şükela:  tümü | bugün soru sor
  • türk siyasal yaşamını ve bu siyasal yaşam içerisinde ortaya çıkan sorunların gizemini çözmek için kullanılan “anahtar” kavramlardan biri “patrimonyalizm”dir. ünlü sosyolog weber tarafından bir egemenlik biçimi olarak tanımlanan patrimonyalizm, iktidarın geleneklere uygun olarak elde edilip kullanıldığı, merkezi otoritenin paternalist bir rol üstlendiği ve mülkiyetin egemen güc’ün kişiliğiyle temsil edildiği merkeziyetçi-bürokratik bir toplumsal-siyasal örgütlenme modelidir. bu modelin tipik örneklerinden birini osmanlı devleti’nin oluşturur. bu yönetim biçimi, hanedan üyesinin (yani sultanın) kişisel ve keyfî olan siyasal baskısını esas alır.
    gerçekte weber patrimonyalizm kavramını genel anlamıyla bir krallık hanedanının doğrudan uzantısı olarak örgütlenmiş tüm devletler için kullanıyordu. doğu’da bu patrimonyalizm-sultanizm batı’da ise patrimonyalizm-feodalizm biçimini alıyordu (bkz. mardin, 1998: 60). ancak siyaset bilimciler osmanlı’yı ayırdedici bir özellik olarak patrimonyal terimini kullanmışlardır
    weber'e dayanarak osmanlı'nın patrimonyal bir devlet olduğunu ileri süren halil inalcık'a göre patrimonyalizm, hükümdarın askeri ve yönetsel örgütlenmeyi kendi kişisel aracı haline getirmesidir (inalcık, 199?: 49).5 yönetsel düzeyde patrimonyal devlet hükümdarın mutlak hâkimiyetine dayanır; devlet kademeleri ise hükümdarın kişisel tercihi doğrultusunda dağıtılır. hiçbir kademe ya da ünvan, padişahın berat denilen mührü olmaksızın verilemez (inalcık, :53). bu da devlet memurlarını hükümdara bağımlı kılar; çünkü onun hükmü kendi pozisyonlarının devamını sağlayan tek şeydir. patrimonyal devlet analizine katılan bir diğer yazar olan ahmet insel'in de deyişiyle osmanlı devlet adamlarının osmanlı hanedanını yüzyıllar boyunca safdışı bırakamamaları, böyle bir girişimde bulundukları takdirde kendileri de safdışı kalacaklarından, yani kendi meşruiyet zeminleri de ortadan kalkacağı içindir
    mülkiyet ilişkileri açısından patrimonyalizm, mülkiyetin mutlak olarak hükümdarın elinde toplanmasına ve devletin toplumsal ve ekonomik ilişkilerin belirleyicisi olmasına denk düşer. bu anlamda osmanlı son derece büyük bir mülk sahibi, geliriyse topladığı vergiler olarak düşünülür (insel, 1996: 62). önce tımar sahipleri, sonra mültezimler toplanan verginin bölüştürülmesinde devletin küçük birer ortağından ibarettirler. argümanı daha ileriye götürüp bu grupların devlet mülkünün parçası olduğunu ileri sürenler olsa da (insel, 1996: 64), genel kanı devletin diğer toplumsal gruplar üzerinde belirleyici olduğu yönündedir. bu tespite aykırı düşebilecek durumlarda bile -19.yüzyılda güçlenen ayanlarla devlet arasındaki çatışmalar gibi- devlet kontrolü eline almayı bilmiştir (mardin, 1995: 292). ticaretle uğraşan kentlerde de devlet üretimin miktarını belirlemiş, batı'daki gibi üretimin merkantilist yollarla sermaye birikimi gerçekleştirmesine izin vermemiştir. devlet yöneticileri tüccarlara kayıtsız kalmış ve batı'daki gibi tüccarlara özel olanaklar sunmamışlardır

    kaynak: http://www.praksis.org/sayi9_yazi.html
  • 1998 yılında kamu hukukundan bütünlemeye kalmasına yol açmak suretiyle çekoslovakyalılaştıramadıklarındanım kişisini mezuniyet yolunun dikenlerinden büyükçe bir tanesine daha maruz bırakan melun kavramdır ayrıca*
  • antropolojide ebeveynler, aile büyükleri, akrabalar ile çocuklar arasındaki belirli bir ilişki biçimini anlatmak için kullanılır.
  • max weber’in egemenlik biçimi olarak ele aldığı bir kavramdır. iktidarın geleneklere uygun biçimde kullanıldığı, mutlak olarak hükümdarın elinde toplandığı ve mülkiyet ilişkileri açısından devletin toplumsal, siyasal, ekonomik ilişkilerin belirleyicisi olması anlamına gelir. türk siyasal hayatını ve osmanlı devlet geleneğini anlamak için önemli bir kavramdır. iktidarın geleneksel sınırlarının aşılması, tek adam yönetimine kadar gidebilir: osmanlı devlet sisteminde bürokratik merkezi idare tek bir kişi temelinde teşekkül eder ve de padişah ülke üzerindeki her şeyin ve herkesin sahibidir.
  • demet dinler, türkiye’de güçlü devlet geleneği tezinin eleştirisi'nde* osmanlıdan günümüze türkiye coğrafyası üzerine yapılan siyasal analizlerde çoktan bir klişe haline gelmiş, "sınıfların üzerinde örgütlenerek toplumsal evrimi batı tipi gelişimden farklı bir mecraya sokan güçlü merkezi otorite" tezinin, sıklıkla kullandığı patrimonyalizm kavramını weber sosyolojisiyle arasındaki gerilim bağlamında şöyle deşmeye girişir;

