şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: parisde dayak)
  • orjinal ismi `padeniye parija` olan, iki kere okuduğum ve çok etkilendiğim bir eser olan bu kitap,`ilya ehrenburg`' un / fırtına(bkz: burya)-dipten gelen dalga(bkz: devyati val)- paris düşerken / üçlemesinin ilk kitabıdır,fransa da sosyalistlerin komunıstlerın ve sosyal demokratların `halk cephesi` adıyla iktidara gelişi ıle baslar kıtap fakat komunıstler cok buyuk bır ıhanete ugrayacaklardır,kitap `ikinci dünya savaşı` nın başlangıç dönemlerinde geçer ve paris in işgalinde sonlanır,kitabın baş kahramanı yoktur birbirleri ile fazla bağlantısı olmayan bir çok kişi vardır,ve kitap tarihi bir dokunun yanı sıra,bir aşk tadı bırakır okuyanda,şiddetle önerilir....

    (bkz: ikinci dünya savaşı kitapları)
    (bkz: her komunistin evinde olan kitaplar)
  • ilya ehrenburg'un fransızca yazmış olduğu, 2 ciltlik eser. atilla tokatlı çevirisi oldukça başarılıdır. devamı için;
    (bkz: fırtına)
    (bkz: dipten gelen dalga)
  • özgün ve güzel bir kitaptır. ancak hermann hesse'nin step kurdu'ndan daha gerçekci değildir.
  • michaud, denise, andre, lucien, pierre, agnès gibi birbirinden müthiş karakterleriyle insanı kendine bağlayan, sonunu getirmemek için sayfa sayfa, neredeyse harf harf okuduğum, vichy hükümeti öncesi fransa'sında geçen olağanüstü roman. nedense yazarın paul tessat karakteriyle fransa'yı resmettiğini düşünmüşümdür hep. tessat'nın oğlu lucien ile ülkesini altın tepside hitler'e teslim eden fransız burjuvazisini anlatırken ve diğer yanda lucien'in kızkardeşi denise ile de faşizme karşı savaşan fransızları anlattığını düşünmüşümdür. aynı babanın iki çocuğunun, iki farklı cephede savaşması gibi. hoş lucien gibi bir yavşağı, kitabın başlarında ajitatif bir karakter gibi görsek de sonrasında büründüğü kişiliğini, birşeyle savaşırken tasvir edebilmek de hayli güç ya neyse.
  • tekrar okumaya karar verdim ve yıllar önce yaşananların hala nasıl bugüne bu kadar benzediğine şaştım.

    paul tessat sağcı, muhafazakar, devletçi ama halk cephesi'nden aday olmasını istiyor büyük kapitalist. bana deniz baykal'ı anımsatıyor.

    viard halk cephesinin başı ama "komünizmin akıllı düşmanı" (bkz: bülent ecevit) hükümet düşer diye ispanyol iç savaşında onları franco'nun insafına bırakıyor.

    komünist parti; şimdiki azınlık ama gerçekten solcu olan bazı sendika ve partilerde bulunanlar. saf, temiz, inanmış insanlar.

    kapitalizm hep aynı şeyi yaşatıyor amk...

    not: benzetmeler bana çağrıştırdığıdır, kişi ve kurumlar üzerine alınmasın, isterse alınsın amk.
  • üniversite 1 ya da 2. sınıfta okuduğumda şu cümleler ile manzara anlayışımı değiştiren kitap:

    (...) ''işte andre'nin atölyesi bu semtte, bu sokakta, bir binanın en üst katındaydı; alabildiğine güzel bir manzarası vardı. bina damları, yine damlar, hep damlar... 'çalkantılı bir denizi andırırcasına kurulmuş, tuğlalardan yaratılmış bir okyanus.' ve damların üstünde binaların bacalarından ince ince savrulan dumanlar. uzakta, oldukça uzakta da portakal sarısına bürünmüş kargaşalı bir parlaklık halinde eyfel kulesi.''

    ben bu cümleleri okuyana kadar manzarayı ağaç veya deniz sanıyordum sadece. çatıların manzara olabileceğini hiç aklıma getirmemişim o zamana kadar... sonra gidip sacré-cœur'dan paris'in çatılarına baktım. sonra viyana'nın...

    çok beğendiğim ama hiç sevmediğim viyana'nın çatılarının altından birinde, bir müzede şu resimle karşılaştım. ve şunla meğer ilkokulda okuduğum leyla ipekçi'nin mayasının kapağındaki o çok sevdiğim ''balerin''le birlikte 'hüzünlü ve kırılgan' başka figürlerin de sahibi olan egon schiele ile tanışmışım o gün.

    ilya ehrenburg ve andre'nin o gün açtığı o yol, başlattığı yolculuk egon schiele'nin resimleri ve rachel'sın music for egon schiele isimli albümünden bu parçayla
    tamamlandı. benim varoluş gediklerimden bazıları da...

    edit:imla