şükela:  tümü | bugün
  • işin iş olmadığını gösterir.
  • işi olup mayışlanamayan ben ve pek çok benzer türün tehlike altında olduğu durum
  • işe yeni başlandığını da gösterebilecek durum.
  • bir miktar avans + holosko ile çözülebilir.
  • yıllık izinleri 3'er gün kullanarak geçici bertaraf ettiğim mevzu.
  • "yeni türkiye'nin" yeni hali maalesef. aldığın maaş artmazken, enflasyon senelerdir katlanıyorsa, üstüne bir de paranın değeri yerlere yığılıp sonra karnını doyurduğun her malı bir yabancının parasına endeksli satın almak zorunda kalıyorsan, kaçınılmaz sondur. bu ay 1-2 gün gidemiyorsun belki. bir dahaki ay 4-5 güne yükselecek. sonra bir bakmışsın ne işin var, ne de işin olsa bile gidecek paran.
  • başıma gelmiş hadisedir, anlatıyorum. yeni mezun halimle üç kuruşa çalıştığım zamanlar. ay sonuna hâlâ epey bir gün kala maaşı tüketmişim. bir süredir ay sonlarını sürekli birilerinden borç alarak geçirmişim, borç isteyecek kimse kalmamış. kredi kartım yok, cebimde para yok. aileme de param bitti diyemiyorum. yeme içme halloluyor ama en azından maaş alana kadar işe gidiş geliş parası lazım. yine bir iş sabahı cebimdeki son parayla kızılay’a kadar gidebildim ama ofise ulaşmam için bir vasıta daha yapmam gerekiyor. cebimde bir süre önce doğumgünümde arkadaşlarımın birleşip aldığı ufak bir mp3 çalar var. planım belli, sıhhiye tarafındaki pasajlarda elektronikçilere girip aleti yok pahasına okutacağım, ay başına kadarki otobüs paramı çıkartacağım. mp3 çalarların pahalı olduğu dönemler geçmiş, ikinci elinin de çok para etmeyeceğinin farkındaydım, fakat hiç para etmeyeceğinin farkında değildim. nitekim sırayla girdiğim dükkanların hepsi burun kıvırdı, almıyoruz dediler. elimde mp3 çalarla sap gibi kaldım. nakde çevirebileceğim duran varlıklarımı hesap ediyorum, aklıma iki tane geliyor, fakat birincisi sabah saatinde gitmez. ikincisi olan nokia bilmemkaç bilmemkaç model cep telefonumu elime alıyor ve az önce dolaştığım elektronikçilerden birine girip peki buna kaç para verirsiniz diye soruyorum. adam şöyle bir evirip çevirip bir rakam söylüyor. çaresiz sim kartı çıkarıp telefonu bırakıyor, parayı alıyorum.

    bir süre herkese telefonumun bozulduğunu, servise verdiğimi söyledim. o zamanlar büfelerde paralı telefonlar olurdu, birileriyle buluşacağım zaman vs. bunlarla çok hemhâl oldum. bir vakit sonra bir arkadaşımdan artık kullanmadığı nokia bilmemkaç bilmemkaç ama benimkinden daha düşük bilmemkaç model eski telefonunu aldım. epey bir zaman idare ettim. sonra yıllar geçti, gelir gider tablolarım zamanla lehime döndü. fakat hiçbir zaman son çıkanlarda, bir üst modellerde, x’lerde, plus’larda, pro’larda gözüm olmadı. nesnelerden ziyade tecrübelere para harcamanın daha lezzetli olduğunu, sahip olduklarımın da hem kıymetini bilmeyi, hem de gereğinden fazla kıymet vermemeyi öğrendim. fakat o telefon da öyle gitti. satamadığım mp3 çalar ise hâlâ çekmecemde duruyor.
  • 2010'lu yılların başında zamanın en büyük kuyumculuk şirketinin (bkz: goldaş) batması ile hala şirket aidiyeti olan fabrikadaki bir kaç işçinin içinde bulunan adamdır, hergün sabah kasımpaşa'dan mertere yürüyerek gitmiş, akşam ise aynı yolu geri gelmiştir.