*

şükela:  tümü | bugün
  • 1886-1965 alman teolog. tillich, her bilimsel kuramın içinde bir felsefi bileşen olduğunu, her teoloji içinde gizli bir felsefe olduğundan sözeder. felsefe arkaplanından yararlanarak, tanrıdan varoluşun temeli ve mutlak, koşulsuz varlık olarak sözeder. bilim ve din arasındaki ilişkiyi “kollektif bilincimizdeki şizofrenik bölünme” olarak adlandırır.
    freud, psikoanaliz kuramlarının dini iddiaların gerçekliğini sarstığını ileri sürse de, tillich psikoanalizin gerçekte dini geleneklerin bir çok bileşenini teyid ettiğini ileri sürmüştür. freud, tanrı inancının yenidoğanın erotik yaşantılarının doğaötesi aleme yansıtılmasından başka bir şey olmadığından sözederken, bu süreçle putlara tapınma ve putperestlik arasında paralellik kurmuştur. tillich ise buna şu yanıtı verir: “tanrıya ilişkin her düşünce ya da imgenin bir yansıtma olduğunu ileri sürsek bile, bu mecazı bir adım daha ileriye götürmeli ve yansıtmanın her zaman bir şeyin üzerine yansıtılma olduğunu kabul etmeliyiz-bir duvar, bir ekran, bir başka varlık, bir başka alem....üzerine ilahi imgelerin yansıtıldığı bir alem artık bir yansıtma değildir. varoluşun ve anlamın en üstün düzeyde yaşantılanmasıdır.”
    theology of culture adlı kitabındaki “ateizm bileşeni olmadan teizme ulaşılamaz” sozu ilgi cekicidir.
  • var olma cesareti adli kitabinda:

    "insanin varligi ona yalnizca verilmemis, ondan talep de edilmistir.kisi varligindan sorumludur: eger sorulursa "kendisinden ne meydana getirdigi" sorusuna yanit vermesi istenir. ona soran kisi ise "yargilari" yani "kendisidir". bu durum goreli terimlerle sucluluk anksiyetesi; mutlak terimlerle ise "kendini reddetme" ve "kinama" olarak ifade edilen anksiyeteyi dogurur. insanin [kendisini olmasi istenen sey haline getirmesi] {kaderini yerine getirmesi} istenir. her ahlak eyleminde - kendini onaylayan- insan kaderini yerine getirmeye, potansiyel olarak oldugu seyi gerceklestirmeye katkida bulunur.."

    demis hristiyan varoluscu filozof..
  • "insanlar kaygılarından kurtulmak için tanrıyı ve korkuları yarattılar."
  • "nietzsche'nin öldü dediği tanrı asla gerçek tanrı değildir. ölen, din adamlarının uydurma tanrısıdır." diyen adam.
  • "günümüz insanına din konusunda söylenecek ilk söz dine karşı bir söz olmak zorundadır." (the protestan era, 185)
  • "şüphe imanın zıttı değildir. imanın bir unsurudur."

    din ve ahlakı bir tutan filozof.
  • paul tillich, tanrı’yı tasvir etmede sembollerin önemini vurgulamış ve sembolik dilin kullanımını savunmuştur. tillich’e göre, din dili tamamen semboliktir. bu noktada semboller, insan değerlerinin taşıyıcısı olması bakımından önem arz eder. semboller, bazen kelime veya sözlerle ifade edilemeyen aşkın olanı bildirir. misal; roma katolik kilisesinde yakılan mumlar, tanrı’nın kutsal varlığına işaret eder. bilindiği gibi, bu sembol katolik olmayanlarca aynı dinî çağrışımı yapmaz. tillich, işaretler ve semboller arasındaki köklü bir ayrıma değinir. şöyle ki, işaretler işaret ettikleri şeyin gerçekliğine hiçbir şekilde katılmazken, semboller sembolü oldukları şeyin -aynısı olmasalar da- anlamına iştirak ederler.

    tillich düşüncesinde, tanrı varlığın temelinde yer alır. tillich’e göre, tanrı var olan her şeyin temeli olarak var olan her şeyin arkasındaki yegane anlamdır. bu nedenle, varlığın temeline kişisel çabalarla ulaşılamaz, bunun aksine semboller yoluyla anlaşılabilir. isa’nın yaşamındaki mucizeler, hep semboller olarak işlev görür. sembollerin anlamı toplumdan topluma, kültürden kültüre değişkenlik gösterir. onun için semboller anlamını kaybedebilirler ya da yeniden yorumlanabilirler veyahut zaman içinde farklı anlamlara gelebilirler. tillich, bakire meryem örneğini verir, buna göre katolikler için meryem’in günahtan ari olduğunu sembolize ettiğini ifade eder, fakat protestanlar için bu anlamını yitirmiştir.

    semboller kendisinin dışındaki bir şeye işaret eder. sembol olmaksızın bazı gerçeklik düzeylerinin bize kapalı kalacağı açıktır. bu özellik sembolün en önemli işlevidir, kapalı olanı, diğer ifadeyle, dilin yetersiz kaldığı bir boyutu insan açar. bilindiği gibi, edebiyatta bu tür semboller bir hayli fazladır. sembol insan ruhunun boyutlarını açarak gerçekliğin boyutlarıyla eşleştirmesidir. sembol kendi varlığımızda gizli kalmış yanlarının bize açar. bu noktada dinsel semboller, kutsalı tecrübe etmede vasıta teşkil ederek insana kutsalı kapılarını açarlar. semboller istendiği zaman üretilemez. onlar, “kolektif bilinçaltının” ürünüdür. son olarak, semboller canlı varlıklar gibi gelişir ve onu var eden şartlar ortadan kalktığında da ölürler. mesela, kral sembolü tarihin belli bir zamanında gelişmiş ve günümüzde dünyanın pek çok bölgesinde geçerliliğini yitirmiştir. işte semboller de, tıpkı bunun gibi insanlar onları arzuladığı için gelişmez ve ortaya çıkmazlar ve yine onlar başlangıçta ifade ettikleri grup ve toplumlarda, artık bir anlam ifade etmedikleri için ölürler.

    son olarak tillich’e göre, din dili hakkında gerçekçi bir tavır takınmak, kişiyi putperestliğe götürecektir.