şükela:  tümü | bugün soru sor
  • ömrümde duyduğum en güzel tespitlerden birine şahit oldum ben burada. aunt polly, geri dönme sözü verip şehirden kaçan sevgilisinden hamile olan ada'ya hitaben:

    "the baby's a bastard, you're a whore, but there's no word for the man who doesn't come back."

    türkçe meali: bebeğin piç, sense bir orospusun. ama gidip de dönmeyen o adam için bir sıfat yok.

    pii...
  • hayatımda bu kadar boktan türkçe altyazı görmedim. chicken translate diyeceğim ama chicken translate bile değil. o kadar kötü. ingilizce bilenler doğrudan ingilizce altyazı ile izlesin, bilmeyenler de bu türkçe altyazılarla(!) diziyi piç etmesin, sahici türkçe altyazıyı beklesin. az buçuk ingilizcemle ben bile daha iyi çevirirdim. öyle hatalar var ki, diziyi beraber izlediğim tek kelime ingilizce bilmeyen arkadaşıma kayıp koparttı. ne diyor lan bunlar bi bok anlamıyorum noktasına geldi.
    birkaç örnek verecek olursak:

    --- spoiler ---

    ingilizce orijinali:
    you think my campaign against shelby has become personal?

    muhtemel türkçesi:
    shelby'ye karşı verdiğim mücadelenin kişisel bir hâl aldığını mı düşünüyorsun?

    türkçe çevirisi(!):
    senin adına shelby ile kişisel bir mücadele düşünüyorum.

    ---------------------------------------------------

    ingilizce orijinali:
    "spot-on", as they say in london society.

    muhtemel türkçesi:
    londra'da dedikleri gibi, "nokta atışı".

    türkçe çevirisi(!):
    dedikleri gibi, "tam isabet" londra toplantısı.

    ---------------------------------------------------

    ingilizce orijinali:
    ı'd say our little truce is proving productive for both of us, ınspector.

    muhtemel türkçesi:
    aramızdaki ufak ateşkesin ikimiz içinde kazançlı olduğunu söylemeliyim, müfettiş.
    "proving productive" özel bir kalıp mı bilmiyorum. ama değilse kazançlı olduğunu ispatlama gibi anladım ben. bilen suserler aydınlatsın.

    türkçe çevirisi(!):
    küçük bir ateşkes önerebilirim. ikimiz içinde faydalı olacaktır.

    ---------------------------------------------------

    ingilizce orijinali:
    ı get the information and protection and you... well, you get bolsheviks.

    muhtemel türkçesi:
    ben bilgi alıp, koruma elde edeceğim. sen de bolşevikleri yakalayacaksın.

    türkçe çevirisi(!):
    bilgi almalıyım seni ve onu korumak için. pekala‚ sana bol şans.

    bütün dizi böyle devam ediyor.

    edit:
    bu da bonus olsun. lan bu kadar da olmaz. herifin adı erasmus lee. o da fransadaydı diyor, savaşı kastederek. tamam diziyi izlememiş çeviren arkadaş onu anladık da, en azından bi ingilizce script'e bak bari.

    ingilizce orijinali:
    erasmus lee was in france.

    türkçe çevirisi(!):
    lee erasmus için fransa'daydı.

    --- spoiler ---
  • alfie solomons*, thomas shelby* ve luca changretta* bir masaya oturup 10 sezon boyunca sadece konussalar oturup izlerim.
  • dizi muhteşem. görüntü yönetimi, oyunculuklar, atmosfer, senaryo her şey ama her şey muhteşem. bir dönem dizisinde ne ararsanız var. yapımcı resmen reklamını ulusal kanalda bir yemek programında bedavaya yaptıracakmış restoran sahibi gibi heves etmiş. yönetmen doya doya anadolu ekibinin geleceğini öğrenen pideci gibi hazırlıklar yapmış. normalde müşterisine hazırladığı pideye 50 gram ne idüğü belirsiz et koyan usta kameraları görünce coşayazıp bi kilo kavurma, bi kilo kuşbaşı, yarım kilo da pastırmayı laps diye döşer ya. hah işte senarist ve görüntü yönetmeni de tam o usül çalışmışlar. oyuncular ise üstüne yarım kilo tereyağ eritip üç tane de yumurta kırmış. dizi izlerken insanın canı viski-sigara tüketip birilerini pataklamak ister mi lan?

