şükela:  tümü | bugün soru sor
  • zaten zorlu olan iş hayatını, insani faktörlerle daha da çekilmez kılan ve çoğu zaman saçma sapan olaylar bütünüdür. köpek sahibine çeker mantığıyla patron şirketleri de sahiplerinin karakterine göre işler. maddeler halinde anlatmak daha kolay geliyor, öyle devam edeceğim izninizle;

    - eğitiminiz, iş tecrübeniz, konuya hakimiyetiniz her ne olursa olsun "sen harikasın. süpersin! sakın itiraz yok, seni her dapartmanda yetiştireceğim ve harika işler çıkaracağız!" gazını kurumsal bir şirkette kimse size vermez. "lan ben neymişim de haberim yokmuş" edasına bile daha girememişken patronun* çok samimi bir arkadaşı* gelir, şirkette çalışmaya başlar. size olan bu ilgi ve gelecekle ilgili beklentileri görür. çok değil bir hafta sonra patron, bir akşam odasına çağırıp "bence sen bu işi yapamazsın!" der. gerekçeleri ise, kendinize çok güvenmenizdir. sektörün zorunlu kıldığı ve çok dersten oluşan, bir sınavla almanın çok zor olduğu lisansların hepsini*** tek sınavda ve iyi ortalamalarla aldığınız halde kendinize çok güvendiğiniz için işten çıkarıldığınız tek yer patron şirketleridir.

    - işler bir sebeple aksamışsa, patron karısıyla/kocasıyla kavga etmişse, akşam orgazm olamamışsa, saçları kepeklenmişse o gün mesai çok zorlu geçecek demektir. o kalksın şirket kursun, size iş versin, dünyanın ihracatını yapsın üstelik ilkokul mezunu olarak ve siz hala bir işi başaramayın öyle mi küçük aptallar?! üniversite mezunu oldunuz diye kendinizi bi bok mu zannediyosunuz yoksa? heey yavrum külahıma anlat!! bu mal bu gece yüklenmesin, hepinizin maaşından kesilecek gelen reklamasyon haberiniz olsun!**

    - patron şirketlerinin çoğunda önemli pozisyonlarda patronun akrabaları çalışır. ve bu akrabalar genelde eğitimsiz olmakla beraber iş ahlakından da habersiz insanlardır. onlara bağlı departmanlarda çalışmak demek, patrona gösterdiğiniz saygıdan daha fazlasını göstermek ve saçma hakaretlere maruz kalmamak için yapacağı hataları önceden görüp telafi etmek adına ekstra sorumluluklar edinmek demektir. aksi halde asla haklı çıkamayacaksınız. hemen örnek verelim;

    yaklaşık 400 kişinin çalıştığı bir firmada, üretimin devamlılığını sağlayacak bir evrak yetkilinin onayına sunulmadığı gerekçesiyle iş durur. tüm gün hiçbir şey yapılamaz. evrağı hazırlayan kız imzalattım demekte ancak yetkili "hayır bana böyle bir evrak gelmedi" diye ısrar etmektedir. iş durduğu ve malın teslim tarihi yaklaştığı için kıyamet kopmaktadır. mesai bitimi o kız, şirketteki tüm kağıt kutularını (kağıtlar geri dönüşüm için kolilerde biriktirilmektedir) ağlayarak karıştırır ve evrağı bulur. üstelik iddia ettiği gibi yetkilinin imzası üstündedir. ertesi gün patrona kağıdı verir. ancak patron "ne olursa olsun sen haklı değilsin" der. evet bildiniz, yetkili patronun kardeşidir. şimdi o kız ve bunu bilen herkes, yetkililere imzalattıkları evrakların fotokopisini alıp dosyalıyor.

