şükela:  tümü | bugün sorunsallar (1)
  • ömrümde duyduğum en güzel tespitlerden birine şahit oldum ben burada. aunt polly, geri dönme sözü verip şehirden kaçan sevgilisinden hamile olan ada'ya hitaben:

    "the baby's a bastard, you're a whore, but there's no word for the man who doesn't come back."

    türkçe meali: bebeğin piç, sense bir orospusun. ama gidip de dönmeyen o adam için bir sıfat yok.

    pii...
  • dizi muhteşem. görüntü yönetimi, oyunculuklar, atmosfer, senaryo her şey ama her şey muhteşem. bir dönem dizisinde ne ararsanız var. yapımcı resmen reklamını ulusal kanalda bir yemek programında bedavaya yaptıracakmış restoran sahibi gibi heves etmiş. yönetmen doya doya anadolu ekibinin geleceğini öğrenen pideci gibi hazırlıklar yapmış. normalde müşterisine hazırladığı pideye 50 gram ne idüğü belirsiz et koyan usta kameraları görünce coşayazıp bi kilo kavurma, bi kilo kuşbaşı, yarım kilo da pastırmayı laps diye döşer ya. hah işte senarist ve görüntü yönetmeni de tam o usül çalışmışlar. oyuncular ise üstüne yarım kilo tereyağ eritip üç tane de yumurta kırmış. dizi izlerken insanın canı viski-sigara tüketip birilerini pataklamak ister mi lan?

    diziyi sözlükte pek kimsenin siklememiş olması ayrı bir güzellik katmış. başlık misler gibi tertemiz. neredeyse yarak kürek bir tane bile entry yok. o vakit adete uyarak başlığa gelenlere bok püsür değil biraz biraz ek bilgi vereyim.

    evvela peaky blinders nedir? sorusunu yanıtlayayım.

    bu konuda iki farklı görüş var. dizi her ikisine birden değiniyor. peak, bizim ecevit kasketi, emmi şapkası veya rafet el roman şapkası dediğimiz ürünün britanya ingilizcesindeki karşılığıdır. ilk iddia diziden de hatırlayacağınız üzere bütün ekibin aynı şapkayı takması ve arka kısımlarına yerleştirilen jiletlerle bir saldırı silahı olarak kullanmalarından geldiği yönünde. kasketi ön tarafından tutup düşmanın gözlerine savurmak suretiyle kör ettikleri için blinders diyorlarmış. yani kasketle sikertenler gibi bir anlama sahipmiş.

    bir diğer iddia ise o dönem her çetenin kendisine has tarzlarla tanınmış olmaları. örneğin dizide italyanların kendilerine has bir tür fötr şapka takması veya bir kesim ingiliz çetelerinin boater şapka takmaları gibi. şapka elzem değil. kravat, ceket, pantolon askısı gibi diğer bir çok aksesuar olabiliyormuş. mevzu belirli tipte giyinerek hangi çeteye mensup olduğunu göstermekmiş. bizim ekipte bu ascot veya peak cap ile tanındığı için böyle kalmış diyorlar. blinders ise rakip çetelere göz dağı vermek için kullanılan korkutucu bir lakap. dizide zaten bolca gördüğünüz üzere her çetenin bir yöntemi var. kimisi kulak keserken kimisi diş söküyor. bizimkiler de kör ediyor işte. illa jiletli şapkayla olmasına lüzum yok. yakalarsak gözünüzü oyarız mesajı vermek istiyorlar.

    gerçek hayatta böyle bir çete varmı?

    bu isimle anılan bir grup var fakat hiç biri akraba veya aile değiller. ayrıca meşhur oldukları dönem birinci dünya savaşı öncesine ait. savaş sonrası peaky blinders ismi yerine genellikle birmingham çeteleri olarak anılmışlar. dizinin esinlendiği karakterler şu fotoğraftaki bıçkın delikanlılar. bir çok suç işlediklerine dair dedikodu var fakat geneli hırsızlık, adam yaralama gibi nispeten hafif suçlardan hüküm giymişler. hiç bir çingene çetesinin dizide olduğu gibi piyasayı ele geçirmişliği, büyük gangster olmuşluğu yokmuş. ikinci dünya savaşı öncesi bütün avrupa ve abd'de olduğu gibi italyan mafyaları daha etkin olmuşlar.

    triviaları ise şöyle:

    - peaky blinders aslında 1890'lı yıllarda meşhurmuş. 1920'li yıllarda benzer çeteler çoğalmış ve genelde "birmingham çeteleri" olarak adlandırılıyorlarmış. sokakta brummagem boys denildiği de olurmuş.

