şükela:  tümü | bugün
  • şu an tutkuyla takip ettiğim iki diziden biri. diğeri için (bkz: the good wife) benim bir diziyi sevmem için büyük bir hikaye, acayip bir konsept falan gerekmiyor. bu kadar basit işler iyi bir senaryo ve muhteşem oyunculuklarla önüme sunulduğunda eriyip bitiyorum. bu dizi ilk başladığında benim güzel kadın tanımımı yüzde yüz karşılayan (bu yaşında bile) lauren graham için izlemeye başlamış, o dönem sevdiğim bir dizi olan brothers and sisters ile karşılaştırıp kazananı b&s ilan etmiştim. sonra dizi ilerledikçe kendi havasını buldu, karakterler yerine oturdu, hikayeler düzene girdi ve biz dizinin temposuna alıştık.

    bir şeyi incelemek lazım. nbc şu anda amerika'nın en kötü durumdaki büyük kanalı. bizdeki star gibi düşünün. ne yapsalar tutmuyor, beş senelik dizileri ratinglerde yerlerde sürünüyor ama yerine yeni bir şey getiremedikleri için devam ediyor. bunun bir güzel yanı var. başka kanallarda bu performansla yayında kalma ihtimalleri olmayan dizilere daha fazla şans tanınıyor. bakın, parenthood 3. sezonunu neredeyse yarıladı bile. the good wife karşısında yayınlanırken (ki ikisi de benzer hedef kitlesine sahip) dvr'a kaydedilip sonra izlenen diziler listesinde epey üst sıradaydı. bu da bir nevi reklam getirisi sağladığı için de dizinin karlılığı epey yerindeydi. şimdi rekabet biraz daha düşünce rating'ler de arttı, seyirci de. bu sezon henüz 18 bölümlük sipariş var, ama 22'ye uzarsa hiç şaşırmam. açıkçası 4. sezon olacağından da şüphem yok. bu dizinin sonu, tıpkı b&s gibi, bu kadar büyük oyuncuya dizi ilerledikçe verilecek paraların artmak zorunda olması ancak altından kalkılamaması sebebiyle gelecektir. o günler uzaktır umarım.

    parenthood alışılması gereken bir dizi. gördüğümüz her şeyden farklı. birbirinin üzerine konuşan insanlar var, çok gerçek ve küçük hikayeleri var, dikkat etmeyen ve alt metin okumayı bilmeyen dizide hiçbir şey olmadığı hissiyatına rahatça kapılabilir. oysa en ufak hikayenin altında insan olmak, anne olmak, baba olmak, çocuk olmak hakkında çok derin meseleler gizli. "ben babayım, beni dinlemiyorsunuz," "ben çocuğum beni anlamıyorsunuz" diye kör göze parmak yapmak yerine seyirciyi birden "bu durumda ben ne yapardım" diye kendini sorgulatmayı tercih ediyor dizi; ki takdir edersiniz, yapılması zor olan da budur. bazı bölümler drama ağırlık verirken bazı bölümler değme komedilere taş çıkaracak kadar eğlenceli oluyor. ve aile her bir araya geldiğinde keşke diyorsunuz, keşke benim de böyle bir ailem olsa. dizi diye değil, dramatik bir belgesel olarak izleyiniz.

    mesela dizinin en önemli süregelen hikayesi, asperger sendromu teşhisi konulan max ve yaşadıkları. efendim, yine bir entry'mde glee'ye bok atmak istemezdim ama; salak saçma laflar edip "kusura bakma bebiş, asperger'liyim ben," diyen bir karakter yazan glee'nin aksine bu dizide her şey gerçek. hem de dibine kadar. öncelikle, max'i oynayan max burkholder'in müthiş performansı parmak ısırtıyor. o bakışlar, o duygusuz ses tonu, o çıldırılan sahneler. ağlatmaya, hatta sizi mahvetmeye yönelik bir çok sahne var dizi boyunca. aynı hastalıkla cebelleşen ailelerin ortak kanısı, dizinin bu olayları resmederken çok başarılı olduğu yönünde. her olay için ben bunu söyleyebilirim. dizide 3. sezonda gelen ve spoiler vermeyeceğim bir hikaye dışında bizim başımıza gelme olasılığı çok ama çok yüksek olan olaylardan başka bir şey anlatılmıyor. siz de çok sevilesi karakterlerin bizim yerimize nasıl tepkiler verip hayatlarını nasıl yönlendirdiklerini izliyorsunuz. dizinin cazibesi burada. bazıları bunu anlamakta ve diziyi keşfetmekte güçlük çekiyorlar ne yazık ki.

