şükela:  tümü | bugün
  • beni türlü türlü şaşkınlıklara garkeden bir saat markası.

    avm'nin tekinde bu marka bir saati vitrinin dışından incelerken sol eli cebinde ve iki parmağının arasında tüten bir sigarayla beraber sağ eli havada olan kurtlar vadisi kaçkını sakallı, şişman ve kel bir adamın, belini hafif öne eğerek başını da iki yana sallayarak oldukça içli içli şu yorumu yaptığını görmüş bulunuyorum:

    - saatin dibi, dibi !

    ama bunu öyle içten söyledi ki herif, bu saate yıllarını vermiş isviçreli usta bunu duysa elindeki tornavidayı tezgaha bırakır, "başardım, buraya kadarmış." diyerek emekliye ayrılırdı.
  • saat aleminin en giderli markası. vintage'ları zaten dünya nüfusunun yüz milyonda birinin dahi alamayacağı klasmanda iken etiketlileri de sanırım milyonda birine hitap etmekte.

    neyse bunu geçelim, patek dediğimiz şey; durup dururken, gecenin yarısı taaaa cenevredeki bir adama yaklaşık 45 dk. boyunca analı bacılı çok galiz küfürleri gereksiz yere savurma sebebidir. alakasız bir nedenle christie's'in internet sitesine girmiştim, işimi gördükten sonra adamların saat uzmanları "kimmiş ki la" diyerekten specialistlere bir bakayım dedim. international department head titrine sahipi aurel bacs diye bir adamın biosunu okurken karnım ağrıdı kıskançlıktan anasını satayım. bu adamın elinden geçmediyse binlerce patek geçmiş onu salladım en ünlü patek satışlarında da "tokmakçılık" yapmış. tokmakçıdan kastım hem müzayededeki tokmağı sallamak hem de alanı tokmaklamak evet.

    ekonomi ve hukuk okuduktan sonra 95 yılında saat uzmanı olmaya karar veren bu yavşak son yıllarda kıskandığım tek adam olabilir. en kallavi fransızca küfürleri hemen yarın arkadaşlardan öğrendikten sonra iti mail bombardımanına tutmak istiyorum. ayrıca kendisini kapalıçarşı'ya davet edip 50 liradan 500 liraya kadar satılan patek çakmalarını incelettireceğim, türk misafirperverliği falan ayağına adamı getirip hayata küsmüş halde geneva'ya yollayacağım. inci sözlüğü organize edip her sabah farklı kişiden "kanks bu orjinal mi sence almayı düşünüyorum da" ifadesini casio fx91 fotoğrafı ile beraber içeren bir mail alması için elimden geleni ardıma koymayacağım.

    bittin olm sen aurel bacs, bitirdim seni. bir patek hediye edersen işi tatlıya bağlarım öbür türlü siktim belanı.
  • hesapladım holosko artı bir miktar paraya bir tane alınabiliyor. normal gerçi, o da filip bu da filip.
  • bu nedir ya? bu nasıl bir sanat eseri...
  • alın teri ile satın alınmış casio yetimlerin gözyaşlarıyla alınmış patek phillipe den evladır.
    çok şükür çalmadık..
  • faturası şöyle bir şey dir.
  • reklamlarin "you never actually own a patek philippe. you merely take care of it for the next generation" der ve biz bunu newsweekin arka kapaklarindan biliriz.
  • kısa zaman önce rolex’in yarattığı imajı herkesin bilmediği bilgileri paylaşarak anlatmıştım (bkz: #75168415) şimdi de patek philippe’in neden dünyanın en pahalı saatlerini sattığını ya da patek’lerin müzayedelerde neden rekorlar kırdığını az bilinen bir örnekle size anlatayım.

