şükela:  tümü | bugün
  • söz konusu filmin adı uyanık kardeşler'dir. param yok pulum yok filmin içinde bolca geçen bir şarkıdır ve orjinal versiyonunu o dönemlerde meral ve zühal (ikizler) plağa okumuş ve meşhur etmişlerdir. müjdat gezen versiyonu orkestrasyon açısından daha iyidir. meral ve zühal yorumu çok bayıktır.
  • yaklaşık yirmi yıl önce..
    turuncu bir mutfak masamız var, sandalyede oturuyorum çay içiyorum. çay haliyle turuncu masanın üzerinde. masanın ayakları da pek sağlam değil, masa hafiften oynuyor (belki de zemin eğri). o günlerde filmi * seyretmiş olmalıyım ki bir yandan bu şarkıyı söylüyorum bir yandan da masada ellerimle tempo tutuyorum. tempoyu biraz sıkı tutumuş olmalıyım ki masadaki çay bardağı sarsıntıdan devrildi, çay döküldü, çayın bir kısmı üstüme geldi, bereket yanık olayı falan olmadı. bu olaydan sonra evdekiler (annemle babam) sık sık bu şarkıyı hatırlatıp dalga geçtiler. sanırım şarkıyı duysalar yine o olayı hatırlarlar... ben hatırlıyorum.
    (bkz: hatırası var)
  • esasen bir hulki saner bestesidir.
  • dünyada dert çok ömür kısa
    hayatta zevk yok aşk olmasa

    param yok pulum yok
    malım mülküm olmasın ziyanı yok
    aşk dolu şu kalbim
    işte budur benim servetim

    kesem boş hayat hoş
    aşktan başka bu dünyada herşey boş
    kısmetim bu benim
    sevgim var ya ben de zenignim

    gelmedin bekledim
    senden başka hiçkimseyi sevmedim
    aşkın tek ümidim
    sevgim benim bütün servetim

    sözlerine sahip olan, meral zuhal kardeşlerin seslendirdiği parça...
  • galatasaraylı futbolcuların konyaspor maçından sonra içinde bulundukları durumla ilgili mesaj vermek gayesiyle koro halinde söyledikleri şarkının nakarat cümlesidir.

    efendim bu futbolcu milletini anlamak mümkün değildir. çocukluk yıllarında fanatik bir taraftarlık dönemi geçirmiş, harçlıklarını biriktirerek maçlara giden ve bir beşiktaş taraftarı olmam hasebiyle bir çoğundan boynu bükük ayrılmış biri olarak o yıllarda babamın "hadi onlar para için koşuyorlar, yağmurun çamurun içinde tepiniyorlar da size ne oluyor..cebinize giren yok çıkan yok" şeklindeki kızmalarını şimdi şimdi daha yeni anlayabiliyorum.

    bunu nedenini şöyle açıklamak mümkün,

    düşünün üniversite okumuşsunuz. bitirmek için gecenizi gündüzünüze katmışsınız..türlü sıkıntılar çekmişsiniz..sosyal hayat, özel hayat hepsini askıya almışsınız. nihayetinde de iş güç sahibi olup, memlekete, millete hem de kendimize faydalı olalalım gibisinden idealist yaklaşımlar da edinmişsiniz. kısacası kendi ekmeğinizi kendiniz kazanma çağına gelmişsiniz. fakat hayatın acı gerçeklerinden birtanesini daha yaşayarak öğrenirsiniz ki bu ülkede üniversite okumanın, kendini yetiştirmenin ve bilginin maddi anlamda karşılığı, bütün gün antremanlarda top tepen ve tek özelliği sol ayağının içiyle muz orta yapmak olan sıradan birtakımın sıradan bir sol açık oyuncusunun aldığı maç priminden daha azdır.

    her konuda ilginçliklerin ülkesi olan türkiye'de birbaşka ilginçlik ise milyon dolarlarla ifade edilen rakamlara senelik mukavele imzalayan futbolcuların kazandıkları para için "ekmek parası" ifadesini kullanmalarıdır herhalde. seneler önce hiç unutmam beşiktaş ile anlaşamayan alpay arkadaşımız yarım milyon dolar daha fazla alamadığı gerekçesiyle ayrılırken "bizler profesyoneliz, ekmek paramızı düşünmeliyiz" diyerek ingiltere'nin yolunu tutmuştu. o günlerde bir köşe yazarı hiç üşenmemiş ve yarım milyon doların kaç tane ekmek ettiğini hesaplamış ve yazısında açıklamıştı. bu ülkenin topçusu da popçusu da iyi para kazanır. eğer onlar ekmek parası kazanıyorsa korkarım ki bizim ederimiz birdilim ekmeğe yetmemektedir.

    diyeceğim o dur ki, bakmayın siz bu futbolcu milletinin "param yok, pulum yok" edebiyatı yaptığına. birçoğu bundan sonra hiç para almasa bile sülale fertlerinin birçoğunu ömür boyu memnun edecek kadar mal mülk sahibidir. bir teknik direktörün ayda 90 bin ytl aldığı, kazandığı demiyorum bakın, bir ülkenin topçusu hiç aç kalır mı?

    maalesef bu ülkenin medyası da krizde olan ve maaş alamayan beyaz eti sektörü çalışanlarının işlerini kaybetmek üzere olduklarını ve eve ekmek götüremediklerini değil de galatasaraylı oyuncuların soyunma odasında söyledikleri hüzünlü şarkıları manşetlerine taşır.
  • müthiş bir felsefi derinliği olan, içinde freud'a ve nietzsche'ye göndermeler barındıran bir şarkıdır. özellikle "şak şak şak" kısmıyla insanı farklı diyarlara götürür. zaman zaman aklıma gelir, dilime dolanır, umarsızca seslendirir ve sonra da haykırırım:

    " ulan madem param yok -şak şak şak- o zaman"