    biraz oyunculukları övüp bitirelim. lauren graham tanımadan en çok sevdiğim insanlar, kankası olunmak istenen ünlüler listesinde en üst sırada. lorelai sağ olsun bende bitmek tükenmek bilmez bir hayranlık uyandırdı bundan 11 sene önce. hala da devam ediyor. ekrana çıktığı her an benim gözlerim parlıyor, o üzülünce de aynı hızla benimkiler doluyor. çok müthiş bir oyuncu değil belki, ama öyle bir oyun gücü var ki dramdan komediye bir göz kırpışı kadar sürede kaymak gibi geçen, insanın içine işliyor gerçekliği. peter krause dizilerini sevdiğim, kendisine ayrı bir sevgim olmayan bir isimdi. bu dizide fikrimi değiştiren sahneler, adam'ın dans etmeye başladığı sahneler oldu. o nasıl bir şirinliktir, başa sar ve tekrar tekrar izle. monica potter çok zor bir rolün altından müthiş bir başarıyla kalkıyor. yeri geliyor ideal ev kadını oluyor, yeri geliyor karakterindeki zaafları bir bir gözler önüne seriyor. harika bir anne, harika bir eş ve harika bir kadın kristina. darısı hepimizin başına. dax shepard üç sezon boyunca en çok gelişen ve değişen karakteri çok iyi oynuyor. ilk başlarda kadronun zayıf halkası gibi gözükürken şimdilerde adeta döktürüyor ve epey tutarlı bir performans sergiliyor. erika christensen ve sam jaeger daha önce birer işlerini izlediğim ve çok sevdiğim; burada kendilerine hayran olduğum iki isim. harika oynuyorlar çift olarak. nasıl ki kristina ideal kadınsa, joel'da ideal adam. yakışıklı, seksi, düşünceli, yetenekli, evdeki her şeyi tamir eder, yemek yapar, temizlik yapar, çocukla ilgilenir, ailenin manyaklıklarına göğüs gerer... arada bir gördüğümüz çok haklı ve geç kalmış çıkışlarıyla da lafı gediğine oturtur. bir erkekten daha ne istersiniz ey hanımlar? tıpkı ben işte. öhöm... neyse. hani biz çocuk oyuncuları çok severiz de göklere çıkarırız da azıcık tatlı oldular mı şöhrete boğarız da... efendim, türkiye'de bu kalibrede çocuk oyuncu görmedim ben maalesef. max burkholder'in ödülü sonuna kadar hak eden performansının yanı sıra dizinin tüm genç kadrosu ayrı ayrı döktürüyorlar. buraya yazıyorum, mae whitman çok büyük bir oyuncu olacak. çok güzel, çok sıcak ve çok yetenekli. 3. sezondaki korkunç saçından derhal kurtulursa kariyerini parlak görüyorum. miles heizer pek bir şey yapmıyormuş gibi gözükse de karakterinin özgüvensizliğini, baba özlemini, kalabalık bir aile içinde silik kalmayı çok iyi yansıtıyor. sarah ramos klasik bir genç kızı canlandırıyor, ergenlik tripleri ile özellikle. ama o kadar güzel ve o kadar doğal ki, kaymak gibi bir oyunculuk sergiliyor. tyree brown ise iki sezon arasında bir anda büyüyüp değişik bir şeye dönüşse de jabbar olarak daima tatlı ve yanağı sıkılası.