    diziyi sözlükte pek kimsenin siklememiş olması ayrı bir güzellik katmış. başlık misler gibi tertemiz. neredeyse yarak kürek bir tane bile entry yok. o vakit adete uyarak başlığa gelenlere bok püsür değil biraz biraz ek bilgi vereyim.

    evvela peaky blinders nedir? sorusunu yanıtlayayım.

    bu konuda iki farklı görüş var. dizi her ikisine birden değiniyor. peak, bizim ecevit kasketi, emmi şapkası veya rafet el roman şapkası dediğimiz ürünün britanya ingilizcesindeki karşılığıdır. ilk iddia diziden de hatırlayacağınız üzere bütün ekibin aynı şapkayı takması ve arka kısımlarına yerleştirilen jiletlerle bir saldırı silahı olarak kullanmalarından geldiği yönünde. kasketi ön tarafından tutup düşmanın gözlerine savurmak suretiyle kör ettikleri için blinders diyorlarmış. yani kasketle sikertenler gibi bir anlama sahipmiş.

    bir diğer iddia ise o dönem her çetenin kendisine has tarzlarla tanınmış olmaları. örneğin dizide italyanların kendilerine has bir tür fötr şapka takması veya bir kesim ingiliz çetelerinin boater şapka takmaları gibi. şapka elzem değil. kravat, ceket, pantolon askısı gibi diğer bir çok aksesuar olabiliyormuş. mevzu belirli tipte giyinerek hangi çeteye mensup olduğunu göstermekmiş. bizim ekipte bu ascot veya peak cap ile tanındığı için böyle kalmış diyorlar. blinders ise rakip çetelere göz dağı vermek için kullanılan korkutucu bir lakap. dizide zaten bolca gördüğünüz üzere her çetenin bir yöntemi var. kimisi kulak keserken kimisi diş söküyor. bizimkiler de kör ediyor işte. illa jiletli şapkayla olmasına lüzum yok. yakalarsak gözünüzü oyarız mesajı vermek istiyorlar.

    gerçek hayatta böyle bir çete varmı?

    bu isimle anılan bir grup var fakat hiç biri akraba veya aile değiller. ayrıca meşhur oldukları dönem birinci dünya savaşı öncesine ait. savaş sonrası peaky blinders ismi yerine genellikle birmingham çeteleri olarak anılmışlar. dizinin esinlendiği karakterler şu fotoğraftaki bıçkın delikanlılar. bir çok suç işlediklerine dair dedikodu var fakat geneli hırsızlık, adam yaralama gibi nispeten hafif suçlardan hüküm giymişler. hiç bir çingene çetesinin dizide olduğu gibi piyasayı ele geçirmişliği, büyük gangster olmuşluğu yokmuş. ikinci dünya savaşı öncesi bütün avrupa ve abd'de olduğu gibi italyan mafyaları daha etkin olmuşlar.

    triviaları ise şöyle:

    - peaky blinders aslında 1890'lı yıllarda meşhurmuş. 1920'li yıllarda benzer çeteler çoğalmış ve genelde "birmingham çeteleri" olarak adlandırılıyorlarmış. sokakta brummagem boys denildiği de olurmuş.

    - david bowie dizinin büyük bir hayranıymış. yapımcı konuyu öğrenince baş rolümüz cillian murphy'nin taktığı şapkayla fotosunu çektirip bowie'ye göndermiş. (yalnız yapımcı tam bir çingeneymiş hakkaten. insan en azından şapkadan bi tane gönderir, kendi fotoğrafını göndermek ne amk?) neyse daha sonra bowie de blackstar albümünün üçüncü sezonda soundtrack olarak kullanılmasına izin vermiş. albüm çıkmadan önce bir kopyasını yapımcıya göndermiş ve bir kaç gün sonra hakkın rahmetine kavuşmuş. dizinin sonunu göremeden gitmiş olması kötü oldu.

