şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • bu sinsi canavarlar canlinin icine kirli sular,sagliksiz besinler veya baska yollarla giriyolar.icerde gayet normal yiyip icip kira ödemiyolar.sonra yeterince büyüdüklerinde de asi genc edasiyla vücudu terk ediyolar.vücuttan cikis sahneleri de ayri bi iskence.

    insanin icine minicik bi yaratik olarak giren parazit vücudun icinde caninin istedigini semiriyor.yiyip yiyip kocaman oluyor ve disari cikmak istiyor.nerden cikacagi ise hic belli degil,adamin isterse ayagindan cikiyor isterse cükünden.1-1,5 metreye kadar ulasan boylariyla vücudu terk edisleri tam bir iskence oluyor.hekim cagriliyor falan,adam itinayla yavas yavas cekerek cikarmaya calisiyor paraziti.bu sürec bazen günler sürüyomus.cok dikkatli olunmasi gerekiyor cünkü olur da hayvan bi yerinden koparsa nasil cikarilir bilemiyorum

    sormam bülbüle niye konmadin diye kurumus güle
  • uzun zamandır izlediğim en iyi, bong joon- ho’nun cannes ödüllü vizyondaki filmi.

    --- spoiler ---

    ilk bakışta bize oyunculuğun ve hilekarlığın diplomanın önüne geçtiği modern zamanların eğitim sistemlerine dair eleştirisi gibi görülse de daha bir sürü detaydan bir sürü okuma yapılabilir.

    özellikle mekanlar arasında kurulan sınıfsal göndermeler müthiş! mesela salondaki dev cam ve bahçe. evdeki kusursuz düzen. televizyonsuz ve sadece pencereden oluşan bir duvardan neredeyse tamamen çimden oluşan bahçenin izlendiği salon, arzuların ve egonun zihnin huzurunu bozmasına izin vermemesi gerektiği japonların zen felsefesine göre tasarlanmış gibi. ancak bir sahnede koreli zengin ailenin minik çocuğu çığlıklarıyla yağmurun; doğanın müthiş şiddetine rağmen kızılderili kostümüyle ve çadırıyla bahçeye yerleşip kendine yine mikro mekan kuruyor. seslerin şiddeti bir açıdan sakinliği, huzuru bozacak bir şeylerin habericisi niteliğinde. modern aile bireylerimiz ise dev cam duvardan çocuklarına göz kulak olma amacıyla ilk defa yatak odalarının dışında, salonda uyumaya karar veriyorlar. kanepede uzandıkları esnada baba figürümüz eşine şöförünün ter kokusundan ve sınırlarını bilmemesinden rahatsız olduğunu fakat yine de kovmayı düşünmediğini söylüyor. tabii tüm konuşmaya şahit şöförün ve çocuklarının hemen yanlarında sehpanın altında saklandığından habersizler. kanepede sevişiyorlar. sevişirken aralarında yine kadın figürünü bir anda alt sınıfa iten bir diyalog geçiyor. o anda salon dışarıdan, minimal manzara tarafından bakan bir göz için tv ekranına dönüşürken; çocuğun telsizle anne-babasını uyandırdığı sahnede kaçmaya çalışan sahtekar emekçi şöförümüzün görüleceğini, yakalanacağını düşünerek gerim gerim geriliyoruz. ancak bir anda uyanan anne-baba "içerideki", sehpanın altından çıkıp tertemiz ve başka hiç bir detayın bulunmadığı zeminde sürünerek kaçmaya çalışan şöförü; alt sınıf baba figürünü görmüyorlar. başka bir anlamda uyumaya devam ediyorlar.

    ayrıca alt sınıf aile bireylerinin aşağı mahalleye koştukça selin, felaketin içine batmaları; lüks evin sığınağında gizli saklı beklerken kayıp düşmeleri ve sonra yine kargaşa yaşanması, kızılderili maskeli çocuk salona inen merdivenden okları sağa sola fırlatarak inmesi gibi sahnelerde yönetmen baba bong, sınıfsal hiyerarşiyi sembolik açıdan merdivenler üzerinden ele almış.

    bong abimiz filmde merdiven gibi sığınak, bodrumdan bozma ev, çiçeksiz en az ev kadar steril bahçe gibi mimari yapılardaki detaylar ve ışık, zehir, böcek gibi diğer tüm detaylardan, iç-dış, gören-görülen, yukarısı-aşağısı, hakikat kavramlarıyla pek çok sınıfsal göndermeler yapmış.

    --- spoiler ---

    hakkında yazılmış güzel bir yazı
  • bok gibi film diyen arkadaşın başka bir film hakkındaki entrysini yazıyorum. “bu filmi beğenenin evveliyatını sikeyim.” evet işte gerçek bir sinema gurmesi. neymiş bir de lo lo mahsun’un filmleri bundan iyiymiş. tamam yavrum, öyledir.
  • tanım: kaliteli bir iş. kurgusu, detaylar, akış çok iyi. başrol kim'i oynayan kang-ho song aslında profesyonel bir oyunculuk eğitimi almamış bir tiyatrocu ve çıkardığı performansı çok beğendim, çok güzel taşıyor.

    bu sinema hakkında bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olabilen insancıkların yazdıkları yazılar, sözde incelemeler, eleştiriler türkiye toplumu'nun durumunu ortaya seriyor. sadece boş laf.

    ben size açıklayayım neden filmin oscar aldığını. sizin gibi parazit tipleri anlattığı için oscar aldı. başka biri gitmiş 12 tl verdim izledim 2 saatimi geri istiyorum yazmış. o 2 saatte zaten yapacak birşeyin yoktu kimi kandırıyorsun. filmi anlayacak kapasiten yoksa çamur atma bari.
  • uzun süre sonra ilk defa bir repliği hafızama kazımayı başarmış film.

