şükela:  tümü | bugün
  • önce bütün soruların size sorulmasıyla başlayandır. surekli işleyiş ve süreclerle ilgili sorular gelmeye başlar, öylesine artarki bu kendi işinizi yapamaz hale gelirsiniz ve en sonunda işleri bırakır ve sadece işler hakkında kararlar vermeye başlarsınız. yapılan işi yapmaktansa nasıl, ne zaman, nerde, kimle yapılacagına karar verip, işleyişi kontrol edersiniz.
    en son siz bütün bunlarla uğraşırken 5 senelik iş arkadasınız gelir ve çıkabilirmiyim x hanım dediği an kafanıza dank eder. iyimidir? bilinmez. ancak bu sorumluluktan kaçılamayacagı artık nettir.
  • sadece sorumluluk degil, sorumluluklarinin yukunu kaldirabilecek yuksek konsantrasyon sahibi olmayi da gerektiren durum. akabinde, patronu oldugu isi ince detaylariyla bilmeyi, seffaflikla yurutmeyi, yurutturmeyi, denetlemeyi; yeri geldiginde isi ogretmeyi gerektirir.
    belli bir yasa, tecrubeye ve personele erisinceye kadar ofise herkesten once gidip, herkesten sonra cikmayi, is yaptigi insanlarla konusurken, yazisirken bir tek soru isareti dahi kalmasina mahal vermeden isini, amaclarini izah edebilmeyi, beklenmedik durumlari sogukkanlilikla cozecek kivrak zekaya sahip olmayi gerektirir.

    bunlar da tabi, genel ozellikler kumsalindan bir iki kum tanesi sadece..

    yani patron olmak, kimseye hesap vermeksizin sirketin paralarini yemek, keyfince orda burda gezip tozmak, ara sira da birlerine kartvizit dagitmak demek degildir..
  • çalışanları keyfi bekletebilmek
    kafana göre davranmak
    çalışanlarından az şey bilmek (ya da bişey bilmemek)
    artistlenme limitine ulaşmak...
  • patron olmak, derin bir mutsuzluğu ve tatmin olamamayı da birlikte getiriyor sanırım; adam geçen hafta sıfır cip aldı yine yüzü gülmüyor, yine gülmüyor. cipten önceki haliyle arasında yedi fark bul deseler, bir tane bile bulamam. sürekli meşgul olduğundan da gidip "neyin var totti?" diye soramam. ona futbolcu isimleriyle seslendiğim zaman hem daha mutsuz hem de daha sinirli oluyor. telefonu bir an olsun susmuyor, sürekli bir organizasyon içinde. benim seviyeme pek inmediğinden arabayı ıslatamadık bile.

    "çalışmak, yapacak daha iyi bir şeyi olmayanların sığınağıdır*" yazılı tişörtümle ben bile daha mutluyum. hele iki gün önceki rakı zirvesinde bir küçük daha söylemeye karar verdikten sonraki mutluluğum, küçük mekanın duvarlarını, camlarını patlatacak kadar fazlaydı. adem baba küp şeker yedirip "sakin ol şampiyon" dedi. bir büyükten sonra bir orta ve en sonda bir küçükle, rakı bazında daltonlar temsiliyle yüzümde gülücükler açtı. ertesi gün donatılı beton gibi işe gelmek bile mutluluğu azaltmadı.

    fakat bir de patrona bakıyorum, alman mühendislerinin çare olamadığı bir derdi var sanki. daha önceki patronlarımı düşünüyorum, hepsinin ortak özelliği cip sahibi ve mutsuz olmalarıydı. audi q7, range rover sport, bmw x5 fark etmiyordu, cipe binen yüzünü döküyordu. sanırım problem, patronlarda değil ciplerde. "ver bakalım anahtarı da bir tur atayım toulalan" da diyemiyorum, o patron ben de mayışlı köle olduğum için aramızda görünmez duvarlar ve katlar var.

    acaba bana mı gıcık oluyor, kendi irademle istifa etmemi ve tazminat almadan çıkmamı mı istiyor nedir anlamadım ki. bu kötü örnekler yüzünden kendi ofisimi açamayacağım mutsuz olurum diye, zaten karamsarlığa meyleden bir yapım var. üstüne bir de cip falan alacak kadar para kazanırsam, kainatın gördüğü en habis adam olur, yazılarımı okuyanı pert ederim. yaparım bilirsin.
  • istenilen saatte çıkabilme lüksüne sahip olmaktır. birazdan ben de çıkacağım ama patron olduğumdan değil öğrenci olduğumdan. az önce iş yerinden çıkan patronumun odasına bakıp nanik yapıyorum. daha doğrusu yapamıyorum boş odasına bile hürmetim var.
  • ilk defa birini işe alacaginiz zaman hissetmeye baslayacaginiz bir duygudur. o güne kadar daha önce ki iş tecrübelerinizde, emri altında calistiginiz patronunuzun size basit gelen, sacma gelen, adice gelen, komik gelen nice seyin anlamını cözmeye basladiniz bir yola girmek gibidir.