    - nick cave'de bowie gibi diziden kuruş almadan müziklerinin kullanılmasına izin vermiş. ne de güzel etmiş. genel teması olan red right hand kadar bu diziye uyan bir parça olamaz sanırım. aynı parçanın daha önce x-files, dumb and dumber ve scream serisinde kullanıldığını düşünürseniz bu kez gerçekten hak ettiği yerde kullanıldığını anlarsınız.

    - dizinin en çok eleştirilen tarafı kullanılan aksan olmuş. bir çok ingiliz, dizinin amerika pazarında rahat satılabilmesi için böyle bir aksan uydurduklarını düşünüyormuş fakat bir çok uzman ve tarihçi dönemin birmingham aksanının gerçekten böyle olduğunu söylemiş.

    - ikinci sezonda at yetiştiricisi rolünde olan charlotte riley gerçek hayatta tom hardy ile evli. tom hardy ise dizide yahudi alfie solomons rolünde oynuyor. baş roldeki cillian murphy ve tom hardy daha önce iki yapımda daha beraber rol almışlardı. ikiliyi daha önce inception ve batman the dark knight rises'da görmüştük.

    - dizide kullanılan çingene dili gerçek değilmiş. aralarında romence konuşuyorlarmış.

    - winston churchill, dizide icra ettiği görevi sadece 1910 senesinde kısa süreliğine yapmış.

    - küçük kardeş john shelby ve kuzen finn cole gerçek hayatta kardeşlermiş.

    - çekimlerin büyük kısmı birmingham dışında yapılmış.

    - yapılan araştırmada dizi tarihinde bölüm başına ve totalinde en çok viski - sigara tüketilen yapım olduğu istatistiklerle kanıtlanmış. mehehe. istatistik veya resmi bir araştırma yok. burasını kaba etlerimden uydurdum fakat araştırması yapılsa bile sonucunun değişeceğini düşünmüyorum. sadece bir bölümde 37 bardak viski içildiğini gördükten sonra kesin kanaat getirdim.

    edit: en çok viski-sigara mad men dizisinde tüketildi veya bununla yarışır şeklinde mesajlar geldi. oturduk tartıştık, internetten baktık filan derken kesin bir sonuca varamadık fakat peaky blinders rahat önde gibi duruyor.

    şu habere göre mad men'in 7 sezon yani toplam 98 bölümünde 369 bardak alkol 942 adet sigara tüketildiğine dair kesin bilgi var.

    peaky blinders'da ise eğer cillian murphy sıkmıyorsa sırf ben 3000 sigara içtim demiş. onun da haberi şurada. sadece 18 bölümde kendi başına thomas shelby karakterinin yüze yakın viski tükettiğini düşünüyorum. buna ruh hastası biladerlerini, bar sahnelerini filan ekleyince rahat mad men'in eline verir diyorum. üç beş dakikalık rollerinde kendi başına tom hardy bile 8-10 bardak götürdü zaar.

    not: eğer birisinden kesin rakam gelmezse, dizinin bütün bölümleri tekrar izlendiği bir vakit kaç bardak viski tüketildiği tarafımdan not edilecek ve işbu entrye edit girilecektir.
  • hızlıcana 3 sezonu devirdiğim dizi. maddeler hâlinde yazayım. nasıl yazdığımın bi önemi yok da işte maddelemeyi seviyorum bazen.

    ---spolier---

    1. gangster hikâyelerinde 'yapı' hep aynıdır: gangster ailesi (iç işleri), diğer gangster aileleri ile münasebet (dış işleri) ve 'dükkânın sahibi' (devlet). bu dizide de bunları görmekteyiz. thomas shellby, kısa sürede şunu öğrenir: bu yapı içerisinde yükselebilmeyi, sürekli işleri büyütebilmeyi sağlamanın tek yolu 'dükkânın sahibi' ile işbirliği yapmaktır.

