şükela:  tümü | bugün
  • bukowski çevirilerine gereken özeni göstermeyen, izleyen baskılarda, mevcut olan yazım yanlışlarını düzeltmeyen, arada sansür uygulayan, pasaklı, işgüzar bir yayınevi.

    bukowski'nin south of no north'unu "ölüler böyle sever" şeklinde çevirmişler mesela. çevirmen avi pardo. kitaptaki unutulan virgüller, bağlaçlardan önce kullanılan gereksiz virgüller, gene arada unutulan çift tırnaklar bir yana tonla yazım yanlışı var ve inanılmaz ama kitabın 7. baskısından (2016 baskısı) söz ediyorum. aradan kaç sene geçmiş, hiçbir düzeltme yapılmadığı gibi sansürlemeler de devam ediyor. hangisini seçip örnek versem, bilemedim doğrusu! ama birkaçını not ediyorum:

    abaza
    alt üst (olmak)
    alış veriş
    batman'ı
    beşyüz
    cokey
    farzet(mek)
    hank'ın
    herbiri
    hipi
    hollywood'taki
    lesbiyen
    mike'in
    minietek
    onsekiz
    pantalon
    peşpeşe
    terket(mek)
    traş
    uyuya kal(mak)
    ünvan

    hepsi iyi hoş da sandöviç nedir be kardeşim? aynı sayfada iki türlü yazım şekli karşımıza çıkıyor üstelik: sandviç, sandöviç. yüzyıl yerine yü zyıl. hadi bu çamuru da matbaacılara atalım gitsin.

    bir sayfada beysbol yazarken ötekinde beyzbol, bazen yirmibeş bazen de yirmi beş, sanki karar verememiş gibi. kimi zaman evsahibesi kimi zaman da ev sahibesi. yani uğraşsan bu kadar suistimal edemezsin türkçeyi.

    her şey bitişik yazılırken bir şey ayrı yazılıyor. okumaya devam ediyorsunuz, o da ne, bu kez birşey şeklinde yazıldığını görerek kanser oluyorsunuz. şey her daim ayrı yazılır derdi eski bir dershaneci.

    hadi bunlar anlatımı zedelemiyor diyelim, hazırlayım, tazeleyim nedir? amerikan altkültüründeki gündelik konuşma dilinin bir örneği dersen anlarım da neden bukowski'nin her kitabında bu ifadeler yok diye de sorarım?!

    ve sansür: y.arak veya ya.m - göt yazabiliyorsun da yarak mı rahatsız ediyor seni? hatırası nedir bunun?* ama durun, ilerleyen sayfalarda g.öt diye bir garabet var! bazen amcık bazen de a.cık sansüre de karar veremiyor! sikeyim sözcüğünü aynen yazabilmeyi beceriyor ama her nasılsa! yalnız şu üç türlü yazım biçimi beni epeyce güldürdü: hassiktir, hasiktir, assiktir. bunun sorumlusu kim merak ettim, çevirmen avi pardo mu?

    haftanın günleri rastgele büyük harfle başlatılarak yazılıyor. halbuki yanlarında rakam olmadan küçük harflerle başlatılması gerekirdi. bunu ilkokula giden yeğenim bile biliyor yahu.

    aşikar, kabus, hikaye, kafi, aşık gibi sözcüklerin yazımında inceltme imi hiç kullanılmamış. fakat kesekâğıdı yazarken kullanılmış hemen hepsinde. sadece bir örnekte kullanılmamış, eğer gözümden kaçmadıysa. yani burada da bir rastgelelik, bir özensizlik mevcut.

    daha nice örnek var ama bu kadar kâfi! özetle kitabın son okuması yapılmamış ve tam 7 (yazıyla yedi) baskı boyunca böyle sürüp gelmiş herhalde!

    yayın yönetmeni metin celal'e not: okurlara yaptığın bu saygısızlığı, kitabı elden geçirip, yeni baskılarda ortadan kaldıracağına inanıyorum.
  • müthiş bir ticari kafa sayesinde okurları çıldırtan yayınevi. işleyiş şu:

    bir yazarın bütün kitaplarının yayın haklarını alıyorlar, çok az basıp piyasada tamamen tükenmesini bekliyorlar. kitap piyasada bulunamadığı için müşteriler satın alamıyor. yapılan analiz tablolarında bu kitapların satış oranlarının çok düşük olduğu tespit ediliyor. hiç satmayan bir kitabın basılması son derece yanlış bir ticari karar olacağı için kitabın basılması sürekli erteleniyor. artık yeni basımlar için doğru zaman bekleme aşamasına geçiliyor. ve bu süreç yıllarca devam ediyor.

    umarım iflas ederler.

    edit: (bkz: john fante)
  • uzun süre ağlak modda john fante'ye hayat vermeleri gerektiğini anlatan e-postalar attım kendilerine, baktım sonuç alamıyorum daha tehditkar, daha kendini bilmez mesajlarla devam ettim rahatsız etmeye. hiç beklemediğim bir anda, hiç beklemediğim bir kitabevinde bahara kadar bekle, bandini'yi gördüm. gözlerimi yeteri kadar ovuşturduktan sonra bir de yanımdaki görevliye kitabın adını yüksek sesle okuttum, evet gerçekten tekrar basmaya başlamışlar kitabı.
    öpüyorum kendilerini, ancak tek kitapla kurtulamazlar, yakarım bu gezegeni.
  • bir bukowski okurusunuzdur. internetten bakarsınız, son basılan kitap "parantez yayınları" ndan çıkmıştır. bakmadığınız kitapçı sahaf kalmaz ama bulamazsınız. neden? çünkü hem az basılırlar hem de basıldığı anda yeraltı edebiyatı severler tarafından birer ikişer satın alınırlar. ulan bulucam ben bu kitabı dersiniz. internetten parantez yayınlarının adresini bulursunuz, üşenmeden kalkar gidersiniz. tünele doğru bir işhanıdır efenim adres. içeri girdiğinizde merdivenlerin üzerinde hangi katta ne olduğunu gösteren tabelaları görürsünüz. "parantez yayinlari 5. kat". üşenmeden çıkarsınız 5. kata. karşınıza on adet kapı çıkar. fakat ne tuhaftır ki bu kapıların hiçbirinin üzerinde ne bir isim ne bir başka şey yazmaktadır ve de tüm kapılar kilitlidir. eliniz boş, kafanız karışık geri dönersiniz.

    sonuç: yoktur öyle bir yayın. daha doğrusu görüntüde vardır ama yoktur.
    (bkz: bulazaam seni avi pardo!)
  • john fante gibi bir yazarın yayın haklarını elinde tutup, sadece 2 kitabını piyasaya süren, beni uyuz eden yayınevidir.
    istanbul'da gezmediğim sahaf, internette bakmadığım satış sitesi kalmadı ama hala aradığım kitabı bulamıyorum. bukowski de iyidir, onu da basın, basmayın demiyorum hobi olarak yine basın, ama biraz da john fante'ye önem verin.

    (bkz: bahara kadar bekle, bandini)
    (bkz: 1933 berbat bir yıldı)
    .
    .
    .
  • yıllarca herkese (bkz: john fante) okumasını önerdik. ama baskıları bulunmuyordu. artık tekrar basmışlar.
  • (bkz: gani mujde)
  • (bkz: iceberg slim)
  • (bkz: avi pardo)