şükela:  tümü | bugün
  • adam iyi ki türk değilmiş. fransızlar yatakta ne yaptığı ile uğraşmamış adamı ulusal şair ilan etmişler, bağırlarına basmışlar
  • saclarının arasında bit yetistiren, hem ibne hem fransiz sair
  • arthur rimbaud ile tutkulu aşk sürecine girmiş yine fransız yine biseksüel (mi?) kişi.
  • ona dair bir anımı nakletmeden geçmek istemediğim büyük şair:
    lise yıllarında, bir fransızca dersinde tüm sınıf pineklemekte ve kadın ve dahi fransız olan fransızca öğretmenimiz, bize verlaine anlatmaya çalışmakta lakin bir türlü muvaffak olamamaktadır. öğretmenlik hususunda cevval ve mahir olan hocamız, avazı çıktığı kadar bağırarak şöyle der:
    "verlaine était homosexuel- verlaine eşcinseldi"
    dersin devamında hiçbir öğrenci, kadının ağzından çıkan bir sözcüğü bile kaçırmaz.
  • bazı şiir kitapları; zühal şiirleri, çapkın törenler, sözsüz romanslar, tatlı şarkı... bu dört şiir kitabı birleştirilip varlık yayınları tarafından(erdogan alkan türkçesiyle) türk okuruna sunulmuş durumdadır. bulanlar alsınlar, mutlaka okusunlar.
  • arthur rimbaud'yu vurup hapse düşünce katolik olmuştur. sonuçta hem karısından hem rimbaud'dan olmuştur.

    (bkz: olanla ölene çare yok)
  • tüm şiirlerini 17 yaşına kadar yazmıştır. buna rağmen edebiyat tarihinde üzerine en çok yorum yaılan ve eleştirilen sembolist şairdir.
  • paul verlaine (1844-1896) fransiz sembolist ve dekadan siirinin en onemli isimlerinden biridir. enteresan bir hayat surmustur. ailenin tek cocugu olan verlaine paris’te egitim gormustur. 14 yasindayken baudelaire’in “les fleurs du mal”ini okumus, etkilenmis, ve bu etkilesimi kendi siirlerine yansitmistir. siirde muzige cok onem vermistir. genclik yillarinda leconte de lisle, théodore de banville, louis xavier de ricard, catulle mendès ve françois cippéeparnasya gibi parnasyen sairlerle dostluk kurmus, kafelerde absintin dibine vurmustur. ilk siir kitabi "poemes sturniens" 1866’da, ikincisi “fetes galantes”i 1869’da yayimlamistir.

    escinsel egilimleri oldugu halde 1870 yilinda 16 yasindaki mathilde mauté de fleurville ile evlenmistir. bu evliligin verlaine’in o zamanki sevgilisi lucien viotti’yi intihara surukledigi, evlenme sebebinin ise mathilde’in verlaine’i hamile olduguna inandirdigi dedikodular arasindadir.

    mathilde’le evlenmis olsa da verlaine’in sevdigi tek kadin evli ve bir cocuk sahibi kuzeni elise’dir. elise ikinci cocugunun dogumu sirasinda olmustur. “fetes galantes” elise’in olumunden sonra yayimlanir.

    verlaine’in hayati 1871’de arthur rimbaud’dan aldigi bir mektupla degisir. rimbaud mektubunda sair olmak istedigini, kucuk bir kasabaya sikisip kaldigini, ailesinin maddi durumunun kotu oldugunu, vs vs yazarak bir nevi kendini acindirir ve verlaine’e birkac siirini gonderir (“les effares”, “accroupissements”, “les douaniers”, “le coeur vole” ve “les assis”). rimbaud, verlaine’den gelecek cevabi beklemeden bir iki gun icerisinde baska siirleriyle beraber bir mektup daha gonderir.

    verlaine ve mathilde, verlaine yazdiklariyla gecimini zor sagladigi icin mathilde’in ailesiyle yasamaktadirlar, ve verlaine rimbaud’yu paris’e mathilde’in ailesinin evine davet eder. tamamen bir hayir isidir. fakir yetenekli bir saire yardim ediyorlardir.