    2. iş yapmak (business) demişken, gangsterler aslında baya bildiğin tüccardırlar. ancak işin 'mal temin etme', 'müşteriye ulaşma' ve 'satışı gerçekleştirme' aşamalarında 'zor' kullanarak kârı maksimize ederler ve böylece çok para kazanırlar. 'zor' kullanma bir nevi 'kapital (teknoloji) yatırımı' olduğundan, zamanla bir 'orduya' ihtiyaç duyarlar. kuralları kendileri koyar, ordu ile tatbik ederler. 'dükkânın sahibi' ile bu yönüyle çok benzeşirler. tek farkla: 'dükkânın sahibi' yani devlet, 'meşruiyet' kazanmıştır bir şekilde.

    3. thomas shellby de, bütün hırslı ve akıllı gangsterler gibi işlerini büyütmenin, daha fazla para kazanmanın ve sürekli 'yükselmenin' hayallerini kurar. bunu yapar da. ancak dediğim gibi 'devletle' işbirliği yapması onu tuhaf durumlara sokar. ingiliz devleti onu komünistlere, irlanda cumhuriyet ordusu'na (ira) karşı ve devrik rus hanedanı ile girilen alengirli işlerde kullanır. 3 sezon boyunca da bunun getirdiği zorluklarla (hero's challenges) mücadele edilir.

    4. godfather, bütün gangster hikâyelerinin anası olduğu için ondan kaçmak yerine, onu kucaklamayı seçmiş peaky blinders. akıllı bir seçim bence. thomas shellby'nin göbek adı (middle name) michael olduğu gibi, sonradan aileye dâhil olan ancak hani derler ya allah vergisi gangsterliği olan kuzeninin de adı michael.

    5. gangster ailelerinin 'azınlıklardan' olmasının bize anlattığı önemli hususlar var: evvela bu ailelerin 'güç peşinde' olmalarının sebeplerinden birisi, kurulu düzen içinde 'ikincil' görülmeleri. shellby ailesi, birmingham çocuğu filan ama aslen çingeneler. bunun getirdiği bir 'eziklik' var. dizideki diğer gangster aileleri de italyanlar ve yahudiler. (yahudiler demişken tom hardy'nin oynadığı alfie solomon karakteri şahane, hardy de efsane oynuyor, allah nazardan saklasın.)

    6. dizinin üçüncü sezonunda thomas shellby başka bir ülkeden de olsa (rus kraliyet ailesi o dönemde avrupa'da 'sonradan görme' bilinirdi, tıpkı shellby'ler gibi 'ikincil'lerdi) 'soylu' bir aile ile aşık attı. bu, mühim. zira thomas'ın 'dükkânın sahibi' ile kendini 'eşitleme' gibi ütopik bir düşüncesi de var. evet, güçlü olmayı seviyor ama bir yandan da sürekli referans verilen o birinci dünya savaşı'ndaki tünel kazma görevlerinin shellby'ler gibi 'ikincillere' (outsiders) verilmiş olması, thomas'ı kızdırmış bence. (eve dönünce madalyasını kanala atması bundan)

    7. birçok gangster hikâyesinde olduğu gibi, bu hikâyede de 'dükkânın sahibi' yeri gelip yasadışı işler yaparsak diye bu tip örgütlenmelere 'müsaade ediyor'. thomas shellby de, devletin bu ihtiyacına güveniyor. godfather'dan ayıran hususlardan birisi burası: vito corleone'nin sunduğu 'hizmet' kurulu düzendeki adaletsizlikten besleniyordu. thomas shellby ise daha ziyade 'yükselme' odaklı hareket ediyor ve çıktığı her basamakta, toplumdaki kudretli herkesin aynı 'yozlaşma' hastalığından muzdarip olduğunu fark ediyor. bunun için karakterler çok iyi seçilmiş: kudretli bir polis, pedofil bir rahip, düşkün bir soylu aile, ikili oynayan 'ira militanları'... diyeceksiniz ki michael corleone de 3. filmde benzer bir laf ediyor. evet, zaten 3. filmi ilk iki filmin tematiğinden ayıran da bu biraz.