    şimdi söyleyeceğim patron şirketinde çalışmaktan çok patron şirketiyle çalışmakla ilgili ama anlatacağım. hatırlı bir müşteriniz özel bir mal ister. çok detaylı olduğu için maliyetli ve üretim sürecinin ekstra özen istediği bir iştir. dolayısıyla çoğu firma siparişi almamaktadır. alırsınız. işi hızlandırmak adına üretim numunelerini kargoya vermez, bursa'dan istanbul'a gidip mal için onay alır ve aynı hızla dönüp üretimi başlatırsınız. ilk teslim yapıldığında müşteri telefonda kıyameti koparmaktadır. mal, istedikleri mal değildir! onay aldığınızı, hatta bunun için istanbul'a bizzat gittiğinizi söylersiniz. ama malı onaylayan kişi "hayır bana numune gelmedi" demektedir. değil malı, sizi bile görmemiştir!!! tüm numuneler ve o ana kadar üretilmiş mallar sizindir artık! tepe tepe, seve söve kullanın! evet yine bildiniz, numunelere ok veren kişi patronun eşidir. burada şunu sorabilirsiniz; "üretim sürecini ve her iki tarafı da koruma altına alan sipariş sözleşmeleri yapmak hiç aklınıza gelmedi mi?" elbette geldi. hatta şirket avukatları tarafından hazırlanmış sözleşmelerdi hepsi. ama hiçbir patron şirketine bu sözleşmeleri imzalatamadım. kurumsal şirketlerse bu sözleşmelere imza atmadan bir adım bile atmadı.

    esasında verilecek çok örnek var ve hepsi de yaşanmış. ama halihazırda patron şirketlerinde çalışanları da çok korkutmamak gerek. düzen bir şekilde dönüyor nasıl olsa. kurumsal şirketlerde de sorunlar mutlaka yaşanıyor. çünkü her sabah işe gidiyoruz biz alice'in bi türlü geri dönemediği harikalar diyarına değil. yine de kurumsal bir şirkette, bağlı çalıştığınız yöneticiniz sorunlu bile olsa hatanın, topun bir başka yetkiliden sekme olasılığı çok yüksek. en azından sokakta oyun oynuyormuş diyaloglarına muhatap kalmazsınız. kendinize olan güveninize zarar verecek, burası bunun yeri mi dedirtecek, kişiliğinizi incitecek olayları yaşama olasılığınız çok çok azdır. çok kişi önemsemiyor malesef ama, yaptığımız kavga etmek bile olsa onun da kuralları ve yeri geldiğinde bir zarafeti vardır.
  • daha önce başıma gelenlerden derleme :

    - kendi kişisel harcamaları şişince sizin maaşınızı vermezler mesela. lüks ev yaptıran bir patronum vardı. şirkete gelen tüm parayı eve yatırdığından en son maaşlarımızı veremez oldu biz de işten ayrıldık.
    - izin gününüzde arayıp iş buyurmaları. üstelik bunun karşılığında mesai ücreti falan da alamazsınız.
    - iş sigorta yapmaya gelince kıvırmaları veya 3-5 gün çalıştı göstermeleri. kurumsal şirketlerde olmuyor böyle yamuklar.
    - yıllık izinleri eksik kullandırmaları veya hiç kullandırmamaları. yasal hakları aramakta fayda var diye düşünüyorum. siz söylemeyince hiç mevzusu açılmıyor nedense.
    - kendi çalışanları hakkında dedikodu yapmaları, milleti birbirine düşürmeleri ki bence gerçekten korkunç bi özelliktir bu. bunun sonu genelde işten çıkarmayla sonuçlanır ki belki de gerçek amaç budur.
    - maaş veriyorum diye sizi afedersiniz eşşek gibi kullanmaları. sırası geldiğinde çay, yemek, hatta temizlik yapmaya zorlamaları. yapmazsanız sizi pasaklılıkla veya üşengeçlikle suçlamaları. şirkette ayrıca çaycı temizlikçi olduğunu da belirtmeliyim.
    - sizin terfi edeceğinizi söylediği pozisyona yeni mezun olmuş oğlunu/kızını veya işsiz kalmış bir akrabasını yerleştirmesi.
    - çoğu zaman öğlen arası veya öğlen yemeği gibi bir kavramın olmaması. mesai saatlerinin düzensizliği.
    - ve en önemlisi maaşların düzensiz yatması. birçok şirkette bu durum var maalesef.
  • bayram tatilinde yarım günlük izni, maaşınızda 50 tl'yi hesap eden patronlara sahip olabilirsiniz mideniz bulanmasın. daha kötüsü de var her sabah patron bütün şirketi başına toplayıp işlerin gidişatı hakkında hesap sorabilir, korkmayın.