    "güçlü devlet geleneğini anlamada patrimonyal devlet kavramı kilit bir rol oynamaktadır. patrimonyal devlet hem osmanlı devletini tanımlama aracı olarak, hem de cumhuriyet dönemindeki devletin osmanlı devletiyle olan sürekliliğini gösterme aracı olarak kullanılır. patrimonyal devlet kavramı, max weber'in geliştirdiği ideal tiplerden biridir. ideal tip weber açısından gerçekliği anlamamızı kolaylaştıracak bir soyutlamadır. gerçekliğin karakteristik bir yanının vurgulanması yoluyla elde edilen analitik araçlar olan ideal-tipler (weber, 1949:90) birebir gerçekliği yansıtmazlar. ancak ampirik alanın bilgisine ulaşmak için, seçtiğimiz olgunun inşa ettiğimiz ideal-tiplere ne kadar uyup uymadığına bakmak bir zorunluluktur.3 sosyal bilimlerin temel amacı "kültürel olarak anlamlı ve biricik" olan olguları bularak onların nasıl olup da meydana geldiğini araştırmak olmalıdır.4 patrimonyalizm de bu bağlamda düşünülmesi gereken bir kavramdır.

    weber'e dayanarak osmanlı'nın patrimonyal bir devlet olduğunu ileri süren halil inalcık'a göre patrimonyalizm, hükümdarın askeri ve yönetsel örgütlenmeyi kendi kişisel aracı haline getirmesidir (inalcık, 199?: 49)

    4 weber’in temel problemi batı’da kapitalizmin ortaya çıkışının biricikliğinin koşullarını ve özelliklerini araştırmaktır. ancak tam da bu yaklaşımı, kendisini takip edenlerin doğu’yu da batı’da olmayanlar üzerinden okumalarının önünü açmıştır.

    5 gerçekte weber patrimonyalizm kavramını genel anlamıyla bir krallık hanedanının doğrudan uzantısı olarak örgütlenmiş tüm devletler için kullanıyordu. doğu’da bu patrimonyalizm-sultanizm batı’da ise patrimonyalizm-feodalizm biçimini alıyordu (bkz. mardin, 1998: 60). ancak siyaset bilimciler osmanlı’yı ayırdedici bir özellik olarak patrimonyal terimini kullanmışlardır."

    ilkin, not 4 oldukça önemli. batı kapitalizminin biricikliğinin koşullarını araştıran weber'in takipçiliğinde, doğunun biricikliğini araştırma metodolojisinin sakat doğumu, demet dinler'e göre, doğuya batıda olmayan üzerinden yapay bir biriciklik atfetmek yanlışlığıyla gerçekleşir. güçlü devlet tezi için, "batıda-olmayan" teorik çerçevesinden hareketle oluşturulmuş "batı-doğu farklılıkları" kümesinden birçok örnek veren dinler'in şu satırları özellikle etkileyicidir.

    "batı'da kral, feodal lordlar ve diğer yerel güçlerin çoğulluğu içinde şekillenen (sunar ve sayarı 1986: 110) bir yönetim yapısının ve bunun doğurduğu sivil toplum yerine osmanlı'da toplumun devlete tâbi olma durumu söz konusudur. tüm toplumsal ve moral kodları bu tâbiyet ilişkisi şekillendirir ve batı'nınkinden tamamıyla farklı bir değerler sistemi ortaya çıkar: bireysel özgürlükleri tanımayan, ekonomik çıkarların ve ticaretin kötü sayıldığı bir değerler sistemi.7