    - david bowie dizinin büyük bir hayranıymış. yapımcı konuyu öğrenince baş rolümüz cillian murphy'nin taktığı şapkayla fotosunu çektirip bowie'ye göndermiş. (yalnız yapımcı tam bir çingeneymiş hakkaten. insan en azından şapkadan bi tane gönderir, kendi fotoğrafını göndermek ne amk?) neyse daha sonra bowie de blackstar albümünün üçüncü sezonda soundtrack olarak kullanılmasına izin vermiş. albüm çıkmadan önce bir kopyasını yapımcıya göndermiş ve bir kaç gün sonra hakkın rahmetine kavuşmuş. dizinin sonunu göremeden gitmiş olması kötü oldu.

    - nick cave'de bowie gibi diziden kuruş almadan müziklerinin kullanılmasına izin vermiş. ne de güzel etmiş. genel teması olan red right hand kadar bu diziye uyan bir parça olamaz sanırım. aynı parçanın daha önce x-files, dumb and dumber ve scream serisinde kullanıldığını düşünürseniz bu kez gerçekten hak ettiği yerde kullanıldığını anlarsınız.

    - dizinin en çok eleştirilen tarafı kullanılan aksan olmuş. bir çok ingiliz, dizinin amerika pazarında rahat satılabilmesi için böyle bir aksan uydurduklarını düşünüyormuş fakat bir çok uzman ve tarihçi dönemin birmingham aksanının gerçekten böyle olduğunu söylemiş.

    - ikinci sezonda at yetiştiricisi rolünde olan charlotte riley gerçek hayatta tom hardy ile evli. tom hardy ise dizide yahudi alfie solomons rolünde oynuyor. baş roldeki cillian murphy ve tom hardy daha önce iki yapımda daha beraber rol almışlardı. ikiliyi daha önce inception ve batman the dark knight rises'da görmüştük.

    - dizide kullanılan çingene dili gerçek değilmiş. aralarında romence konuşuyorlarmış.

    - winston churchill, dizide icra ettiği görevi sadece 1910 senesinde kısa süreliğine yapmış.

    - küçük kardeş john shelby ve kuzen finn cole gerçek hayatta kardeşlermiş.

    - çekimlerin büyük kısmı birmingham dışında yapılmış.

    - yapılan araştırmada dizi tarihinde bölüm başına ve totalinde en çok viski - sigara tüketilen yapım olduğu istatistiklerle kanıtlanmış. mehehe. istatistik veya resmi bir araştırma yok. burasını kaba etlerimden uydurdum fakat araştırması yapılsa bile sonucunun değişeceğini düşünmüyorum. sadece bir bölümde 37 bardak viski içildiğini gördükten sonra kesin kanaat getirdim.

    edit: en çok viski-sigara mad men dizisinde tüketildi veya bununla yarışır şeklinde mesajlar geldi. oturduk tartıştık, internetten baktık filan derken kesin bir sonuca varamadık fakat peaky blinders rahat önde gibi duruyor.