    iş görüşmesinde "dedikodu yapmayacak birini arıyoruz" sözüyle karşılaşıp , işe başladığınızda dedikodunun allahını kendilerinin yaptığını da görürsünüz ki bu da ayrı bir komedi .
  • işçi şirketinde çalışmak kadar zor değildir.

    - lan necati git çayı koy
    + patron musun, sen koy mına koyım

    allahtan bütün şirketler patronların. patron şirketi ne lan?
  • avantajlarını siler süpürür, çoktur.

    1- her şey onun onayına tabi olduğundan dolayı, sorumluluğunuzdaki iş gecikmeye uğrayabilir.
    2- sorumluluk alanınız, herhangi bir yetki devri olmadığı için çok dardır. mail atmalı, telefon açmalı veya yüzyüze görüşmeyi beklemelisiniz.
    3- yönetişim sıfıra yakın olabilir. o ne derse odur. eğer fikriniz varsa fazla dillendirmeyin gereksiz olabilir.
    4- para sıkıntıdır. hemen hemen herşeyden kısıntı olabilir. yaptığınız bazı harcamalar sorulmazken, birden "bunu nereye harcadın?" gibi gudik bir soruyla karşılaşabilirsiniz. meblağ 5 tl olsa bile...
    5- uzun toplantılarla karşılaşabilirsiniz. şirket kurumsala bağlamadığı için bu toplantılar geyik muhabbetine sarar ve daha da uzar. hiç alakanız olmayan konular masada dönerken sıkıntıdan facebook veya resim sanatında kendinizi geliştirebilirsiniz.
    6- 5 dk. önce gülümseyerek "ne haber?" diye soran patron, bir kaç dk. sonra "höööyt" diye kükremeye geçebilir.
    7- yalaka değilseniz işiniz daha zor. ego tatminini gerçekleştirmek için yalakalık yapmaz ve sadece işe göre pozisyon alırsanız, adaletsiz bir biçimde çalışırsınız. daha az çalışan daha çok kazanır, üstüne bir de surat çekersiniz.

    bunlar fazlalaştırılabilir. yavşaklık oranınız arttıkça bu dezavantajlar azalabilir...
  • bir nevi hem yargıç, hem savcı, hem de tanık olmaktır patron şirketlerinde çalışmak. yani, hem sistem kurucu hem adam yönetici hem de iş takipçisi olmayı gerektirir. kurumsalın getirdiği sistematik çalışmadan yoksun olunması sayesinde, işe yeni başlamış olmanız veya iş konusundaki tecrübesizliğiniz dikkate alınmaz. başta verilen "herşey güzel olacak, rahat ol, öğrenirsin" tarzı yaklaşım yerini iki üç hafta gibi komik sürede herşeyi bilmeniz ve olmayan bir sistemi kurmanıza döner ve ilk hatanızda o söylenilenler unutulup canınıza okunur. bu can okunması da öyle kurumsaldakine benzemez. kendinizi salak ve işe yaramaz hissettirecek düzeyde bir aşağılama olur. bu nedenle eski yaşadıklarınızı da aklınıza getirip "ben iş hayatına uygun biri değilim. stres altında çalışamıyorum" diye düşünürsünüz. çözüm odaklılık yerine sorun odaklı yaklaşım vardır. öldür allah çözüme bakmaz soruna odaklanır ve sizin tüm motivasyonunuzu alaşağı eder. çünkü adamın iş kovalamak gibi bir derdi vardır ve kurumsaldaki gibi zihniyet olmadığından olası her türlü aksilik doğrudan işini etkileyecektir. dolayısıyla adam sürekli stres altında olduğundan sizi de şamar oğlanı yaparak o stresin acısını sizden çıkarır. her dediğine evet deseniz, koyun muamelesi görürsünüz. sorgularsanız, bu sefer süreç neden sorguladığınıza ve kendinin haklılığına kadar gider. üstüne de tanıdığınız biri olması gibi bir durum sözkonusuysa, en iyisi böyle bir işe hiç başlamayın derim. çok zordur çünkü, çok yıpratıcıdır. zaten memleketteki iş hayatı o kadar boktan ki ne patronu ne kurumsalı demek lazım aslında. ne diyeyim, allah sabır versin!
  • denk getirirseniz öttürürsünüz, denk getirirse öttürülürsünüz.

