şükela:  tümü | bugün
  • (i.ö 540-480)italyanin güneyindeki yunan kenti elea da yasadi.
    hicbirseyin yoktan varolmayacagini öne sürüyordu.varolan seyde asla yokolamazdi.
    seylerin nasil degistigini duyulariyla algilayordu.
    hicbir gercek deisimin mümkün olmadigini düsünüyordu.
    gördügüne de inanmiyordu.duyularimizinda bizi yaniltip dünyayi yanlis,mantigimize uymayan bir sekilde algiladigini düsünüyordu.
    görevininde duyularin aldatmacilarini bulup ortaya cikarmak olduguna inanıyordu.
    akılcıydı.
    ilk septik filozoflardan(bkz: septisizm)
  • *hicbirsey deismez
    *bu yüzden duyusal anlayısa güvenemeyiz
  • her şeyin ortak özünü (bkz: arkhe) arayan filozoflar çağındandır.
    arkadaşları su olsun (bkz: thales/6) , ates olsun (bkz: heraklitos) derken, o "hadi ya valla mı?" dedirtecek şekilde "varolan her şeyin temelinde yatan cevher/öz varlıktır" demiştir.
    "i) varolanın olduğunu, ii) varolmayanın olmadığını gözönünde bulundurursak;
    (tam anlamıyla) değişim (tüm varlıkların özü aynı olduğu için) varolandan olmayana doğru olacaktır. ii) varolan da olmadığına göre <değişim yoktur>." şeklinde bizim "hadi ya" serzenişimizinden utanmamıza neden olacak bir mantığı vardır.

    büyük ihtimalle o da çevresinde hareket eden börtü böceği, işe koşturan insanları ve güneşin doğuşunu-batışını falanfarketmişti, ancak aklına duyularından daha fazla değer verdiği için bu görüntülerin yanıltıcı ve aldatıcı olduğunu düşündü.
    böylece bilimin "gerçek" dünyasını, gündelik hayatın nitelikler ve duygular dünyasıyla karşı karşıya koyan ve bu ikinciyi "sadece görünüş" addedip, argümanlarını sadece "nesnel" deneylere ve matematiğe dayandırmaya çalışan bilim adamlarını haber veriyordu.
  • platon'un bir söyleşimi. kazık söyleşimler grubuna kafadan girer. türkçeye sağolsun saffet babür çevirmiş.***

    bu söyleşimde filozof parmenides, öğrencisi zenon ile birlikte büyük athena bayramında*** atina'yı ziyarete gelir. toy sokrates ve gencecik aristoteles'le** sohbet eder. giriş bölümünden sonra "bir" hakkında varsayım üstüne varsayım döşenir. hegel'i sarsmıştır.

    kazık kitaba kazık arkakapak yazısı: "görüldüğü gibi, bir ister olsun ister olmasın, o ve öteki nesneler hem kendi kendilerine göre hem de birbirlerine göre birbirleriyle bütünüyle ilişki içindedirler ve değildirler; hem öyle görünürler hem de öyle görünmezler."
  • socrates öncesi grek filozoflari arasinda etki alani en genis dusunurdur. heraclitus'un surekli degisim ogretisine karsi parmenides, gercekligin birligini ve degismezligini ileri surmekle kalmamis, devinimi tumuyle olanaksiz saymistir.
  • platon 'un hakkında; "büyük parmenides... parmenides, homeros'un deyişiyle -saygı ve aynı zamanda korku uyandırır- bir kimse olmalı. - (parmenides ile öğrencileri) parmenides evreni durduruyor. " dediği adam.

    mevzuyu; peri physeos ( nesnelerin yaratılışı üzerine ) adlı eserinden ufak bir bölümle neticelendirmek istersek;

    beni taşıyan kısraklar canımın istediği kadar
    götürüyorlardı, beni bu ünlü yola koyduktan sonra
    daimon kadınlar, bilge kişiyi kentleri aşırıp götüren.
    burada gidiyordum; bu yolda taşıdılar beni uslu atlar
    arabayı çekerek, kızlar da yol gösterdiler.
    dingil yuvalarda kaval sesi çıkarıyordu
    kızarak - çift tekerlek kasırgasıyla itiliyordu
    iki yandan - acele ettikçe yoldaşlıkta
    ...

    http://www.latince.net/periphyseos.html
  • platon'un idealar kuramını yeniden ele aldığı diyalogu.
    bu diyalogda platon, parmenides'in ağzından idealar dünyasını, pay almayı ve ilkörnek'i sınar.

    bu diyalogun gerçekliği hakkında bazı şaibeler vardır. bu şaibeler de aristoteles'in bu diyalogu hiç okumadığının anlaşılmasıyla doğmuştur. zira aristoteles metafizik'te idealar teorisini eleştirir ve üçüncü insan tezini ortaya atar. ancak üçüncü insandan zaten parmenides'te bahsedilmiştir. buradan yola çıkarak parmenides'i aslında platon'un yazmadığı, eğer yazsaydı aristoteles tarafından mutlaka okunmuş olacağı söylenir. tabii bunlar kesin kanıtlar olmadığı sürece söylentiden ibarettir...
  • özellikle platon'un tümeller yani idealar ile tikeller yani görünenler dünyası arasındaki ilişkiyi yetersiz bir şekilde açıkladığı ve bunun da ötesine geçemediği gibi söylemler, bu uzun parmenides diyaloğunun önemsenmemesinden ileri gelir.platon' un temel yapıtı olan devletin, ki orta dönem yapıtlarındandır, içindeki fikirlerin platon' un zaten kendisi tarafından parmenides diyaloğunda sorgulandığı görülmektedir.bu da onu yapılan acımasız eleştirilerin şiddettinin haksızlığını ortaya koyar.aristoteles bile hocasını birçok yerde övmesine rağmen idealar ve nesneler arasındaki ilişkiyle ilgili olarak onu şiddetli biçimde eleştirir.fakat şurası kesindir ki, aristoteles parmenides adlı yapıttan habersiz yazmıştır bunları.bu daha sonra filologlar ve felsefeciler arasındaki uzun tartışmalardan sonra kesin olarak kabul edilmiştir.çünkü aristoteles yapıtlarında bu eserden hiç bahsetmez.

