şükela:  tümü | bugün
  • eric rohmer'in bir filmi.
  • 1983 tarihli rohmer filmi. ustanın modernist/sofistike üslubun üzerine üzerine gidişi. atlantik'in kıyısında geçen film kabaca, 15 yaşındaki pauline ve kuzeni marion'un çevrelerindeki erkekleri birbirlerine düşürüşünün hikayesi olarak da okunabilir ancak özünde ikili işkilerin ve ilkgençliğin karmaşık dünyasını anlamaya çalışır.

    berlin film festivali'nde en iyi yönetmen olarak gümüş ayıcığı avuçlamıştır.
  • eric rohmer'in comedies et proverbes isimli serisinin 3. filmi. bu filmin özlü sözü şudur:
    "qui trop parole, il se mesfait."
    yani,
    "çok konuşan kendisine zarar verir."
  • filmde pauline adlı genç kızın ve boşanmış kuzeni marion'un çıktıkları tatilde başından geçenler ve yaşadıkları ilişkiler konu edilir.filmde aşkı tanımlayan birçok diyalog vardır.filmdeki karakterlerin aşkın nasıl olması gerektiğine dair farklı fikirleri vardır ve sürekli birbirleriyle takışırlar.biri tutkulu bir aşk isterken, diğeri sakin ve sonsuza kadar mutlu olabileceği bir aşkı arar.aşk konusunda birçok farklı düşüncenin olması sonucu, filmde çarpık ilişkiler de gelişir.

    ayrıca michel chion'un bir senaryo yazmak adlı kitabında değindiği ilk senaryo bu filme aittir.
  • bünyeye fransızlık ne güzel fikrini aşılayan izlence.

    film fena değil ama minicik konu bir yerden sonra açmaza giriyor, neyse ki sonra fazla sıkmadan bitiyor. pedofili desen gırla, garip garip işler*. arada bi tane bile adam gibi derdi olan insan olmaz mı? kumsalda çerez satan kızın bile tek problemi akşam kime vurduracağı.

    bu alıntıyı da sarışın ablaya ithaf ediyorum: (bkz: zannedersem tek eksiğiniz yarraktı)
  • naif, sinema sohbetlerinde pek adına rastlama imkanınız olmayan, derdi az oyuncusu az mekanı az bir film. bütün bunların ötesinde iyi bir film. insanların aşk denen teraneden ne anladıklarını, kadın ve erkek meselelerini ve gençliğin akılla imtihanını çok iyi anlatıyor.
  • tam bir komedi filmi benim için, ayrıca, tabii ki insanların duygularını açıkca gösterememe dramı var. iki yüzlü insanların vırvır etmesi ile geçen bir buçuk saat.

    biyolojik çekimi/arzuyu ve de, ele geçirilmesi zor olanın ardından koşmanın getirdiği heyecanı aşk kisvesi altında eğip büküp başka bir kalıba sokarak kendi vicdan ve ahlaklarını rahatlatmaya çalışan bir kaç tane iki yüzlü insanın yazlık bir yerde vakit geçirmesi.

    insan olmak gerçekten zor olsa gerek. açıkca sana karşı biyolojik bir çekim hissediyorum/seni arzuluyorum diyemiyorsun ama buna hep bir kalıp bulmaya çalışıyorsun, bunu aşk ile harmanlayıp kendini rahatlatmaya çalışıyorsun.

    marion diyemiyor ki biraz eğleneyim, sevişeyim. aşk şudur budur tanımı yapıyor kendi kafasınca. aşkı zorlayamazsın diyor ama henri'yi kendine aşık etmek istiyor :) iki yüzlülüğe bak.

    kendisini çekici bulmayan marion yüzünden pierre yargıçlığa bürünüyor ve herkes hakkında ahkam kesiyor, sıradan insanlara aşık oluyor marion bana olması gerekiyor diyor; laflara bak sen :)

    ben birisine tanıyarak aşık olurum diyen küçük pauline ise, sahilde gördüğü yakışıklı çocuğa aşık oluyor. o ne hızlı tanımak öyle?

    tek derdi kadınlarla yatmak olan henri ise marion çok mükemmel ondan beni itiyor, yok şeker satan kadın böyle deyip kendince farklı kalıplar bulma peşinde.

    kısaca, tamamen biyolojik olarak duydukları cinsel çekimi apaçık açıklamak yerine, herkes, toplum tarafından empoze edilen ahlaki ve vicdani kalıpların içinde yüzmeye çalışıyor.
  • romantikli yaz filmi havasında başlamışken giderayak ''ilişki'' ve ''aşk'' gibi büyük lafları sorgulatan film.
    tabi ben bu sorgulamayı birkaç yıldır yapıyorum, 1983'te de yapmışlar, sonsuza kadar yapacağız.
    alınabilecek dersler ise marion gibi ''kusursuz'' olsan da gizem yaratmayıp kendini hemen karşı tarafa sunarsan itici olacağın gerçeği yanında ilişki dediğimiz olayın ego ve cinsellik üzerine kurulu olmasıdır.
  • yönetmen değilim, tabiki bir film çekemem ancak senaryoya bakınca:

    'e bunu ben de yazardım.' dedirten filmdir.

    tamam tamam en azından hikayeyi yazabilrdim.
  • filmin özeti; seveni sikerler, sikeni severler.

    oyunculuk felaket, senaryonun ana omurgasını oluşturan aşk diyalogları vasat.

    seksenler fransız güney sahillerini merak edenler izleyebilir. 5,5/ 10