*

şükela:  tümü | bugün soru sor
  • erhan mahalleden arkadaşımdı, çocuklukta 1-2 yaş fark çok önemli olduğu için arkadaşlıkla abilik arasında kalan bir arkadaş. misket, saklambaç, kuka oynarken kökülebileceği için alabildiğine kanka, arka sokaktaki eriklere dalarken yakalanabilitesi yüksek olduğu için istenmeyen adam. erhan'ın akılda kalıcı en büyük özelliği ise akranı engin ile yaptığı efsanevi kavgalar. apartman girişinde kıstırıp dövmeler mi dersin, bodruma çekip pataklamalar mı dersin, koskocaman taş ile kafa yarmalar mı dersin, beş dakikaya kalmaz barışıp sarmaş dolaş gezmeler mi dersin, hepsi onlardaydı.

    "sağ olan büyüyo, ölen çürüyo" der büyükler, zaman da aynı hızla geçip gidiyor. hayat bizi farklı yerlere attı, önce mahalleden taşındık, zaman geçti geri döndük, sümükleri akarken bıraktığımız kızları kucaklarında çocuklarla bulduk. erhan'ın da düğün zamanı gelmişti, erkeklerde evde kalma yaşı olan 30'a kadar beklemiş, yengesinin köyden bulduğu kızla dünya evine girmeye niyetlenmişti. evliliklerdeki yenge faktörü bir kez daha gün yüzüne çıkıyordu. aslında normal şartlar altında düğünü kaçırdığımı zannediyordum. düğün bir gece önce olmalı, aynı saatlerde ben ali sami yen'de "giden her sevgilinin ardından, hep biz olduk el sallayan" diye bağıyor olmalıydım ki maalesef düğün pazar günüymüş. starcraft'ı belki 3576. kere bitirip evde uyuklarken telefonun 5 senedir değişmeyen polifonik "gel tanışalım önce, ben kısaca f.d. ama sen bana uzun uzun seni seviyorum de" melodisiyle çaldı. arayan arkadaşımdı "hazırlan 2 saat sonra düğüne gidiyoruz" diyordu.

    hazırlanıp düğüne vardık, arkadaşın babasının olduğu masaya geçtik. düğün salonunun havalandırması yetersiz olduğu için yanmışlar, ateş pahasına aldıkları suyu 3 kişi paylaşmışlardı. ordan burdan sohbet edip, evlilik çağına gelmiş elleri yüzüksüz kız bakarken mutlu çift anons edildi, çatapatların arasında dans ettiler ve o muhteşem anons yapıldı.

    "evet sevgili misafirlerimiz, şimdi pasta kesimimiz var, pastamızı kuvvetlice alkışlıyoruz?"

    zaten her şeyi alkışlamaya meraklı ve hevesli kalabalık sözkonusu pasta olunca daha da çoşkuyla alkışladı, alkışladı, alkışladı. hele mukaddes teyzenin "hey yavrum be pastaya bak, böylesini görmedim" der gibi bakıp alkışlayışı ile nermin teyzenin "7 katlıya benziyor ama uzak gözlüğümü almamışım, şimdi nerimana sorsam pasta kaç katlı diye benimle alay eder" babında bakışları beni ziyadesiyle üzüyordu, işin kötüsü ben de pastayı çılgınca alkışlıyor, adeta kendimden geçiyordum. bir an önce pasta kesilmesi bitsin de ikram başlasın istiyordum. daha beteri gelinle damadın beraber kestiği pastanın strafordan yapılmış olduğunu bildiğim halde bize ikram edilecek pastanın o olduğunu düşünüyor ve ellerimin çıkarabileceği en yüksek sesi çıkarmaya çalışıyordum. artık ben de pastayı alkışlayan kalabalığı oluşturan en küçük yapı taşlarından biriydim.

    evde kalıklara not : uzun süredir gözlemliyordum da artık kesin kararımı verdim. düğün boyunca damat aşırı derecede terliyor, gelin ise hiç terlemiyor. düz mantıkla gidersek; bir erkeğin evlenebilmesi için asgari düğün ölçülerinde terlemesi, kadının ise terlememesi gerekiyor. bilimsel açıdan da destekleyelim, hani bu hayvanoğlu dişiyi etkilemek için afedersin sağa-sola işiyor, ne biliyim garip garip şeyler yapıyor, demek ki insanoğlu da dişisini etkileyebilmek için terliyor. terlemiyoruz, mis gibi kokuyoruz diye evde kaldık iyi mi?