    "plan yapmazsan hiçbir planın bozulmaz."

    geçen hafta ülke genelinde eğitime ara verildi koronavirüs önlemlerinden dolayı. o yüzden günlerim evde bir şeyler yapmaya çalışırken eriyor. dün öğleye doğru 11 gibi uyandım, kalktım uzun uzun kendime kahvaltı hazırladım ve yaklaşık bir saat kahvaltı yaptım hiç acelem olmadan. kahvaltıda sallama çay yapmıştım tek olduğum için, sonra kahvaltı yaparken tüm gün evde tek olduğum ve neden çay demlemediğim sorusu geldi aklıma, çay demledim. yıllar önce duty freeden aldığım cigarı gördüm odamda, açtım paketi bir tane dudağıma koyup tabureyi de elime alarak çıktım balkona.

    evim cadde üstünde ve yanından da hafif yokuş bir sokak geçer. yarım saat balkonda etrafıma bakındım. seyrek arabaların geçtiği caddeyi izledim, sokaktan geçen az sayıda -elinde ekmek poşetleri olan- insana baktım. evin karşısında bir okul var, bahçesi oldukça geniş. orada da güvercinleri besleyen yaşlı bir adam gördüm. elinde yem, karşısında onlarca güvercin. güvercinlere bakıp dakika başı yem serpiyordu yere.

    o an düşündüm. hafta içi saat öğle 1-2 civarı, ben evdeyim, kendime çay demledim, balkonda sigara içiyorum. şuana kadar bunların hiçbiri yapılmış şeyler değildi. henüz geçen hafta aklımda bir sürü plan vardı; bitirme çalışmam, aynı zamanda bir spor organizasyonunda olduğum için onun yarışması, bir belgesel projesi, kutlayamadığım doğum günleri, uzun süredir ertelenen muayeneler, ne zamandır buluşulmayan arkadaş grupları, açıklanamayan duygular, açılamadıklarım... bunlar şimdilik uzun bir süre yapılamayacak şeyler gibi duruyor. evet, ne de olsa hayatın garip bir işleyişi var. ne zaman bir şey istesek, bize verilen koca bir saçmalıktan öteye geçmiyor.

    kapanışı da filmden bir replikle yapmak istiyorum;
    "buradaki hiç kimse bu geceyi bir spor salonunda geçirmeyi planlamadı."
  • toplumsal eşitsizliğin veri kabul edildiği ve sınfısal ayrımların yasalar üzerinden değil de mekan üzerinden yeniden belirgenleştiği zamanımızda bu "bayat hikayeyi" tekrar görmek istemeyen insanlara en dengeli şekilde gösterirken, zihinlerde etkili bir iz bırakmayı başarıyor. yönetmen adeta karıncayı sikiyor ama belini incitmiyor. oscarı sonuna kadar hak ediyor.
  • bolca metafor ve mesaj barındıran film. sınıf ayrımlarına farklı bir bakış açısı. izlerken bir çok duyguyu birlikte yaşatıyor. gerçekten tam bir dram ve
    sürprizli son. çok beğendim, aldığı ödülleri fazlasıyla haketmiş.

    --- spoiler ---
    planın yoksa hiçbir şey ters gitmez
    --- spoiler ---
  • 2018de en etkilendiğim film green booktu
    2019un filmi parazit oldu.

    günümüz dünyasında, insanları ve gerçek yaşamı anlamak için mutlaka izlenmesi gerekli.

    --- spoiler ---

    çok yağmur yağıp, "kenar" mahallede selden dolayı tüm evlerin ve insanların perişan olmasından sonra, "zengin" mahallesindeki hanımefendinin telefonda "ay yağmur yağdı, iyi oldu, hava temizlendi" demesi ve şoför babanın bakışı..

    --- spoiler ---

    edit: hiç şaşırmadım oscar almasına, güzel olmuş.
  • --- spoiler ---

    filmin ana teması acıma yetime gelir koyar götüne idi bence. fakir aileyle hiç bir empati kuramadım, sahte diploma ile ailenin aptal aşık kızına ingilizce ders vermeni hadi bir şekilde anladım da şoförü ve hizmetçiyi arkalarından dolaplar çevirip işten attırmanıza nasıl empati duyacağım. onlar da emekçi değil miydi? zaten resim öğretmeni ayağına yüksek maaş alan kız kardeşle beraber aileye hayli hayli yetecek geliri elde etmiştiniz. zengin aile kampa gidince de parazit ailenin tüm görgüsüzlüğü ortaya çıktı dikkat ederseniz, bir götlerine buzlu badem sokmadıkları kalmıştı bu yamyamların. en son da sırf kendi kokusundan rahatsız oluyor ayağına zengin adamı öldürdü fakir baba tabi asıl sebep bu değildi onu içten içe kemiren kıskançlık duygusu idi. zengin aile peki bunları hakedecek ne yaptı? sizi köle gibi mi çalıştırdı, insan yerine koymayıp köpek muamelesi mi yaptı, fazla mesai yaptırıp mesai ücretlerinizi mi ödemedi? bu filmi izleyip de zengin aileden nefret edenleri anlayamıyorum inanın ki, sosyalizm bu değil beyler kendinize gelin.
    --- spoiler ---
  • zengin-fakir ayrımına farklı bir gözle bakan, zekice, eğlendirici, hüzünlendirici, düşündürücü ve heyecanlandıran bir film. çok beğendim.