    bildiğiniz üzere audemars piguet 1972 yılında royal oak modelini tanıttı ve yüksek saatçiliğin bugüne kadar ürettiği en karakteristik modeli lanse etti. asyadan gelen quartz saatler piyasadaki mekanik saatlerin tahtını sarsacak mı sorunu ortada dolanırken audemars piguet mekanik saat üreticilerinin kaderini değiştirdi ve bugün hala faal kalmalarını sağladı. peki audemars piguet ne yaptı? 70’lerde quartz saatler makul fiyatları ve çeşitliliğiyle piyasayı avcunun içine alırken royal oak modeli yüksek saatçiliğin gerçekte ne olduğunu bütün herkesin suratına çarptı. gerald genta denen adam (bu ismi bilenler unutmaz ama ilk kez duyanlar dikkat kesilsin çünkü yazının ilerleyen bölümünde patek philippe’e geçiş noktamız gerald genta olacak) royal oak’un tasarımcısıydı, çelik ve sekizgen bir kasa tasarladı, içine de mavi ve üzerinde dörtgen figürler olan (ki buna tapisserie deseni denir) bir kadran yerleştirdi. ardından bu basit ve sade tasarımı tam quartz’ların egemenliğinin geliştiği bir dönemde çok yüksek fiyattan satmaya başladı, üstelik bu saat altına oranla değersiz sayılabilecek çelik bir kasaya sahipti. ilk başlarda satışlar istenildiği gibi olmadı fakat italya pazarı royal oak’u bir anda ünlü ederek hem audemars piguet’yi hem de yüksek saatçiliği kurtardı. royal oak’tan sonra spor-çelik diye bir kavram literatüre yerleşti, vacheron constantin 222, girard-perregaux laureato ve patek philippe nautilus spor-çelik teriminin devamı niteliğindeki modeller oldu. ancak bunlar arasında nautilus farklıydı ve bunun sebebi de patek philippe oluşuydu. şimdi de size yine az bilinen bir yüksek saatçilik sırrını veriyorum: royal oak’u bir gecede tasarlayan gerald genta’nın nautilus’u tasarlaması daha da kısa sürdü. 1975 yılında gerçekleşen basel fuarı öncesinde (bugün patek philippe, rolex, omega gibi markaların yeni modellerini tanıttığı baselworld o dönemlerde basel fuarı olarak biliniyordu) gerald genta tesadüf eseri patek philippe yöneticileri ile aynı otelde konaklıyordu. genta, fuar öncesinde otelin restoranında tek başına kahvaltsını yaparken gözü patek philippe yöneticilerinin kahvaltı yaptığı masaya takıldı, o anda garsona seslenerek bir peçete istedi ve o meşhur nautilus modelini cebinden çıkardığı kalemle peçetinin üzerine ilk kez çizdi. tek gecede tasarlanan royal oak ve yaklaşık 10 dakikada bir peçete üzerine çizilen nautilus! ertesi yıl yani 1976’da ise nautilus basel fuarında tanıtıldı. genta tarihin gördüğü en büyük tasarımcılardan biriydi. bu noktada bana patek philippe’in imajından bahsedecektin ne oldu diyebilirsiniz; hemen anlatayım: genta verdiği röportajda o anı şöyle anlatmıştı “nautilus sıradan ya da bana ait bir tasarım değil, o patek yöneticilerinin yani patek philippe’in gerçek yüzü.” nautilus’a dikkatle bakarsanız saatin muadillerinden kolayca ayrıldığını görebilirsiniz, tasarımın üzerinden amiyane tabirle bir zarafet akıyor, ne royal oak kadar agresif ve sportif, ne 222 kadar klasik ne de laureato kadar basit. gemi lombozlarından esinle dizayn edilen kasa ve yatay mavi çizgili kadran kendine has bir havaya sahip, sanki patek philippe yazısını kadrana yerleştirmeye gerek bile yok. işte patek’in imajı burada ortaya çıkıyor, patek philippe’i magnum opus olarak düşünün, yaratılan en güzel şey gibi algılayın onu marka böyle hissetmeniz konusunda size zaten yardımcı oluyor. zarafet patek philippe’in en büyük değeri zarafeti satın alamazsınız doğuştan sahipsinizdir ya da değilsinizdir tüm olay bu. patek yüksek saatçilikte kutsal kase kadar değerli bir marka ve yeri diğerlerinin çok çok ötesinde. o yüzden de kendine istediği değeri biçebiliyor. kutsal kaseyi elinde bulunduran kişinin ona nasıl bir fiyat biçeceğini tahmin edebiliyor musunuz?

    (not: patek’lerin müzayede rekorlarına da değinecektim ama vakit geç oldu ondan da bir ara bahsederim)
  • --- spoiler ---
    ………ertesi sabah, yakın arkadaşlarım benim için bir toplantı düzenlemiş, aşırı alkol tüketimimin sebepleri üzerine bana vaaz çekiyorlar, ‘’mutsuzluktan’’mış, öyle diyorlar...
    mutsuzluğumun büyük kısmını patek philippe ilanlarına bağlıyorum. bilirsiniz muhakkak, süveterinin içine gömlek giymiş acayip yakışıklı ve hala saçlı baba ile, ondan daha da yakışıklı olacak (çünkü annesi de taş gibi kadındır tahminen) oğlu hafif bir gülümseme ile biryerlere bakarlar. yakışıklı ve über zengin babanın saati gözümüzü ve cüzdanımızı deler halde kolunda durmaktadır... işte o ilanlardan bahsediyorum…
    bu arzu müshili ilanlar sayesinde olanaksızı istemeyi öğrendim gayet olasılıksız olarak. tabi unuttuğum ölümcül bir nokta vardı, o modeller kadar yakışıklı hiçbir zaman olamayacaktım. bunu anladığımda ise 30’umu henüz geçmiş ve fakat saçlarım çoktan dökülmüştü. bundan dolayı, 30’umdan sonra patek philippe ilanlarına bakmayı bırakıp, bioxcin ilanlarına bakmaya başladım. reklamcı olma fikri de bu ilanlarların dandikliğinden dolayı kafamda filizlendi…
    filizlendi filizlenmesine de; hiç birşey sürekli olamıyor bende. en büyük sıkıntı bu belki de.............
    --- spoiler ---

    http://komsunuzmehmet.blogspot.com/

hesabın var mı? giriş yap