en ekonomik biçimde sağlıklı hayatlarına devam ediyorlar.

    kıyafet, ayakkabı, aksesuar : sevgili hemcinslerim zaten iş kadınıyken kendi standardım açısından o kadar çok yatırım yaptım ki bu mevzulara yağmur botum parçalanmadığı, montlarım yırtılmadığı sürece hiçbir şey almaya ih-ti-ya-cım yok! burdaki kilit mevzu ihtiyaç arkadaşlar. mango'nun manyak indirimleri, h&m'in sezon sonları ya da trendyol'un black friday'i beni gerçekten hiç ilgilendirmiyor. neye ihtiyacınız olduğunu siz belirlersiniz sistem değil. ben çifti 5 lira olan küpeleri de bir süre sonra kaybediyorum bilmem ne markasından 30 tl ye aldığım kolye de kopuyor; pentinin 10 tlik çorabı da 3 giyişte kaçıyor, pazardan aldığımda. bırakın sistem size kim olmanız gerektiğini söylemesin, buna izin vermeyin, o çarkı beslemeyin.

    aylık cep telefonu giderim 21 tl, onu da artık eşime ayrıca ödetmiyorum. asla ayfonum olmadı, samsunglarım elimde parçalanınca yurt dışından 900 tl'ye kırılmaz, bozulmaz telefon aldım, huzurluyum.

    ha bu arada 11 günlük 3 ülke 4 şehirlik müthiş bir orta avrupa gezisi yaptım. ucuz uçak bileti+tren, otobüs yolculuğu kovalayarak, "ayy ben erasmusçuların hostelinde kalmam!" demeyerek yaz tatiline yurt dışı gezisi de sıkıştırdım. tazminatı biraz tırtıkladım, kabul; e olsun o kadar!

    velhasıl olay çok çok kazanmak değil, çok çok harcamamak. bu kardeşiniz çok değil 10 yıl önce öğrencilik döneminde ayda 400 tl ye geçiniyordu, gün geldi o paradan kira+kredi kartı ödediğim de oldu, aile evine geçince para artırdığım da. ama hiçbir zaman sahilde bira içme keyfimden mahrum kalmadım. ot olmadım yani. öncelikleri değiştirdim; akbil parasını biraya gömüp yürdüm. ama bu okul, gençlik yıllarında kalmadı, hayat felsefesi oldu bir anlamda. önemli olan neyden nasıl keyif aldığınız. ben yanıma evden sandviç yapıp, yürüyerek kumsala (evet istanbulda kumsal var) inip kış güneşinde kitap okurken herhangi bir para harcamanın bana yaşatamadığı keyfi alıyorum. fakat ben illa kilyosta bilmem ne beach club a gitmezsem olmaz, boğazda şurada bir salataya 5 kat para vermezsem yaşadığımı anlayamam diyorsanız, zaten boşa okumuşsunuz.

    daha çok yazardım da, e yeter artık. huzurlu hayat hayallerinizi emeklilik sonrası ege kasabasına ötelemeyip istanbulda kendinizi canlı canlı gömmeyin.

    sorusu olan varsa mesajlardan yeşillendiririm.
  • mandıra filozofu olsanız da günümüzde başaramayacağınız durum. bi kere gss prim borcu kitliyorlar lan.