    kimsenin izlemediği bir diziye bu kadar uzun entry de ancak ben girerim zaten. en sevdiği siyahi bayan (yarı-siyahi olsa da) rashida jones olan bendeniz joy bryant'ın nefes kesen güzelliği karşısında da sesimi çıkartmıyorum bunu belirteyim. ama lauren bir numara, daima.
  • ister istemez brothers and sisters ile karşılaştırılacak ve ister istemez kaybedecek dizidir. "brothers and sisters"dan bir sürü şey araklamışlar diyemeyiz zira söz konusu dizinin uyarlandığı film 1989 yapımı. ayrıca büyük bir aile hikayesi anlatan ilk dizi ne b&s, ne de parenthood. ama 4 kardeşin bir araya geldiği ve meğerse herkesin olan bitenden birbirleri aracılığıyla haberdar olduklarını fark ettikleri sahne klasik bir b&s sahnesiydi, belirtmeden geçmeyelim. günümüz tv'si için konuşacak olursak b&s harika oyuncuları ve harika diyalogları ile aile dramasının zirve noktası olmaya devam ederken parenthood ailesi biraz uyumsuz kalmış. kimin öz kardeş, kimin eş kontenjanından aileye dahil olduğunu bile bölümün yarısına kadar kesin olarak çıkaramadım. lauren graham bir numaralı aktristim olmasa bir bölüm daha izlemezdim ancak sırf onun için evan almighty filmini bile izlemiş biri olarak bu dizi onun yanında başyapıt kalır diyor, güzeller güzeli-çok yetenekli lauren'a kavuşmanın sevinciyle 2. bölümü sabırsızlıkla bekliyorum.
  • ilk sahnesinde peter krause'u çırpı bacaklarıyla koşturarak six feet under'a selam çakıp özlemimizi depreştirmeye mi çalışmışlar acaba diye düşündüğüm dizidir.
  • final bölümü yayınlanan dizi. izlemeye kıyamıyorum. izlemeden de duramıyorum.

    finali izledikten sonra gelen edit: bana göre en iyi dizi finalleri arasına girmiştir.
  • izlemeyenin çok şey kaybettiği dizi. o kadar hayatın içinden ki hayran kalıyorsunuz her bölümüne.
  • gilmore girls'ün 7 sezonundan sonra lorelai gilmore karakterinin tesadüf olmadığını gösteren dizi. lauren graham in yine muhteşem bir anne karakteri çizdiği dizi. karakter incelemeleri, derinliği için izlenesi dizi. her hikayenin başka tadı var.
  • ilk bölümü sonrası yazdığım yorumda lauren graham adına bir şans daha vereceğim dizi olduğunu belirtmeme rağmen sezon sonuna doğru heyecanla yeni bölümünü beklediğim, amazon'dan dvd'sini sipariş ettiğim, nbc'nin ikinci sezonu satın almasını günlerce beklediğim bir dizi haline geldi.

    tekrar brothers and sisters ile bir karşılaştırma yapacak olursak: b&s'da entrikalar daha çok. olaylar daha dizi tadında. karakterler daha dizi karakterleri. oyunculuklar daha oyunculuk.

    parenthood'da ise her şey gerçekçi. kamera ikide bir oynuyor mesela, sabit değil. bir belgesel çekilmiş gibi. oyunculuklar çok gerçek. replikler arasında durmalar, cümleleri yarıda kesmeler karakterlerin gerçek hayatta konuştukları izlemini yaratıyor. olaylar gerçek. çocuğun mastürbasyon sorunundan kızının sütyen askısı dışarıda sokağa çıkmasına kadar pek çok olağan ailevi sorun masaya yatırılıp komedi sosuna bandırılarak çözüme kavuşturluyor.

    kısacası parenthood ilk 13 bölümüyle kendini rakibi ve atası olan aile dramalarından (özellikle en iyisi olan b&s'dan) farklı kılmayı ve başlı başına ilginç ve takip edilesi bir dizi olmayı başardı. biraz daha ilginç hikayeler, biraz daha derinlemesine karakter analizleri, ekibe biraz daha eşit rol dağılımıyla 2. sezon tadından yenmeyebilir. geçen sene nbc, jay leno fiyaskosu sonrası saat 10'a dizi koymak zorunda olunca parenthood'un rating mücadelesi çok da dişli olmamıştı zira yerine getirebileceği başka programı yoktu. bu sezon nbc çok iddialı yapımlarla geldiğinden (bkz: the event) bu güzel dizinin biraz rating'ini arttırarak kalan 9 bölümün sipariş edilmesini (sadece 13 bölüm sipariş edildi) ve 3. sezonun olmasını garantilemesi gerekiyor. çünkü bunu hakediyor.
  • çok sevdiğimden buraya hakkında bir şeyler karalamak istediğim dizi.