    rimbaud’nun gelisiyle beraber iki sair firtinali bir iliski yasarlar. iki yil boyunca bruksel-fransa-ingiltere arasinda zor, siddete megilli, paraya muhtac bir hayat surerler. verlaine-rimbaud iliskisi 12 temmuz 1873’te, verlaine’nin rimbaud’yu kolundan vurmasiyla sona erer. sonrasinda verlaine iki yil hapis yatar. hemen hemen her dekadan gibi kendini dine, roma katolikligine verir. hapisteyken “romances sans paroles”u (1874) yazar. rimbaud memleketine doner, bir bakima verlaine’le iliskisini anlattigi “cehennemde bir mevsim”i yazar ve edebiyati birakip once avrupa ve akdeniz cevresinde seyahat edip, sonrasinda afrika’ya ticaret yapmaya gider. ikili bir daha hic gorusmez.

    verlaine, hapisten ciktiktan sonra once fransizca ogretmek uzere ingiltere’ye gider. paris’e 1877’de doner. verlaine’in bu donemdeki hayatina iflaslar, siddet egilimleri, alkoliklik, hastaneler ve hapishaneler damgasini vurur. tum kazandiklarini iki hayat kadinina ve arada sirada hirsizlik yapan escinsel bibi-la-puree’ye harcar. bu donemde hayat tarzi dikkat ceker ve begeni toplar, bunun sonucu olarak erken donem yapitlari tekrar kesfedilir: 1894’te “sairlerin prensi” secilir. 52 yasinda paris’te, 8 ocak 1896’da hayata tum sohretine ragmen yoksulluk icinde veda eder.

    yazarin eserleri ve yayimlandigi yillar soyle:

    * poèmes saturniens (1866)
    * les amies (1867)
    * fêtes galantes (1869)
    * la bonne chanson (1870)
    * romances sans paroles (1874)
    * sagesse (1880)
    * les poètes maudits (1884)
    * jadis et naguère (1884)
    * amour (1888)
    * parallèlement (1889)
    * dédicaces (1890)
    * femmes (1890)
    * hombres (1891)
    * bonheur (1891)
    * mes hôpitaux (1891)
    * chansons pour elle (1891)
    * liturgies intimes (1892)
    * mes prisons (1893)
    * élégies (1893)
    * odes en son honneur (1893)
    * dans les limbes (1894)
    * épigrammes (1894)
    * confessions (1895)
  • "19. yüzyılda paul verlaine'inki gibi bir yaşamı anımsamak yeter; deklase olmuş bu alkolik, en dibe vurduğu zamanlarda bile paris hastanelerinde, onu en kötünün ortasında en kötüden koruyan dostane ve anlayışlı hekimler bulabilmişti. bugün böyle bir şey düşünülemez. öyle hekimler,öyle dostane insanlar olmadığından değil; yönetilen dünyada insancıllık, herkesin herkesi düşünmesi olarak, belirli bir anlamda kat kat artmıştır. ancak, tahminen bu hekimlerin, idarecileri nezdinde, serseri dehayı barındırma, onurlandırma, aşağılanmasını önleme yetkileri yoktur. bunun yerine, ona bir sosyal hizmet nesnesi gözüyle bakılacak, onunla ilgilenilecek, özenle bakılıp beslenecektir; elbette, ama kesinlikle deklase olmuş, toplum dışına itilmiş verlaine'in üretimi için ne kadar uygun olduğu kuşku götürür de olsa, kendi yaşam tarzından ve böylelikle tahminen bir zamanlar dünyaya geliş amacı olarak hissettiği şeyden, kendini ifade etme olanağından da kopartılacaktır. toplum için yararlı çalışma kavramı bütünleşik toplumsallaştırmadan ayrılamaz; bir tek bu toplumsallaşmayı olumsuzlamakla yararlılık gösterenlere de, zorunlu olarak bu kavram sunulacaktır ve kurtarılmanın, kurtarılan için bir nimete dönüşmesi zordur." theodor w. adorno - kültür ve yönetim 'kultur und verwaltung'