    her şeyden önce koca bir sözlük ahalisi de dahil herkesin arkanızdan icinde "orospucocugu" gecen cümleler kuracagi bir yoldur.(ara: orospu çocugu patron)

    ancak en zor tarafı, her ay paralarını ödemekle yükümlü olduğunuzu bildiginiz bir kac çalışanınızın varlığının size yüklediği ağırlıktır. o insanların bir evlerinin olduğu, bir hayatlarının ve giderlerinin olduğu gerçegi sizi yorabilir başlarda.

    elbette istediginiz saatte isten cikip istediginiz saatte calisabilirsiniz. size kimse hesap sormaz. ancak oglen 2 gibi isten cikip eve giden bir patron belki onceki gece sabaha kadar internette yeni yabancı müsteriler aradigi icin uykusuz kalmis olabilir. ancak disaridan "sabaha kadar kendine citir aramistir" da denebilir. olsun. zira basari, günde 25 saat calisanindir diyen eski patronumun ne kadar haklı oldugunu anladigim gün zaten bende patron olacak konuma gelmiştim.

    bir çok çalışan; aysonu kira, kredi karti extresi ve taksitler yüzünden monitöre boş boş bakarken sizin o ay sonu toparlamak zorunda olduğunuz 100.000tl lik çekleriniz yüzünden monitöre boş boş bakmanızdır.

    zor iştir patron olmak. özellikle günümüzde ya en büyüksündür ya da hiç düsturu söz konusuyken piyasada tutunmanızın hiç bir garantisi yoktur.
  • allah'a ettiğim dualardan biri de patron olmakla ilgili. iş hayatına dair en büyük korkum patron olmak. işsiz kalmak bile değil.

    - allah'ım beni patronlukla sınama.
  • az sonra size sırrını vereceğim şey. sermaye düşmanı bi insan değilim. patronun kızı da oldum, eşşek gibi çalışan işçi de. iki tarafı da biliyorum ama şu an tarafsız olamayacak kadar yorgunum.

    patron olmak için çok küçük şeyleri düşüneceksiniz. hesabını yapacaksınız. ben bunu anladım arkadaş.

    mesela bir avukatsınız. yanınızda da hatırı sayılır miktarda avukat çalıştırıyorsunuz. birini şehir dışı bir duruşmaya göndereceksiniz. duruşma sabah. işler güçler ne kadar kassa öğleye biter. öğleden sonra 3'te de dönüş uçağı var. bi de gece 10'da. işte bu noktada o sefil beyin kıvrımlarınız devreye girecek ve acil bi iş çıkabilir, 10 uçağıyla dönsün diyeceksiniz.

    entrylerde hunharca küfre gıcık oluyorum da şu an öyle ihtiyacım var ki.

    be hayvan adam! sen mesaiden 1 saat gitmesinin hesabını yapıyosun da benim eve gece yarısı dönecek sabahın köründe işe gelecek olmam ne olacak öküz? öğleden beri allahın bi şehrinde orda burda vakit geçirmeye çalışıyor olmam ne olacak?

    ama bunların vicdanınızda herhangi bir buğu yapmaması lazım zaten çünkü yaptığınız o mikroskobik maliyet hesabı size yetti. aha da bunu yapabiliyorsanız patron olmak kolay bence.
  • çok zordur. birincisi baştan maça 1-0 yenik başlamaktır. siz zaten "patron" olduğunuz için kötüsünüzdür. çünkü hep hikaye karşı taraftan anlatılır.

    bu sabah vicdanım sızlaya sızlaya "kahvaltı yapmayacaksın" demek zorunda kaldım. hikayeyi çalışanımdan dinleyenler herhalde benim için şöyle yorum yaparlardı:

    "bi kahvaltıya bile izin vermeyen vicdansız, ne olurdu sanki 10 dk kahvaltı yapsa, kendileri brunchlara gider öğlen 12'de işe gelirler ama."

    işin aslı böyle değildir. her ne kadar gerçekten kötü patronlar olsa da bir iş yerinde disiplinin sağlanması bazen sert olmayı gerektirir. mesai saatinde ofisten ayrılmaması konusunda çok kere uyarmış olmama hatta bu konuda 2 gün önce nutuk çekmiş olmama rağmen yandaki şirkette kahvaltı yaparken yakalarsanız, "derhal ofise geçiyorsun, kahvaltı falan yok" demek zorunda da kalırsınız.