*

şükela:  tümü | bugün
  • (bkz: parisde dayak)
  • bir tesbih gibi elden elden geçen zamanın verdiği sıkıntıdır.
    "zamanın ağırlığı yalandır, paris'teysen ve pembe kremalı pastadan pespembe bir sarayın basamaklarını çıkacaksan erdemle, zamanın inim inim inletilen köleleri olmamak için sarhoş olun."
  • paris hilton'un videolarının ve resimlerinin heryerde onune cıkmasından bunalmış gencligin icine düştüğü sıkıntı
  • duvar saati isimli muhteşem bir düzyazı şiiri de içinde barındıran charles baudelaire kitabı.

    ''duvar saati

    çinliler saatin kaç olduğunu kedilerin gözlerinden anlarlar.

    bir gün misyonerin biri nankin dolaylarında gezinirken saatini yanına almadığını fark eder ve küçük bir oğlan çocuğuna saatin kaç olduğunu sorar.

    gök imparatorluğunun çocuğu önce tereddüt eder; sonra fikrinden cayarak cevap verir: ''birazdan söylerim''. kısa bir süre sonra kollarında kocaman bir kediyle geri döner ve kediye bakarak, hani derler ya gözlerinin içine bakarak duraksamadan: ''tam öğlen olmadı daha'', der kendinden emin. doğruydu söylediği.

    ben de, cinsinin övünç kaynağı, yüreğimin onuru, ruhumun hoş kokusu, adını hak eden bir kedi kadar güzel feline'e doğru eğildiğimde, ister gece, ister gündüz olsun, ışıklar ya da alaca karanlıklar içinde, her zaman açıkça görürüm saati onun tapılası gözlerinin derinliğinde, hep aynı saatti, geniş, görkemli, uzay kadar büyük, dakikaları, saniyeleri olmayan, kımıltısız bir saati, duvar saatlerinde yer almayan, yine de bir iç çekiş kadar hafif, bir göz atış kadar hızlı.

    gözlerim bu muhteşem kadranın üstündeyken, bir kendini bilmez gelip beni rahatsız etse, birkaç hoşgörüsüz ve ahlaksız cin, beklenmedik birkaç aksi şeytan gelip bana: ''bu kadar dikkatli orada neye bakıyorsun? bu yaratığın gözlerinde ne arıyorsun? orada saati görüyor musun, vaktini boşa harcayan haylaz ölümlü?'' deseler, ben de duraksamadan ''evet, saati görüyorum; sonsuzluğu gösteriyor'', derdim.

    gerçekten hak edilmiş, sizin kadar abartılı bir şiir bu, öyle değil mi, hanımefendi? aslında bu cüretkar iltifatları nakış gibi işlerken öylesine haz aldım ki, karşılığında hiçbir şey istemeyeceğim sizden''.
  • charles baudelaire'in bir eseridir. kendisi, zaman içinde dünya şiirinin en önemli başyapıtları arasında yer alacak olan kötülük çiçekleri'ni yayımladığı yıl, ona koşut bir yapıt, "düzyazı şiirleri"den oluşacak bir kitap tasarlar. kitap iki isimle anılır. birincsi, petits poèmes en prose (küçük düzyazı şiirler), ikincisi ise spleen de paris (paris sıkıntısı) idir.

    gene kendisinin söylediği gibi : "uyumu uyağı olmadan da şiirli, ezgili olan, ruhun içli devinimlerine, imgelemin dalgalanmalarına, bilincin çarpıntılarına uyacak kadar kıvrak ve çarpıntılı bir şiirsel düzyazı tansiği" yani daha yalın bir anlatımla aslında tam olarak söz konusu olan şey : düzyazıya dökülmüş bir kötülük çiçekleri'dir. yer yer ona göndermeler yaptığını görürüz. paris sıkıntısı da, söylemek gerekirse kötülük çiçekleri kadar özgün, onun kadar yeni, onun kadar derin bir yapıttır.

    edit : imla
  • “her zaman sarhoş olmalı. her şey bunda: tek sorun bu.
    omuzlarınızı ezen, sizi toprağa doğru çeken zamanın korkunç ağırlığını duymamak için, durmamacasına sarhoş olmalısınız.
    ama neyle ? şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz. ama sarhoş olun.
    ve bazı bazı, bir sarayın basamakları, bir hendeğin yeşil otları üzerinde, odanızın donuk yalnızlığı içinde, sarhoşluğunuz azalmış ya da büsbütün geçmiş bir durumda uyanırsanız, sorun yele, dalgaya, yıldıza, kuşa, saate sorun, her kaçan şeye, inleyen, yuvarlanan, şakıyan, konuşan her şeye sorun, ‘saat kaç’ deyin; yel, dalga, yıldız, kuş, saat hemen verecektir karşılığını: ‘sarhoş olma saatidir... zamanın inim inim inleyen köleleri olmamak için sarhoş olun durmamacasına ! şarapla, şiirle ya da erdemle, nasıl isterseniz.”
    cümlelerini içinde barındıran baudelaire eseri.