şükela:  tümü | bugün
  • ceza evinden serbest birakilan suclunun toplum yasantisina yeniden uyabilmesini saglamak amaciyla yapilan yardim calismasi.
  • (bkz: öztürk serengil)
    (bkz: kelaj)
  • devletin sosyal sorumluluklarını yerine getiremediği yerlerde özel sektör devreye girerek bir rant elde eder. işte bu noktada patronaj olgusundan bahsedilir. kısaca devletin açıklarından yararlanmaktır. devletin sağlaması gereken eğitimi tam olarak yerine getirememesinden özel okullar, dersaneler ortaya çıkar. bunlar kar amacıyla faaliyetlerini sürdürürler ve devletin açığını kullanırlar, büyük karlar elde ederler.

    bir diğer patronaj ise hemşehri ilişkileridir. patronun iş verecekken önceliği hemşehrinden yana kullanmasıdır.
  • sürekli müşteri manasına gelmektedir bu kelime.
  • kısaca başında birinin olduğunu, takip edildiğini, değerlendirildiğini bilme ya da baskısıdır. patronaj denir çünkü patronun yani iş sahibinin ya da işverenin direkt olarak çalışanlarla iletişim halinde olması, onlara komutlar vermesi ve bu durumdan karlı ya da zararlı çıkması durumlarını içerir... diğer taraftan hiyerarşik yapı ve yönetim kurulu mantığıyla işleyen örneğin anonim şirketlerde bu patronaj olayı müdürler, şefler gibi ünvanlarla sağlanır. her halükârda şirketlerde bir eşeklik, bir nasrettinlik söz konusudur. kimse ben bundan emir almıyorum demesin. herkes severek ya da sevmeyerek patronaj ilkeleriyle iş yapar... patronlar hariç. onların durumları daha vahimdir.
    (bkz: sendikalar) (bkz: hükümet) (bkz: borsa) (bkz: yönetim kurulu)
  • "koruyuculuk" ve "vesayet" anlamına gelir:

    "fakat kırım için osmanlı patronajını kaybetmek, hançeri kalbine veya dimağına yemek kadar mühimdi (sâmiha ayverdi)"

    ayrıca kişisel ve uluslararası patronaj da vardır. kişisel olanı, bir hukuk terimi olup, cezaevinden yeni çıkan mahkumların topluma kazandırılması sürecinde sözkonusu olur. uluslararası patronaj ise, eski çağlardan beri var olmakla birlikte, en fazla ikinci dünya savaşı'ndan sonra etkili olmuş, soğuk savaş dönemine ait bir konjonktürel tabirdir. bu konuda genişçe bir anlatım için de;
    (bkz: dost ve müttefik ülke/@ilbertus)
  • kişinin parçası olduğu değil de sonradan dahil olduğu bir toplumda kurduğu ve ilk aşamada buna bağımlı hale geldiği ekonomik ilişki/etkileşim sonucu oluşan sosyalleşme sürecidir patronaj ya da sosyoloji terminolojisindeki patronal ilişki. "az gelişmiş, geri kalmış, tampon kurumları oluşturamamış, varoş kültürün hakim olduğu vs.. toplumlar" şeklinde örneklenmesi yerine bizzat göç kültürüyle özdeşleştirilmesi daha genel bir tanımdır.

    afyon'dan, urfa'dan vs. kalktınız istanbul'a, münih'e ve daha bilimum alaman diyarlarına "çalışmaya" gittiniz orada iyi-kötü bir iş buldunuz(hemşehricilikle karıştırılan kısmı buradadır ama o ayrı bi'şeydir). bu yukarıda bahsettiğim iktisadi ilişki orada başlamıştır işte. ama kişi yabancısı olduğu bir toplumda "nerede kalınır? ne yenilir? ne içilir? nasıl giyinilir? vs.. nasıl yaşanılır?" sorularının cevaplarını bilmediğinden ötürü iş veren kişi(patron diyelim çağrışıma katkı olsun) şayet bu kişiye bu gibi konularda yardımcı oluyorsa(daha doğrusu; kişiyi yönlendiriyorsa) orada bir patronaj ilişki söz konusu olmuş demektir. vesayettir, geçici de olsa çaresizlikten mecburi bağımlılık.

    aynı durumu alıp getirip feodalizme bağlayanlar da var tabi(ama onun paradigması farklıdır zannımca). misal o bağlamın en güzel örneği de kibar feyzo'dadır netekim;

    -ula karınızı koynunuza ben koyiyem, donunuzu ben geydireyem sie daha napem vijdansızlar..

    ayrıca bkz;
    (bkz: hemşehricilik)
  • himayesinde anlamı da var.
  • böyle kol kanat germe gibin, koruma kollama gibin, ibne gibin puşt gibin bişi... kime sorsan tasvip etmez, "bu düpedüz adam kayırmacılık" der; sonra da üstüne "ben tanıdığım bildiğim insanla iş yaparım demeyi" bilir. genelde ademimerkeziyetçi ol(a)mamış toplumlarda daha yaygın görüldüğü söylenir. ülkemizde demokrat parti'nin ve o geleneğin mirasçılarının yürütme mekanizmasının omurgasını oluşturur. bu geleneğin günümüzdeki bayraktarı ise malumunuz...