    --- beşinci sezon dokuzuncu bölüme kadar spoiler ---

    amber - ryan
    bu ikilinin durumu ne olacak merak ediyorum. son bölümlerde pek iyi sinyaller almıyoruz ama evlilik olayı gerçekleşirse aslında ne kadar büyük bir hata yaptıklarına dair hikayeler izletecekler bize gibi. ilişkileri devam ettiği sürece her şey daha da kötüye gidecek. ryan'ın evlilik teklif etmesinin tek nedeni, yaşadığı sorunlardan kurtulmak, psikolojik sorunlarını bir kenara bırakıp normal bir hayata sahip olabilmek. amber ise sırf yufka yürekliliğinden ve anın büyüsüne kapılarak kabul etti teklifi ama hep "acaba hata mı yapıyorum" düşüncesi dolaşıyor aklında. annesiyle tartışırken bile aslında yaptığı hatayı kapatmaya çalışan bir tavır vardı üzerinde. artık öyle bir yola girdiler ki, ne "bu böyle olmuyor" diyip yollarını ayırabiliyorlar, ne de "artık bir sonraki adıma geçelim" diyebiliyorlar. ama son bölümdeki kavga olayından sonra bir şeyler gelişebilir belki. bakalım, göreceğiz.

    julia - joel
    çok üzülüyorum bunların hallerine de. pozitif ayrımcılık mı yapıyorum bilmiyorum ama joel biraz haksızlık ediyor gibi geliyor. evet zamanına kusursuz bir stay-at-home baba oldu, çalışıp işten yorgun gelen eşine her türlü destek oldu ama kendisi uzun süre ara verdiği iş hayatına geri döndüğünde baskıyı kaldıramadı gibi. belki bu süreçte julia'nın ona destek olmasına izin verebilirdi ama onu da yapmadı ve daha da itti kadını. işler iyice sarpa sardı. tabii bunda ev hanımlığını ve çocukların bakımını üstlenmeyi pek bilmeyen julia'nın da rolü var ama kadın yine de elinden geleni yaptı (gibi). julia, joel'den giderek kopup teselli'yi ed brooks'ta buluyor. joel de bunun farkında ve bu mevzu da bu ikilinin sonunu getirecek gibi görünüyor. bu arada david denman* ile erika christensen* birbirlerine çok benzemiyorlar mı?

    max - hank
    bu çocuğun sahnelerini büyük zevkle izliyorum. izledikçe de asperger sendromunun aslında pek de fena bir hastalık olmadığını(?) düşünmeye başlıyorum. max'in hazırcevaplığına, dobralığına, kurduğu sebep-sonuç ilişkilerine bayılıyorum. hank ile de harika ikili oldular. bizim fotoğrafçı max'e yol gösterip geçmişte kendi yaşadığı zorlukları onun da yaşamaması için elinden geleni yapıyor gibi.

    jasmine - crosby
    dizinin gözümdeki en sevimsiz karakteri jasmine. aslında sevimsiz de değil ama ne desem bilemedim. bir iyi bir kötü. crosby üzerinde baskınlık kurma çabaları falan hiç hoş gelmiyor bana.

    haddie
    sanırım sarah ramos* ile yollar tamamen ayrıldı. önceki sezonda üniversiteye gittikten sonra yine aralarda görüyorduk, hatta bir bölümde annesinin hastalığını duyunca eve de gelmişti ama bu sezon adının bile geçmemesi dizinin gerçekliğine yakışmıyor. görmesek de arada bahsetseler fena olmazdı hani.

    kristina'nın seçim sürecini, camille ile zeek'in üçüncü dönemlerini, sarah'nın nispeten sakin hayatını, drew'ün üniversite hayatını ilgiyle takip ediyoruz. siz de edin bence.

    --- beşinci sezon dokuzuncu bölüme kadar spoiler ---

    uzun ve gereksiz oldu belki ama böyleyken böyle.
  • braverman ailesiyle bizlere veda etmiş dizidir. 6 sezon boyunca bize yaşattığınız her türlü duygu için, o doğal oyunculuklarınız için, muhteşem müzikleriniz için sonsuz teşekkürler. dizi tarihinin en iyileri arasına samimiyeti ve doğallığı ile benim için yer etmiştir.
  • beni her bölümünde gülümseten aynı zamanda gözlerimi dolduran aile dizisi. samimiyetsiz olan, göze batan tek bir noktası yok.

    bizde de aile teması çok kullanılır; ama her birinde illa abartılı bir karakter olur. bu da tat kaçırır.

    bu dizi çocuklarla olan iletişim için, yapılan hatalarda başkasını suçlamak yerine kendini eleştirip çözüm yoluna gidildiği için bunu yaparken de yardım almaktan çekinilmediği için güzel.