şükela:  tümü | bugün
  • yaşayacak bir gelir elde etmek.
    her koşulda para kazanmak mümkündür. zor olan; inandığın değerleri koruyarak ve keyif aldığın şeyleri yaparak onu kazanmaktır.
  • çok çeşitli yolları olsa da benimkisi biraz farklı olandır.

    benim ek para kazanma şeklim hırsızlıktır. evet bildiğin hırsızlık. ankara ve eskişehirde 60 küsür tane şubesi bulunan bir marketler zincirinden, mağaza ortaklarından birinin oğlu ile kendi mağazalarından hırsızlık yapıyoruz. eğer ki yakalanırsak mağaza müdürüne ödül veriliyor. yakalanmazsak biz bir miktar para alıyoruz, mağaza çalışanlarına yaptırım uygulanıyor. çünkü eğer biz onların ürünlerini çalabilirsek herkes bunu yapabilir. bu uygulamada mağaza çalışanlarının dikkati ölçülüyor.
  • para iki defa kazanılır. bir kazanırken. iki harcarken.
  • bir seyler uretip karsiliginda para kazananlara ucretli kole, enayi vs denirken, baskalarinin urettigi uzerinden para kazananlara da devlet buyugu, sabanci, ingilizcede de bir kumsalin gunesi denir.
  • "ne tuhaf, insandaki kendini ifade etme, dünyada bir iz bırakma ihtiyacının güçlü bir şey olduğunu sanırız; ama genelde yeterli olmaz bu. asıl işe yarayan, insanları kendilerini aşmaya iten şey hâlâ sadece para kazanma ihtiyacı."
    (michel houellebecq, "harita ve topraklar")
  • dünyanın en kolay işlerinden birisidir.

    para kazanmaktan daha önemli olan hedeflediğiniz miktarı kazanabiliyor musunuz önemli olan bu aslında. ben söyleyeyim hiç bir zaman sizi mutlu edecek miktara ulaşamazsınız.

    ilk kazandığım parayı hatırlıyorum. yaş 5 en fazla 6 hayatta eğlenmekten başka bir derdimin olmadığı yaştayım yani. mutfaktan harika poğaça, börek kokuları geliyor, seviniyoruz duruma. tam fırın açıldı yiyelim derken çok iyi hatırlıyorum annemin "onlar yemelik değil" diyor, bir yandan da tepsiye sıra ile dizdiğini görüyorum.

    işin aslı annemin tepsiyi elime verip "bunlar satmalık poğaça" dediğinde anlaşılıyor. alıyorum elime tepsiyi çıkıyorum sokağa ne in var ne cin var mahallede bağırmam lazım pazarlamam için onu da bilmiyorum daha.

    sokakta akranlarım olan hala da görüştüğüm ağbi, kardeşi çağırıyorum pencereden. büyük olan tepsi taşıyor küçük poaça var diye bağırıyor. yemin ediyorum 5 yaşında bağıran çocuk "yiyen memnun yemeyen pişman" diyor oha diyorum amk adam fersah fersah üstün benden. 3 sokak gezmiyoruz tepsi bitiyor paraları getiriyorlar nasıl da sadıklar amk. o gün bu şekilde 4 tepsi sattık. zerre yorulmadan günü tamamladım. ertesi gün iki tepsi ile çıkıyoruz hoop yine paralar bende toplanıyor.

    3. günü görmedi bizim bu iş. annem durumu öğrenince ben sen sat diye yaptım demez mi. benim öğrenmem gerekiyormuş.

    yahu anne iki günde tek başıma yapabileceğimin 3 katını satmışım planlama ve görev dağılımı yeteneğimi taktir et dimi ama. (ego tatmini bizim işimiz :)))

    para kazanmanın güzel birşey olduğunu düşündüm o zamanlar ama her defasında stres. şimdi anlıyorum elime ilk tepsiyi almadan önceydi en rahat en stressiz zamanlarım.

    adana sokaklarından poğaça satma ile başlayan para kazanma serüvenim eskimo, bici bici (soğuk adana tatlısı), pazarda su vb. bir düzine tecrübe ile bok edilmiş bir var olma içgüdüsüne dönüştü zamanla.
  • çoğu zaman kula kulluk etmek ile elde edilen hal.
  • peripelladan nutellaya gecmeye benzer, kimini degistirir.
  • çoğu insanın köle doğduğu medeniyetimizde özgürlüğümüzü satın alma umuduyla yaptığımızdır. tabi çoğu zaman bir maaş sahibi olarak/olabilerek ancak canımızı bağışlatabiliriz kızgın türdeşlerimize.
  • fakir için zor, zengin için kolaydır.