    şirketi size muhtaç bir hale getirme hinliğine/yetkinliğine sahipseniz kendinize ev de araba da aldırırsınız. genç yaşta birçok imkana kavuşup birçok yere girip çıkabilirsiniz. amma ve lakin bir sebepten patronun kafasında "bu adam olmasa da olur" düşüncesi bir an bile geçmişse, size geçmiş olsun o saatten sonra o sizi öttürür.

    ilk ihtimalden ilerleseniz bile bir an gelir kendinize sorarsınız, "ben burada ne yapıyorum". patron şirketleri (patrona bağlı olarak) genelde kısa vadede avantajlı uzun vadede dezavantajlıdır ve mutlaka batmaya mahkumdur.
  • -sizin yetkinizde olup onay vermediğiniz bir iş patronun ben onları tanıyorum bisey olmaz demesiyle yapılır. sen de sike sike onay verirsin.

    zaman geçer, is yaptığın kişi batar, kaçar gider. paranı alamazsın sik gibi kalırsın. zaman geçtiği için patron hatırlamaz, onayı sen vermişsin der çünkü senin yetkindedir. yazılı bir şekilde onay almayıp patron sigara içerken ver gitsin amina koyim dediği için ispatlayamazsin. senin başına kalir.

    batan adamdan parayı almak için uğraşırsın, avukata verirsin bok pusur işlerle uğraşırsın. ayda bir patron sorar noldu hallettin mi diye.

    - sizin maaşlar 1 hafta geç yatarken patron kendine yat bakmakla meşguldür. çünkü yan sirketin patronunda yat vardır onda niye olmasindir.

    - sevdiği has adamları genelde getir goturcudur ve unvanınız ne olursa olsun sizden usttur. patronun arabasını yıkar bakıma götürür çocuğunu okula yazdırır vs vs. size takarsa sicarsiniz.

    - genelde eski çalışan 2-3 kemik kadro vardır ve asla terfi alamazsiniz. ölmelerini beklemeniz gerekir. bir de onlarla iyi gecinmeniz lazımdır çünkü hakkınızı arayacak bir üst merci yoktur.
  • hakkınız olan izni rica minnet, laf söz işiterek kullanmak; göreviniz olmayan işleri yapmak zorunda kalmak (temizlik, patronun kredi kartı ekstresini ödemek, alışveriş); fazla mesai ücreti alamamak; işçilik haklarını kullanamamak; sgk primlerinin asgari ücretten yatması; yol-yemek parası gibi haklardan yararlanamamak; agi ödemesi almamak; patronun afra tafrasına maruz kalmak; bitmeyen mesailer; patronun uzun tatilleri sırasında allahın günü mesaiye kalmak; işin garip tarafı tüm bunları yapanın bir iş hukuku uzmanı avukat olması...