şükela:  tümü | bugün
  • bu roman bir aşkın hikayesi, aynı zamanda denizin destanıdır. muhayyilesi zengin, üslubu şiir dolu bir yazar olduğu kadar kendisi de denizci olan pierre loti, birçok bakımlardan şaheserleri sayılan bu romanında, fakir bir balıkçı delikanlıyı seven bir zengin kızının temiz aşkını, kısa süren mutluluğunu, sonunda kopan faciayı anlatırken, yer yer insan kalbinin derin duygularını bir inci berraklığıyla belirtmiş, aynı zamanda bu macerayı baştan başa kaplayan denizin heyecan dolu güzelliğini de usta bir ressam sanatıyla işlemiştir. balıkçı delikanlıyla onu seven kızın hayatlarında deniz, son sözü söyleyen kader kadar kesin, amansız, korkunç bir varlık olarak kendini her an duyurur.
  • pierre loti* genç balıkçı yann ile güzel gaud'un bizim kuşağımız gençlerinin tam da nostaljik olarak tanımlayacağı aşklarını anlatıyor.. kitabı okuduktan sonra zihni kurcalayanlar ise hala böyle destansı aşkların yaşanabilmesi ihtimali, yüz küsür yıl öncesi dönemde yaşanan özverili aşklarla günümüz laçkalaşmış ilişkilerinin karşılaştırılması ve " - ah benimde karşıma bi gaud çıkar mı ki ? " sorusu oluyor.. eninde sonunda çok fazla da bi beklenti içine sokmaması gerektiğini düşündüğüm, betimlemeleri de çok güçlü olmayan klasik bir aşk romanı, silkelenip gerçek hayata dönmek gerek..
  • insanda yann ile birlikte o soguk havada balık avlamak gibi istekler olusturuyor bu kitap.eski yeşilçam filmlerinden tanıdıgmız zorlu bir aşk yolculugunu anlatıyor kitap genel olarak.asıl insanı yakalayan yeri ise özlemenin,hiç bir haber almadan beklemenin ne denli zor oldugunu anlatması sanırım.
  • (bkz: jon bjarnason)
  • pierre loti'nin izlanda denizi balıkçılarının denizdeki ve paimpol'deki hayatlarını anlattığı kitabı. paimpol'lü kadınların taktığı şapkayı bile 5 sayfada betimlediğini düşünürsek, bazen sıkıcı olabiliyor. ama yine de can yayınlarından çıkanı başarılı bir çeviri olmuş. okuyunuz.
  • pierre loti'nin, doğanın yıkıcılığı karşısında insanın duyumsayabileceği çaresizlik hissini, olağanüstü doğa tasvirleri ile kusursuz bir biçimde betimlediği romanıdır. kitapta, balıkçılık yaparak geçimlerini sağlayan paimpollü denizcilerin kuzeyin zorlu iklimine ve denizine karşı giriştikleri yaşam mücadelesi anlatılır. izlanda denizlerine açılan ve birçoklarından bir daha haber alınamayan bu genç balıkçıların mezarları, kimisi paimpol'de kimisi ise izlanda'nın çorak arazilerinde uzanır. ölümün hayatlarındaki bu yakınlığına rağmen yine de aşık olmayı, evlenmeyi ve denize kurban edilecek yeni insan nesilleri üretmeyi ihmal etmezler. belki de kuzey denizi, yoksul karınları doyurduğu ölçüde kendisine verilecek kurbanların ateşiyle kudurmaya devam etmektedir.
  • adıyla, yazarıyla, kapak fotoğrafıyla, hikayesiyle çok mavi-gri bir roman. bir çırpıda okunabilecek soğuk bir kış öyküsü.
  • akıp giden, yormadan ama enfes betimlemelerle, duru hikayesiyle pek bi beğendiğim pierre loti kitabı.
  • okurken yosun su ve tuz kokusu duyuyorsunuz tüm benliğinizle. yani denizi içinizde hissediyorsunuz. enfes bir kitap. pierre loti işin hakkını vermiş. şu cümle kitabı özetliyor adeta: “ o, denizle evliydi.”
  • su gibi okunan garip bir roman. garip dediğime bakmayın sonu "garip" etmiştir beni; yann gaos ile.

    yazar pierre loti romanın başından, sonuna kadar betimlemenin de betimlemesini yapmıştır. işin esprisini bir yana bırakırsak çok iyi tasvir dili olması, başta belirttiğim gibi akıcı bir dilin ortaya çıkmasına neden olmuş; izlanda balıkçısını sevdirmiştir. romanı uzun bir sürenin sonunda yani 8-9 yıllık bir bekletmenin ardından okumuş olmakta beni üzmüştür. çünkü roman; bekletmeye gelmeyecek bir anlatıma sahip.

    karakter içeriğinde, bir kişiye girecek olursak; sylvester'in arada ölümü ve de ölüm anının okuyucuya aktarıldığı durum ve dil, gerçekten zihinde o anın oluşmasını sağlıyor. soğuk kadar etkileyici.

    ertelenmeyip, okunmasını gereken bir roman. bulunuz efendim.
hesabın var mı? giriş yap