    şu habere göre mad men'in 7 sezon yani toplam 98 bölümünde 369 bardak alkol 942 adet sigara tüketildiğine dair kesin bilgi var.

    peaky blinders'da ise eğer cillian murphy sıkmıyorsa sırf ben 3000 sigara içtim demiş. onun da haberi şurada. sadece 18 bölümde kendi başına thomas shelby karakterinin yüze yakın viski tükettiğini düşünüyorum. buna ruh hastası biladerlerini, bar sahnelerini filan ekleyince rahat mad men'in eline verir diyorum. üç beş dakikalık rollerinde kendi başına tom hardy bile 8-10 bardak götürdü zaar.

    not: eğer birisinden kesin rakam gelmezse, dizinin bütün bölümleri tekrar izlendiği bir vakit kaç bardak viski tüketildiği tarafımdan not edilecek ve işbu entrye edit girilecektir.
  • --- spoiler ---

    4. sezon senaryo itibarile agir sicmistir. tom'u direk harcayabilecekken seni en sona biraktim atar yap, sonra mal gibi polly'e tamam bana tom'u getir diye anlasma yap. nasil mafyasin sen boyle salak salak isler yapiyorsun. hastaneyi basmissin sik kafasina bitir iste ne uzatiyorsun.
    tom da plandan haberdar, pusu kurmus, odaya makineli saklamis, lan dangalak cikmaz sokaga cekmissin, topla adamlarini apartmana araba geldiginde tara hepsini bitir iste.
    sonra bir bakiyorsun luca alfieleri bitirmis, shelby'leri de bitiriyor hop diye. ama neymis adamlari taraf degistirmisler bu yalniz kalmis. bu nasil senaryo aq. bir de maykli amerikaya yolluyor, amerikadaki diger aileler tanimadigi, kim oldugu belli olmayan birmingham cingeneleri ile beraber is yapiyor, kime karsi, new york'un tasakli italyan ailesine karsi. oyle kolaymis demek o isler. boks maci sirasinda plan ne? hitman ipiyle 1000 kisinin arasinda shelby bogmak mi? bir de idealist yeni kizimiz var, azili dusmani patrona bir yemek sonrasi veriyor. her canli thomas yaragini tadacak...
    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    rus devrimini hic duymamis adamlarin elestirdigi dizi. ulan ingilteredeki ruslar devrimden kacmis soylular. ingilizlerle birlik olup komünistlere saldiriryorlar. beyimiz anlamamis, diziye bok atiyor. hay allahim ya. sinirlendim aksam aksam.

    treni peakyler patlatmayackti, ruslar patlatacakti ama thomas double agentlik yapip bunu engelledi. sonanda bu isten haberdar olan pederse thomas in cocugunu kacirip: madem oyle treni sen patlatacaksin, ve bu delilleri enkaza birakip ruslar patlatmis gibi yapacaksin dedi.

    cocugun nerede oldugunu son ana kadar bilmiyorlardi. adresi aldiktan sonra bile emin degillerdi. o yuzden tum hazirligi cocugu bulamayacaklarmis gibi yaptilar.

    kadin neden mucevherciyi vurdu: cunku essegin sikinden dolayi. tek basina bir kadin bir cuval mucevherle gezecek. o adam birilerine haber verebilir mesela.

    --- spoiler ---

    sen izleme birader. senin icin yapilmamis bu dizi belli ki.
  • hızlıcana 3 sezonu devirdiğim dizi. maddeler hâlinde yazayım. nasıl yazdığımın bi önemi yok da işte maddelemeyi seviyorum bazen.

    ---spolier---

    1. gangster hikâyelerinde 'yapı' hep aynıdır: gangster ailesi (iç işleri), diğer gangster aileleri ile münasebet (dış işleri) ve 'dükkânın sahibi' (devlet). bu dizide de bunları görmekteyiz. thomas shellby, kısa sürede şunu öğrenir: bu yapı içerisinde yükselebilmeyi, sürekli işleri büyütebilmeyi sağlamanın tek yolu 'dükkânın sahibi' ile işbirliği yapmaktır.

    2. iş yapmak (business) demişken, gangsterler aslında baya bildiğin tüccardırlar. ancak işin 'mal temin etme', 'müşteriye ulaşma' ve 'satışı gerçekleştirme' aşamalarında 'zor' kullanarak kârı maksimize ederler ve böylece çok para kazanırlar. 'zor' kullanma bir nevi 'kapital (teknoloji) yatırımı' olduğundan, zamanla bir 'orduya' ihtiyaç duyarlar. kuralları kendileri koyar, ordu ile tatbik ederler. 'dükkânın sahibi' ile bu yönüyle çok benzeşirler. tek farkla: 'dükkânın sahibi' yani devlet, 'meşruiyet' kazanmıştır bir şekilde.

