şükela:  tümü | bugün
  • ünlü jazz basscısı. miles davis'in grubunda iken (1955-63 arası) yaptığı kayıtları ile geniş ölçüde tanınır hale gelmişti. gelmiş geçmiş en iyi jazz albumü kabul edilen kind of blue'da miles davis'le birlikte çaldı. daha sonra jimmy cobb ve wynton kelly'e katılarak "trio" olarak bilinen rhtym section'u oluşturdu.

    caz evrimleştikçe basçılar da gittikçe daha çok ön plana çıkmaya başlamıştı. hard bop da bu konuda bir kilometre taşıdır. dönemin en önemli basçıları paul chambers ve sam jones'dur (ray brown ve charles mingus'a ek olarak).

    paul chambers aletiyle karanlık ve geniş bir ton elde etmişti. parçalarda armonik tamamlayıcılığı ve bas yürüyüşleri dikkate değerdir. ayrıca doğaçlamaları bop stilini ve nefesli sazların basa uygulanışını gösteriyordu. melodiyi hissetme şekli ile ortaya koyduğu ritmik zenginlik basçılara örnek olmuştur. chambers gerek canlı gerekse albümlerdeki müthiş performansıyla cazda basın nasıl ön planda olabileceğini ve uzun soloları nasıl ustaca yapabileceğini göstermiştir

    1969'daki ani ölümüyle parlak bir kariyer son buldu.

    http://www.cazci.com/caztarih.php?style=hardbop
  • melankolik, durgun başlayan ve ardından takip edilmesi güçleşecek kadar hızlı ancak hatasız çalan, hüzünlü ve karanlık notaların efendisi, 33 yıllık hayatında caz tarihine sayısız eser bırakıp ansızın çekip giden büyük usta. charles mingus, ron carter, anthony jackson, reggie workman, niels-henning ørsted pedersen ve richard davis gibi sayısız üstadı etkilemiş, bununla birlikte arşe kullanan nadir kontrbasçılardan biri olarak hafızalarda yer bulmuştur.

    genellikle sideman olarak bilinse de chambers' music*, whims of chambers* ve quintet* gibi oldukça sağlam albümlere imza atmış, yanlarında yıllarca çaldığı büyük ustaların (ki chambers da zaten büyük ustadır) tam desteğini almıştır. (tale of the fingers ve dear ann adlı besteleri de dikat çekicidir üstadın)

    yine de, giant steps'le kariyerinin en büyük performansına imza atmıştır şüphesiz. ne kind of blue'daki şüpheci, melankolik notalarda ilerleyişi ne de oliver nelson'ın the blues and the abstract truth'ındaki coşkusu giant steps'teki tanrısallığıyla boy ölçüşemez. coltrane'in mr. p. c.'yi chambers'a adaması da bundan olsa gerek, giant steps'teki arka plan lideri chambers'tır. (tommy flanagan'ın henüz tam olgunlaşmadığını hatırlatırım) bilen bilir, yine coltrane'in countdown'ında ansızın giren kontrbass chambers'ın parmaklarından çıkmakta, blue in green'deki hüznün tam tersine; ilelebet süreceğine bir an olsun inandığımız sevinci hissettirme amacı gütmektedir.

    esas uzmanlık alanı hard bop'tır aslında, her ne kadar kimi zaman improvizasyonun son demlerinde "free jazz?" sorusunu sormaya yeltensem de, cannonball and coltrane'deki wabash ve grand central'in büyüsü chamberssız mümkün değil.

    kısacası, "caz tarihinin en iyi kontrbasçısı?" sorusunun bana göre yanıtıdır mr. p. c.
    -ölümünün kırkıncı yılında büyük ustaya saygılarımla-
  • bass on top albumunde kenny burrell'in mukemmel gitarina huzun asilayan gelmis gecmis en buyuk basci.
  • akıp giden tekniği, güzel tonu ve dokusu ile benim gözümde en iyi kontrbasçıdır. erken ölümlere alışığız ama beni paul chambers'ınki kadar üzeni pek olmadı.

    kind of blue'daki duygusunu sevdim, albümün adı onun parmaklarındaydı. giant steps konusunda bir şey söylemeye gerek yok, zaten kendisi için yazılmış, o da hakkını biraz fazla vermiş. lider olduğu döneminin önemli parçaları mosaic select five: paul chambers adlı albümde toplanmış. daha fırsat bulamadım ama en yakın zamanda hatmedeceğim.

    john coltrane de kendisi hakkında " his playing is beyond what i could say about it" demiş. bana da bir şey demek düşmez herhalde.
  • paul chambers'ın karanlık yanı, kusursuz tekniğinin "arka"da yarattıklarında saklıdır efendim. analog kayıtlarda [özellikle miles davis'in birinci beşlisinde; hani şu steamin'/relaxin'/workin'/cookin' olan] paul chambers'ı belki philly joe jones'tan da arkada, adeta kalan sazendenin yürüdüğü halıymışçasına "temelden" duyarız. bunun nedeni çocukken iyi bir tubist olarak yetiştirilmesi olabilir; entonasyon açısından az bilinen bir deha olması da bunda etkilidir. öte yandan daha çok kendi albümlerinde olmak üz're olağanüstü arşe yeteneğinin oscar pettiford'dan geldiğini ve bunu daha da geliştirerek can yakan karanlığı yine kendi arşesiyle yaracak kadar içten olduğunu [william parker da bunu gerçelliyor!] belirtmek isterim.

    pek tabi, dönemin [belki de tüm caz tarihinin] en iyi kontrbasçısı olarak bilinmesinin nedenlerinden biri de o dönemin olağanüstü albümlerinde esas adam olarak yer almasıdır. çok istenmiş, solo kayıt yaparken aynı stüdyoda coltrane'in prestige dönemi albümlerinin kaydıyla güne devam etmiştir. pek tabi, miles'ın [miles davis'i ona miles diyebilecek kadar yakın hissetmeyi seviyorum.] otobiyografisini okuyanlar eroin bağımlılığının onu yiyip bitirdiğini, kusmuklu ağzıyla minton'da kontrbas çalarken bayıldığını hatırlayacaklardır. son olarak aklıma gelen; wynton kelly'yle beraber çaldığı albümlerin tek tek edinilmesi [sonny clark'lılar da bir sonraki basamak!] bir caz-severe rutin önerimdir efendim. herhangi bir albümün personnel'ında kelly ve chambers adlarını görürseniz satın almaktan çekinmeyiniz.
  • mr. p.c'nin bizzat kendisidir.