    8. 'aile' bence gayet güzel kurulmuş, karakterler müthiş. ancak elimde 'çingene' kartı olsa, daha fazla işlerdim filmde. küçük detaylar vs. gerçi nispeten orta halli bir şehirde yaşamışlar uzun süre, 'konar göçer çingenelik' hâli bir önceki kuşakta bitmiş muhtemelen ama gene de, mistisizm satar. her karakterin bir 'arka kapı stratejisi' (backdoor) olması şahane bir detay. kimsenin kimseye tam anlamıyla güvenemediği 'film noir' olayını güçlendiriyor. karakterlerin oturmuşluğu, diziyi 10-20 sezon bile oynasa izlenebilir kılıyor. insan michael'ın büyüyüp ailede thomas'tan daha 'kudretli' olacağı zamanları, arthur'un ve polly'nin nasıl öleceğini, esme'nin aileye ne işler açabileceğini, lizzie'nin thomas'tan bir çocuk doğurup doğurmayacağını filan merak ediyor.

    9. peaky blinders, bugüne kadarki gangster hikâyelerine fazla bir şey eklemiyor içerik olarak. biçimsel olarak, şahane bir sinema dili var. seçilen zaman dilimi uygun. dönem dizilerinin zirvede olduğu bir dönemde, iyi bir zamanlama. ancak tek bir şey hoşuma gitti ki bence bunu fazla işlemediler bugüne dek gangster hikâyelerinde: shellby kardeşlerin hepsinde olan o 'öfke'. (bilhassa arthur, bu konuda iyi bir tipleme) bu onlara öyle bir 'irade' veriyor ki, eğer biraz da akıllı olurlarsa (thomas gibi) önlerinde hiçbir şey duramaz hâle geliyor. karakterlerin iç dünyalarındaki katmanları görmemize sebep olan 'öfke dalgalanmaları' bence dizinin en harika detayı.

    --- spoiler ---

    4. sezonda görüşmek üzere...
  • --- spoiler ---

    - i warn you; i'll break your heart.
    - ... already broken.

    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    3.sezon final bölümündeki alfie'nin thomas'a çektiği nutuk dizinin en efsane sahnelerinden birisi olabilir. sırf o sahne için bile o role tom hardy seçilmiş olabilir. ikinci sezondan itibaren böyle para için yemediği bok, altına yatmadığı güç kalmayan thomas'a herkesin içten içe söylemek istediği şeylerdi.

    he ama arthur shelby öyle mi. gerçekten gereği kadar kibar.
    --- spoiler ---
  • --- spoiler ---

    rus devrimini hic duymamis adamlarin elestirdigi dizi. ulan ingilteredeki ruslar devrimden kacmis soylular. ingilizlerle birlik olup komünistlere saldiriryorlar. beyimiz anlamamis, diziye bok atiyor. hay allahim ya. sinirlendim aksam aksam.

    treni peakyler patlatmayackti, ruslar patlatacakti ama thomas double agentlik yapip bunu engelledi. sonanda bu isten haberdar olan pederse thomas in cocugunu kacirip: madem oyle treni sen patlatacaksin, ve bu delilleri enkaza birakip ruslar patlatmis gibi yapacaksin dedi.

    cocugun nerede oldugunu son ana kadar bilmiyorlardi. adresi aldiktan sonra bile emin degillerdi. o yuzden tum hazirligi cocugu bulamayacaklarmis gibi yaptilar.

    kadin neden mucevherciyi vurdu: cunku essegin sikinden dolayi. tek basina bir kadin bir cuval mucevherle gezecek. o adam birilerine haber verebilir mesela.

    --- spoiler ---

    sen izleme birader. senin icin yapilmamis bu dizi belli ki.
  • polly'nin lucescu'ya evrildigi dizi.