    3. thomas shellby de, bütün hırslı ve akıllı gangsterler gibi işlerini büyütmenin, daha fazla para kazanmanın ve sürekli 'yükselmenin' hayallerini kurar. bunu yapar da. ancak dediğim gibi 'devletle' işbirliği yapması onu tuhaf durumlara sokar. ingiliz devleti onu komünistlere, irlanda cumhuriyet ordusu'na (ira) karşı ve devrik rus hanedanı ile girilen alengirli işlerde kullanır. 3 sezon boyunca da bunun getirdiği zorluklarla (hero's challenges) mücadele edilir.

    4. godfather, bütün gangster hikâyelerinin anası olduğu için ondan kaçmak yerine, onu kucaklamayı seçmiş peaky blinders. akıllı bir seçim bence. thomas shellby'nin göbek adı (middle name) michael olduğu gibi, sonradan aileye dâhil olan ancak hani derler ya allah vergisi gangsterliği olan kuzeninin de adı michael.

    5. gangster ailelerinin 'azınlıklardan' olmasının bize anlattığı önemli hususlar var: evvela bu ailelerin 'güç peşinde' olmalarının sebeplerinden birisi, kurulu düzen içinde 'ikincil' görülmeleri. shellby ailesi, birmingham çocuğu filan ama aslen çingeneler. bunun getirdiği bir 'eziklik' var. dizideki diğer gangster aileleri de italyanlar ve yahudiler. (yahudiler demişken tom hardy'nin oynadığı alfie solomon karakteri şahane, hardy de efsane oynuyor, allah nazardan saklasın.)

    6. dizinin üçüncü sezonunda thomas shellby başka bir ülkeden de olsa (rus kraliyet ailesi o dönemde avrupa'da 'sonradan görme' bilinirdi, tıpkı shellby'ler gibi 'ikincil'lerdi) 'soylu' bir aile ile aşık attı. bu, mühim. zira thomas'ın 'dükkânın sahibi' ile kendini 'eşitleme' gibi ütopik bir düşüncesi de var. evet, güçlü olmayı seviyor ama bir yandan da sürekli referans verilen o birinci dünya savaşı'ndaki tünel kazma görevlerinin shellby'ler gibi 'ikincillere' (outsiders) verilmiş olması, thomas'ı kızdırmış bence. (eve dönünce madalyasını kanala atması bundan)

    7. birçok gangster hikâyesinde olduğu gibi, bu hikâyede de 'dükkânın sahibi' yeri gelip yasadışı işler yaparsak diye bu tip örgütlenmelere 'müsaade ediyor'. thomas shellby de, devletin bu ihtiyacına güveniyor. godfather'dan ayıran hususlardan birisi burası: vito corleone'nin sunduğu 'hizmet' kurulu düzendeki adaletsizlikten besleniyordu. thomas shellby ise daha ziyade 'yükselme' odaklı hareket ediyor ve çıktığı her basamakta, toplumdaki kudretli herkesin aynı 'yozlaşma' hastalığından muzdarip olduğunu fark ediyor. bunun için karakterler çok iyi seçilmiş: kudretli bir polis, pedofil bir rahip, düşkün bir soylu aile, ikili oynayan 'ira militanları'... diyeceksiniz ki michael corleone de 3. filmde benzer bir laf ediyor. evet, zaten 3. filmi ilk iki filmin tematiğinden ayıran da bu biraz.

    8. 'aile' bence gayet güzel kurulmuş, karakterler müthiş. ancak elimde 'çingene' kartı olsa, daha fazla işlerdim filmde. küçük detaylar vs. gerçi nispeten orta halli bir şehirde yaşamışlar uzun süre, 'konar göçer çingenelik' hâli bir önceki kuşakta bitmiş muhtemelen ama gene de, mistisizm satar. her karakterin bir 'arka kapı stratejisi' (backdoor) olması şahane bir detay. kimsenin kimseye tam anlamıyla güvenemediği 'film noir' olayını güçlendiriyor. karakterlerin oturmuşluğu, diziyi 10-20 sezon bile oynasa izlenebilir kılıyor. insan michael'ın büyüyüp ailede thomas'tan daha 'kudretli' olacağı zamanları, arthur'un ve polly'nin nasıl öleceğini, esme'nin aileye ne işler açabileceğini, lizzie'nin thomas'tan bir çocuk doğurup doğurmayacağını filan merak ediyor.