    devlet/toplum ilişkisinin bu şekilde ele alınışı hem olgusal hem de yöntemsel düzeyde bir dizi probleme yol açar. bundan sonraki kısımda bu problemleri ele almaya çalışacağım. bu problemlerden birincisi osmanlı ve batı'nın karşılaştırılma biçiminde yatmaktadır. patrimonyalizm ve batı feodalizmi arasındaki farklılıklar tamamen ampirik alandan çıkarılan bilgilere dayandırılır. örneğin batı'da serf, vassal, feodal lorda bağlılık gibi kavramların birebir karşılığı osmanlıda bulunmadığı için osmanlı'nın feodal olmadığı sonucuna varılmıştır. oysa feodalizmi kendi topraklarını işleten, geçim kaynaklarıyla doğrudan ilişkisi olan ve topraktaki üretimlerinden ortaya çıkan değere belli toplumsal grupların el koyduğu bir köylüler toplumu olarak tanımlarsak, endüstri öncesi tüm toplumlar bu tanıma uymaktadırlar (faroqhi, 1999: 18).8 burada feodalizmi tanımlayan, artığa el konuş biçiminin kendisidir. tımarla fief arasında bir fark yoktur; çünkü üretim tarzı ve toplumsal yapı artığa el koyan kişilerin kim olduğu üzerinden değil (devlet, tımarlı sipahi, kral, vassal), sömürü ilişkisinin niteliği üzerinden (artı-değeri üretenler ve el koyanlar) tanımlanır.9

    8 benzer bir yaklaşımı türkiye’de yetkin bir şekilde savunan düşünür behice boran’dır. boran, osmanlı toplumunun asya tipi mi yoksa feodal üretim tarzına sahip olduğu tartışmasında osmanlı’nın feodal olduğunu savunmuştur. analizinde “merkezi feodal” gibi tartışmalı kavramlar olsa da pek çok açıdan öğreticidir: serfin topraktan yararlanma hakkının olduğunu, mülkiyetin haklar hiyerarşisine göre bölündüğünü söyleyen boran bu tanımın hem osmanlıyı hem de batı avrupa’yı tanımladığını söylemekte (boran, 1962’den aktaran oyan, 1998: 139) genel bir feodalizm tanımının ise her ampirik gerçekliğe ayrı bir açıklama getirmesine karşı çıkmaktadır: “gerçeklere dayanmayan, gerçeklerle beslenmeyen kavramlar boş kalıplar haline gelirler; ama genel kavramlarla sistemleştirilmemiş gerçekler de bir olgular yığını olmaktan öteye geçemezler” (boran, 1970).

    9 ancak osmanlı’nın feodal olmadığını ispatlamaya çalışan atüt’çüler bu ilişkinin niteliğinden çok serf ve vassal gibi batı avrupa feodalizminin unsurlarının osmanlı’da bulunmamasını dikkate almış; batı’dan farklı olarak da devletin belirleyici rolünün altını çizmişlerdir (atüt’çülerin eleştirisi için bkz. oyan, 1998)."

    * http://www.enineboyuna.net/...
  • max weber'a ait olan kavram. profesör metin heper'e göre “her şeyden önce geleneklere göre yönlendirilen, fakat kişisel ve mutlak bir hukuka dayalı” bir egemenlik türüdür. türk siyasal tarihi açısından gerekli bir kavram.
  • niyazi berkes; osmanlı'da gelenekselliği iki maddede açıklamış ve bu maddeler sebebiyle karşımıza çıkmıştır:

    birincisi, düzen (osmanlı deyimi ile 'nizam', 'alem' ya da 'nizam-ı alem') yaratıcı tarafından olduğu konulmuştur, değişmez ve değiştirilmemelidir. olduğu gibi tutulduğu vakit sonsuz ömürlü ('ebed-müddettir').

    ikincisi ise bu devlet kanun-i kadim (en eski, ilk kanun) kuramı meşru hale getirir, yani onu yaratıcı'nın koyduğu düzen yapar.

    bu iki ilke üzerine de "patrimonializm" ortaya çıkar: yaratıcı, alemin düzenini kurmakla kalmayıp, o düzeni tutmak ve yürütmek için padişahı seçerek onu yeryüzünde kendinin gölgesi, vekili, halifesi yapmış.

    yani osmanlı padişahları kendilerini peygamberin değil, yaratıcı'nın halifesi kabul etmişlerdir.
  • ben artık ülkedeki bütün sorunları açıklayabilecek bir neden olarak sihirli bir sözcük keşfettim : patrimonyalizm.
    bir şarkı, bir türkü gibi dilime dolandı. ortamlarda bunu söyleyince akan sular duruyor. hangi meseleye koyarsan koy, açıklıyor her şeyi. dalga geçmiyorum bak. ne tartışılıyor mesela?diyelim batılılaşma konuşuluyor. japonya örneği de verildi mi? verildi. eh işte tam o noktada "patrimonyalizm" de geç. puzzle'ın eksik kalan son parçasını koyma etkisi yaratıyor ortamda.
    liberal demokrasi neden oturmadı? liboş dediklerimiz aslında neden liberal değil? sorun buysa sihirli sözcüğü yapıştır geç:patrimonyalizm tabii ki! de, bak yoluna.
    türkiye'de yazarların/şairlerin çoğu neden devlet memurudur? patrimonyalizm yine cuk diye oturacaktır.
    gayet ironisiz ve pratik bir çözüm. herkese tavsiye ederim.