    bunun yanısıra özellikle plotinos' un mistik dizgesi, ki hen adlı bire ve onun taşmasına dayalıdır, platon' un çok yanlış bağlamlara oturtulmasına yol açmış ve tek tanrıılı dinler sürekli olarak platon' u kendi bağlamları için kullanmıştır.ruh göçü ve anımsama gibi kavramlar, ki mitoslar içinde anlatılır, dinler tarafından abartılmış ve platon özellikle ortaçağda hristiyanlar tarafından aziz ilan edilmiştir...platon' un yolunun bu olmadığı açıktır, parmenides diyaloğu da bir olanın doğasını, nesnelerle etkileşimini konu alır.çeşitli durumlar arka arkaya sorgulanır.ve en sonunda şu cümle ile biter :

    " bir ister olsun ister olmasın : bir' in kendisi ve öteki nesneler açısından kendi ilişkilerine göre ve karşılıklı ilişkilerine göre ; hepsi her şekilde olur ve öyle olmazlar, öyle görünürler ve öyle görünmezler."

    (aslında platon' dan uzunca zaman sonra ortaçağda boethius kavramların tanrıyı anlatmakta yetersiz kalacağını vurgularken onun sonsuz olduğunu ama insan sonsuzunun tanrısal sonsuzdan farklı olduğunu, bu anlamda bu anlatımın hem geçerli olacağını hem olmayacağını belirtir.platon' un buradaki çelişkili gibi görünen anlatımına bu açıdan bakmak ilginç olabilir.)

    diyalogdan bazı alıntılarla devam etmek gerekirse :

    birinci sav : eğer bir birse

    eğer bir bir olacaksa, ne bütün olacak ne de parça olacaktır; çünkü bütün olsa parçalardan oluşması gerekecek, artık bir olmayacak, parça olsa bütünün parçası olacak ve gene bir olmayacaktır.parçası yoksa ne başı ne sonu ne de ortası olacaktır.başı sonu olmadığına göre sonsuz olacaktır.biçimi de olmayacaktır çünkü yuvarlak ya da düz olsa parçaları olması gerekir.kendi içinde ya da başka bir şeyin içinde olamaz, çünkü bir şeyin içinde olsa kendini saran başka bişeyin içinde olması gerekecek ve artık bir olmayacak; kendi kendisinin içine olsa, bir' in kendisi hem kendini kuşatacak hem de bu kendini kuşatan şeyin içinde olacaktır, bu ise olanaksızdır; çünkü bir nesne aynı anda hem etkin hem de edilgin olarak bulunamaz.öyleyse bir ne kendi içindedir ne de bir başka şeyin içinde, o zaman hiçbir yerde değildir.böylece onun devinmesi de olanaksızdır, duradurması da.çünkü devinme yer değiştirme ya da biçim değiştirme yoluyla olur.oysa bir, biçim değiştirirse kendi kendinden başka bir şey olması gerekecek, bu durumda artık bir olmayacaktır.yer değiştirme açısından bakıldığında iki tür yer değiştirme söz konusudur.ya kendi ekseni etrafında dönmesi ya da bir yerden başka bir yere gitmesi gerekir.kendi ekseni etrafında dönebilmesi için ortası olması gerekir, oysa onun ortası yoktur.yer değiştirerek de devinemez çünkü onun bir şey içinde olamayacağı kanıtlanmıştır.böyle bir şeyin oluşması da olanaksızdır, çünkü bir şeyin içinde oluşsa, onun ne içinde ne de dışında olacaktır; aynı anda bir şeyin hem içinde hem de dışında olsa parçaları olması gerekecektir, oysa bir' in parçaları yoktur.demek ki bir yerde oluşması olanaksızdır.hangi tür devinim açısından ele alınırsa alınsın, devinimsiz olduğuna göre ve bir şeyin içine ya da kendinin içinde olmadığına göre, o neredeyse orada da olamaz.öyleyse bir hiçbir zaman aynı yerde değildir.hiçbir zaman aynı yerde olmayan bir şey olduğuna göre, duraduran bir şey de değildir.o halde ne devinir ne de duradurur...
    (bu böyle sürüp gidiyor)

    ve en sonunda bir bir olarak kabul edildiğinde şu sonuçlar ortaya çıkıyor :

    "bir bütün değildir, parça değildir, başı, sonu, ortası yoktur, sonsuzdur, devinmez, sınırsızdır, biçimsizdir, hiçbir yerde değildir, kendi kendisinin içinde ya da başka bir şeyin içinde değildir.olmak ya da oluşmaktan da pay almadığına göre bir, varlıktan pay alamaz, yani yoktur.olmayan bir şey konusunda da bir şey söylenemez, onun adı olmaz.demek ki bir bir olarak kabul edildiğinde kendini yok etmekte, bu ise platon' a mantıklı görünmektedir..."

    burada dinlerin bir bir olandır cümlesi de çürütülmüş görünmektedir, en azından platon hiç de onlar tarafından anlatıldığı ve kullanıldığı gibi bir filozof değildir...

    bu arada bu diyalog platon' un geç dönem yapıtlarındandır.
  • "değişme görünüşten ibarettir; aslolan, değişmemedir. "