    9. peaky blinders, bugüne kadarki gangster hikâyelerine fazla bir şey eklemiyor içerik olarak. biçimsel olarak, şahane bir sinema dili var. seçilen zaman dilimi uygun. dönem dizilerinin zirvede olduğu bir dönemde, iyi bir zamanlama. ancak tek bir şey hoşuma gitti ki bence bunu fazla işlemediler bugüne dek gangster hikâyelerinde: shellby kardeşlerin hepsinde olan o 'öfke'. (bilhassa arthur, bu konuda iyi bir tipleme) bu onlara öyle bir 'irade' veriyor ki, eğer biraz da akıllı olurlarsa (thomas gibi) önlerinde hiçbir şey duramaz hâle geliyor. karakterlerin iç dünyalarındaki katmanları görmemize sebep olan 'öfke dalgalanmaları' bence dizinin en harika detayı.

    --- spoiler ---

    4. sezonda görüşmek üzere...
  • --- spoiler ---

    - i warn you; i'll break your heart.
    - ... already broken.

    --- spoiler ---
  • çekilen üç sezonu dahi dillere destanken, oyuncu kadrosuna yaklaşabilecek bir yapım yokken, game of thrones'ta hakkın rahmetine kavuşan petyr baelish ve piyanist'teki piyanistin de kadroya katılması ile dizi tarihine bambaşka bir boyut kazandıracaktır.

    rus devrimi ve romanov sülalesi var.
    yeni yeni palazlanan irlanda'lı teröristler var.
    winston churchill var.
    yahudi, italyan mafya ilişkileri var.
    çingenelerin yükselişi var.
    1900'lü yılların ingiltere'si var.
    atların arabalara evrilmesi var.
    devlet-siyaset-mafya ilişkisi var.
    ama futbol yok, o da olacaktır.
    100 sene önce kadınların grev hakkını kullandığı bir medeniyet var.
    sete harcanan öküz yüküyle para var.
    kavgaya çağrılacak dizi karakterlerinin reisi olan arthur shelby var.
    tom hardy nam-ı diğer alfie solomons var.

    bu kadar mükemmel bir dizi olmasına rağmen, bu kadar az ilgi çekmiş olması ise akıl alır değil.

    her ne olursa olsun, peaky blinders destanlaşan dizilerin yanı başındaki yerini, er ya da geç alacaktır.
  • sinema ve dizi tarihinin en tarz sahibi işlerinden biri olan peaky blinders'ın beşinci sezonu yayınlandı. bu sezon yaklaşık elli dakika süren altı bölümden oluştuğu için de bir çırpıda bitiverdi. şimdi yeni sezon nasıl olmuş birlikte bakalım.

    --- spoiler ---

    peaky blinders'ın hikayesi bildiğiniz üzere hırslı bir adam olan thomas shelby'nin ekseninde hareket ediyor. geçtiğimiz dört sezonda da tommy'nin hızlı yükselişine şahit olmuştuk. bu durum hem karakterin özüne uygundu hem de izleyiciyi çeken bir aksiyon yaratıyordu. ancak dizinin yaratıcısı olan steven knight bu sezon çok ustaca bir karar ile tommy'i duraklama dönemine sokmuş.

    bu neden böyle? çünkü sürekli yukarıya tırmanan bir hikaye yazarsanız sonunda gerçeklikten koparsınız. tommy nihayetinde birmingham'dan çıkan bir suç organizasyonunun lideri. şu an geldiği konum bile fazlasıyla yüksek. bu yüzden steven knight, bu sezonda tommy'i geldiği yeri korumaya çalışırken göstermiş. çünkü yükselmeye devam etse dizinin finalinde ikinci dünya savaşını falan kazanması gerekecekti. bu da bir suç draması için hayli fantastik bir son olurdu.

