şükela:  tümü | bugün
  • roma imparatorluğu ("imperium romanum") hakimiyeti altındaki bir ülkede " bir yanağına vurana diğer yanağını çevir" gibi kötümser bir ilke getiren incil'in, üst yapı tarafından kabul görmesi mümkün değildi.

    askeri yani muharip sınıf ile tüccar sınıfın arasında bir anlaşmaya gidilerek beraber hareket edilen tarihteki ilk devlet olan roma imparatorluğu, bu güç ile dünyanın yarısını işgal etmişti. roma o kadar katı bir devlet sistemine sahipti ki, romalı bir komutan, sezar tanrılarının bulunduğu "roma senatosuna" hesap verirken, senatörlerden biri oturduğu locadan "yalan söylüyorsun komutan!" diye bağırdığında romalı komutan, yakındaki bir meşalenin üzerinde yanana kadar elini tutmuş, sonra kendisine ithamda bulunan senatöre dönerek, "bir romalı asla yalan söylemez, ben, atımın nalındaki tek bir çivinin eksilmesinin bile roma imparatorluğunu yok edeceğine inanırım" demişti. at nalına ait bir çivinin roma nizamını yok edeceğine inanılıyorsa, devlet düzeninin katılığını siz hayal edin.

    bu kadar katı bir düzene rağmen, hz isa'nın psikolojik tevhid davetine bazı romalı yöneticiler de icabet etmeye başlamıştı. roma, böylesine kötümser bir görüşün kendi hakimiyeti altındaki toplumlarda, hele de belli bir noktadan sonra izin veremezdi. aslında kötümser bir ahlak, otoritelerin istediği bir olgudur. ama hakim olan sınıfa kötümserlik hakim olursa, roma imparatorluğu'nun üzerinde oturduğu katı devlet yapılanması zedelenirdi.

    nitekim ileriki zamanlarda, pavlus'un, hz isa'nın ağzı ile ifade verilen tevhid inancı üzerinden incil'e dayandırılan söylemler yapıldı. daha sonra metin haline getirilerek bildiğimiz incil ortaya çıktı.

    pavlus'un öğretileri, filistin toprakları dışındaki roma'da tebliğ edilmeye başlandıktan sonra, roma'nın sıkı baskısı altında ezdiği halklara cazip geldi bu pesimist vaazlar, oldukça geniş taraftarlar kazanmaya başladı. roma labirentlerinde gizli gizli verilen bu vaazlara iştirak edenler gittikçe çoğaldı ve roma'nın dikkatini çeker hale geldi. ondan sonra roma'daki hristiyanların başına gelmedik kalmadı. arenalarda aslanların, gladyatörlerin önlerine atıldılar, öldürüldüler. hristiyanlık şiddet kullanılarak bitirilmeye çalışılmış ancak toplum arasında hızla yayılmıştı.

    çarmıh ikonuna bağlı oluşan bir din anlayışı olarak yayılan ve hz isa dışında gelişen bu hristiyanlık ise 12 saat çarmıhta işkence gören hz isa'ya bağlı ümmetinin tüm günahlarının kefaretini verdiğine inanılan ve günah kavramı olmayan bir din haline getirilmiştir. mitolojik hikayelerde anlatılan tanrılar ve kullar, aslında o devirlerde yaşayan devlet yöneticilerinin hikayeleridir. "tanrı devletlerin" yöneticilerinin tezahürleridir.

    bugünkü hristiyanlığın ikinci temel inancı ise teslis yani üçlemedir. bu üçleme aynen eski mitolojik tanrı zamanının, zeus, oğlu herkül ve annesi üçlemesidir. tanrı, oğlu isa, ve annesi meryem üçlemesi mitolojiden aynen alınmıştır. bu demek oluyor ki, hristiyanlık bir din yani hukuk olamamış, daha çok, çok tanrılı bir tapınma kurumu haline gelmiştir. (islam'da tapınma yoktur, ibadet yani itaat vardır)

    ardından gelen 60 yıllık dönemde ise roma üst yapısında, artık toplumda belli bir yer edinmiş hristiyanların desteğini alarak güç kazanmış muhaliflerin iktidarı ele geçirmesi ile yeni bir dönem başlamıştır. roma devleti sözde hristiyanlığı kabul etmiş, gerçek hristiyanlar başlangıçta baskı altında terk ettikleri hiç bir ilkeyi bir daha gündeme getirememişlerdir.

    hurafeler ile dolu pavlus hristiyanlığının zaten roma iktidarına katacağı artı bir değer bulunmuyordu. "bir yanağına tokat atana diğer yanağını çevir" ilkesi, çok katı kurallara sahip roma devletinin köklerine büyük zarar verecekti. yaklaşık 50 yıllık gelecek dönemde, kötümser hristiyanlık roma devletinin tamamına hakim oldu. ardından gelen süreçte, roma nizamının tamamen kaybolması ile birlikte ortaya çıkan kötümser ahlak, avrupa'yı bin yıllık bir orta çağ karanlığına mahkum etti. rönesans dönemine kadar avrupa'nın karanlıkta yaşamasına neden olan kötümserlik, aynı şekilde bugün kendisine islam topraklarında yer buluyor.
  • katı bir musevi olan isa'nın dinini bambaşka bir formata sokan aziz.

    "pavlus'un vaazından doğan hıristiyanlık, isa'nın fikirlerinden öylesine derinden farklıydı ki, adeta yeni bir din kabul edilebilirdi: pavlusçuluk" (matthew kneale, bir ateistin inanç tarihçesi, iletişim yay.)