şükela:  tümü | bugün soru sor
  • 1961 tarihli bir martin ritt filmi.paul newman,joanne woodward ve sidney poitier arz-ı endam etmekteler.bir de üstad louis armstrong...
    filmin konusu isminden anlaşılabilir,serge reggiani de ufak bir rolde görünmekte...kanımca olaylardan çok kadro ve musıki bakımında seyredilmeli.
  • film bahane, musıki şahane diye tabir edilebilecek bir yapım.

    http://www.mgm.com/…le_title.do?title_star=parisblu
  • 1962 yılında en iyi film müziği dalında grammy ve oscar'a aday olan film.

    (bkz: duke ellington)
  • garip bir sekilde fransiz emperyalizmine kor kalmis film. fransa'daki magripli gocmenlere ve bilhassa cezayirlilere karsi sergilenen irkcilik bu filmde nasil olur da bu kadar sessizce gecistirilir diye hayrete dusmustum izledigimde. hem de bu kayitsiz kalma durumu o kadar ilginc bir manevrayla gerceklesiyordu ki 'bu ne perhiz' demekten kendimi alamamistim. soyle ki:

    bilindigi uzere uzun sure fransiz somurgesi olarak kalmis cezayir'in bagimsizlik savasi 1954-1962 arasinda gerceklesti. yani bu film cekilirken de, gosterime girdiginde de cezayirliler fransiz emperyalizmine karsi savas veriyordu. bu sirada fransa'daki milliyetci ve hatta irkci atmosferi varin siz dusunun.

    fransa nasil bir sekilde resmediliyor bu filmde? ozellikle poitier'nin oynadigi siyah caz muzisyeni karakteri, paris'te tanistigi kendisi gibi siyah olan sevgilisine "amerika'da irkcilik katlanilir gibi degil, orada beni kabul etmiyorlar ve ben de oraya donmek istemiyorum. fransa'da ise derimin rengine hic bakilmiyor, beni oldugum gibi benimsiyorlar, vs." diye konusuyor da konusuyor. sevgilisi de "ama amerika'da vermemiz gereken irkcilik karsiti bir mucadele var, orasi bizim de ulkemiz, bunu beyazlara gostermeliyiz" sozleriyle poitier karakterini abd'ye geri donmeye ikna etmeye calisiyor.

    korluk sanirim ayan beyan ortada. insanin 'paris blues' filminin gizli yapimcisi milyonun uzerinde cezayirliyi oldurup onbinlercesini iskence tezgahindan geciren fransiz ordusudur diyesi geliyor bir yerde.

    filmin muzikleri sahane. ona laf edemem.
  • muhteşem terry callier şarkısı... aşmış şaheser...: http://www.youtube.com/watch?v=dvpjxogocqs

    the sky was gray when i woke up this morning
    seems to me that nothin' was the same
    my situation changed without a warning
    (the)
    sad thing is i don't know who's to blame
    once upon a time our love was shining brightly
    maybe it was just too good to last
    (or i don't know)
    perhaps i held to tightly
    i had no idea the end come so fast
    "au revoir", she said
    she's out of my life, i'm out of my head
    so difficult to know which way to choose
    and she's gone, c'est ca
    can i go on, je ne sais pas
    got to find a way to lose the paris blues
  • müzikleri hakkında bilgi vermeyi bir kenara bırakmak istediğim ve tamamen gelecekteki beni yansıtan müzisyen hayatının filmleşmiş özeti.
  • her an cok korkunc bir sey olacakmis gibi hissettiren film. kiz adamin dairesinde onun muzigini ovuyor, ee ne zaman bitcek senin beste falan diyor. adam boyle geriliyor geriliyor (niyeyse), hop birden ayaga kalkiyor aha diyorum kiza "ne ustume gelion bitircez iste" diye sovecek, neyse ki sadece gidip "dinleteyim mi bitmemis halini" kabilinden bir sey deyip plagi takiyor. derin bir nefes aliyorum. nasil bir bilinc altim varsa. aha simdi de cilginca saksafon caliyorlar. adamin yuzu sisti sisti, hah iste simdi patlayacak diye bekliyorum...patlamadi.
  • paul newman'ın sıkça çalıştığı yönetmen martin ritt'le diğer filmi. newman'la 15 filmde çalışan eşi joanne woodward da başrolde. çifte dönemin popüler aktörlerinden sidney poiter eşlik etmiş. louis armstrong da filmde görünüyor. tamamı paris'te geçip müzisyen iki adamı merkeze koyuyor paris blues. ırkçılık nedeniyle amerika'dan paris'e taşınan eddie'yle ram'in arkadaşlığı, iki kadınla ilişkileri, yeni müzikler bestelemeye çalışmaları ve bunun getirdiği stresle tartışıp durmaları anlatılıyor. fena değil, genç newman'ı da, poiter'ı da, yetenekli woodward'ı da izlemek keyifli. blues, jazz seviliyorsa tahminen bu açıdan da keyif verecektir bu film.

    abd'deki ırkçılığa değinmesi, ana karakter üzerinden bunu işlemesi iyi olmuş ama yukarıda da belirtilmiş, fransa'yı sanki cennet gibi göstermiş ritt. ana karaktere fransa'yı övdürüp durması, "burada ırkçılık yok, derinin renginin önemi yok" dedirtmesi olmamış, kötü durmuş. bu da kanımca mühim bir sorun. yani abd'deki ırkçılığa değinmesi ne kadar iyiyse fransa'daki ırkçılığa değinmemesi o kadar kötü. bunun dışında sevdim filmi.
    martin ritt-paul newman ortaklığının diğer ürünleri: hombre, hud, the outrage, the long hot summer.
  • frank sinatra‘nin mukemmel parcalarindan azure-té‘nin ingilizce ismi.

    ıf you knew how much ı need you,
    you'd come back to me to stay,
    having you with me in paris,
    really is the only way,
    you'd lose these blues, this azure-te
    these paris blues, this azure-te.