    ancak bu durum bir eksiklik yaratmıyor. çünkü dizi bu mekaniğe kendi tarzının dışında çıkmadan adapte olmayı başarmış. bunu nasıl yapmışlar? öncelikle dizideki kötü karakterin amacını değiştirmişler. diğer sezonlarda tommy bir şeyler istiyordu ve antagonist olan karakter onun bu isteklerine ulaşmasını engelliyordu. ya da onu kendi amaçları için kullanıp yok etmeye çalışıyordu.

    bu sezondaki ana kötü olan oswald mosley'nin amacı ise tam olarak böyle değil. gerçi karakter bir enigma olduğu için tommy ile ortaklığı nereye kadar sürecek bilmiyoruz ancak kısa ya da orta vadede tommy'i ya da onun işini yok etmeye çalışmıyor en azından bu anlaşılıyor. ancak tommy'nin derdi zaten shelby company'i ayakta tutmak değil artık. çünkü michael'ın kaybettiği büyük miktara rağmen hiçbir şey olmamış gibi devam edebilecek durumdalar. bu sezon tommy'nin saldırıda altında olan kısmı ise egosu.

    çünkü tommy artık ihtiyaçlar hiyerarşisinde yukarı çıkmış bir insan. geçinmek, güvenlik yada toplum tarafından kabul görme işini çözmüş. şimdi ise piramidin en yukarısını hedefliyor. bunu da bu sezonun birinci bölümünde söylediği "tanrı değilim... henüz." repliğinde anlayabiliyoruz. ancak mosley, tommy'i ikinci adamı yaparak bunun önüne geçiyor. hem bu nedenle hem de fikirlerini tehlikeli bulduğu için de tommy, mosley'e karşı mücadeleye başlıyor.

    mosley, tommy'nin kafasındaki imajı için ortaya çıkan ilk tehdit. dizide konumu için oluşan ikinci tehdit de ailesi olarak görünüyor ancak bunun yazım olarak çok da iyi işletildiğini söyleyemem. neden derseniz, her normal insan gibi tommy de ailesine çokça tolerans gösteriyor. dizi de bu toleransı olur olmadık yerde gerilim çıkararak kullanıyor.

    normalde olması gereken tommy'nin aldığı risklere derli toplu argümanlar getiren diyaloglar. mesela ilk sezonlarda polly ve ada bu görevi üstleniyorlardı. yazılan zekice diyaloglarla bu iki karakter tommy'nin aldığı risklere bir denge noktası oluyordu. çünkü tommy, o kadar büyük şeylerin peşindeydi ki birilerinin mantığın sesi olması gerekiyordu. özellikle polly, güçlü duruşu ile bu açığı kapatıyordu. ancak son sezonlara doğru bu karakteri çok pasif bir konuma getirdiler.

    bu yüzden izlediğimiz sezonda aile içi çatışmalar "birini seçelim de tommy'nin başına iş açsın çünkü gerilime ihtiyacımız var." denerek yazılmış gibi. o zeka ve karakteristik duruş geri plana itilmiş. bir de bu çatışmaların bir sonucu olmadığı için olabildiğince özgür davranmışlar. bu da biraz dağınık görünmüş. bununla ne demek istiyorum? şöyle düşünün michael, gina, linda yada finn aileden olmasaydı tommy bu karakterlerin gözünün yaşına bakar mıydı? tabi ki hayır. ancak aileden oldukları için tommy bu karakterlere bir şey yapmıyor. bu özgürlük de yazım sırasında ellerinde olduğu için polly'nin ve ada'nın ilk sezonlarda yaptığı cesur, iş bilir muhalefetin yerine linda'nın masadan kalkıp gitmesini, gina'nın fikirlerini yada michael'ın teklifini izlemek zorunda kalıyoruz.

    bu çok büyük bir problem mi? aslında değil. yani bir kusur değil bunlar ancak ilk sezondaki güçlü ve karakter sahibi polly'e bakın daha sonra bu sezondaki karakterlere bakın arada bariz bir fark var. benim istediğim ise daha önce böyle diyaloglar yazılabiliyorsa şimdi de yazılması. çünkü ada'nın tommy'le kütüphanede yaptığı diyalogu linda'nın vurulma sahnesine 10 kez tercih ederim.

    dizinin biraz da teknik kısmından bahsedelim. öncelikle şunu söyleyeyim, dizinin sanat yönetimi gerçekten muazzam. yani bir sahne olsun. diyelim karakter bir koridorda yürüyor. burada yerdeki halılardan duvarın rengine, duvarda asılı tablonun çerçevesinden tavandaki avizeye kadar her şey dönemi yansıtmak için ince ince seçilmiş. sizin gözünüze sokulmuyor böyle detaylar izlerken ancak her bir karede bu ince çalışma sezilebiliyor.

    dizide "karanlık" işler anlatıldığı için soğuk bir renk paleti ve bol gölgeli görseller kullanılmış. bir de diyalog sahnelerinde güzel bir kadraj kullanımı var. şöyle açıklayayım. normalde iki insan konuşuyorsa bir sahnede kamerayı karakterlerin yüzüyle aynı yüksekliğe koyarsınız, bundan sonra sağda oturan karakteri kadrajın hafif sağına alarak soldaki karakteri de soluna alarak çekiminizi yaparsınız. böylece izleyicinin yer yön duygusu şaşmaz. bu dizide ise portre çekimlerinde bu standardın çok dışında bir tercih var. mesela tommy biriyle konuşacak olsun. adamın portresini sol üst çaprazdan yada sağ alt çaprazdan falan alıyorlar. böylece hem daha fazla gölge elde ediyorlar hem de dinlediğiniz konuşmanın ve karşınızdaki karakterlerin ne kadar "çarpık" ilişkileri olduğunu bir kere daha anlatmış oluyorlar.

    dizide bu sezonda bir de yanlış hatırlamıyorsam üç dört yerde dolly-in zoom-out yapmışlar. bu tekniği yapmak gerçek hayatta biraz zordur ancak yenilikçi diyemeyiz buna çünkü vertigo filminden beri var bu zaten. ancak son dönemde pek görmüyorduk bunu o yüzden ilginç geldi bana bu tercih.

    teknik demişken dizinin muazzam soundtrack'inden de bahsetmemiz lazım. bu konuda ben dizinin tavrını cowboy bebop'e benzetiyorum. çünkü iki seri de birbiriyle aynı zamanda bulunmayan iki müzik türünü başarıyla bir araya getiriyor. gerçi bu alanda cowboy bebop'un başarısı tek denebilir ama bu dizide de quentin tarantino gibi sahneye uygun olan müziği çok iyi bulmuşlar.

    --- spoiler ---

    sonuç olarak dizinin senaryo matematiğindeki bir durumdan şikayet ettim ancak bu dizi temelde bir ailenin suç dünyasındaki durumunu gösteriyor. o yüzden dizinin kalitesini çok etkilemiyor bu durum. zaten dizide ne olduğundan çok anlatım "tarzından" ve dönemden etkileniyorduk daha çok. bu alanda ise hiçbir kaybı yok dizinin.

    ayrıca başta anlattığım yükselme kısmı her dizi için bir tuzaktır. ben de bu sezonu izlemeye başlarken bundan korkuyordum çünkü tommy'nin yükselebileceği gerçekten çok az yer kaldı. ancak steven knight, gerçekten ders çıkarılacak kadar iyi bir tercih yapmış burada ve tommy'i yükseldiği noktada hareket ettirerek diziye yeni yeni alanlar açmış. bundan sonra tommy, hem kendisinden üstteki insanlarla hem yerinde gözü olan insanlarla mücadele edebilir. bu durum da nereden baksanız dört sezon daha dizinin aynı kaliteyle devam edebileceğinin garantisi gibi. zaten bu da çok önemli değil aslında. çünkü tommy, arthur ve polly'i bir odaya koyup viski içip konuştukları bir sezon yapsalar bile ben izlemeye devam ederim sırf konuşmaları ve ortamı görmek için.
  • polly'nin lucescu'ya evrildigi dizi.