şükela:  tümü | bugün
  • bir arkadaşım ispanya'ya tatile gider. döndüğü zaman aramızda aynen aşağıdaki diyalog geçer:

    - madrid'de kimi gördüm, tahmin et!
    - kimi gördün, pedro almodovar'ı mı? (ki bu cümle aslında tamamen espridir ve kayıtsız bir ukalalıktır)
    - evet
    - !!!!??!
  • adama tekrar hayran olmama neden olan, niçin hollywood'un istemesine rağmen siz ispanya dışında film yapmıyorsunuz sorusuna cevabı şöyle olmuştur.

    ' ben ispanyolum. dilime kökenime saygılıyım. ayrıca dil dışında kültür değişiklikleri de tehlike yaratabilir. filmlerime ispanya tamamen zenginlik katıyor. o ayrıntıları başka nerde bulabilirim? onlar filmi film yapıyor.ayrıca ispanyada kimse benim işlerime karışmaz, fikir bile yürütmez. ama hollywood'da işinize maydonoz olan bir sistem var. yönetmen kendi adına verilen kararları montajda, o da belki, görebilir. başka bir örnek vereyim. penolope ile volver içiin tam 3 ay prova yaptım aralıksız. hollywood'da hangi oyuncu ve yönetmene bu zaman tanınır? hiç kimseye! '

    sinema için bir picasso, bir mozart, bir oscar de la renta olan adam.
  • kendisini cok kotuleyen oluyor. buradan onlara sesleniyorum: almodovarin ahini, cikar aheste aheste.
  • her izledigim filminde "iyiki bunu da gormeden ölmemisim" dedigim insan.
  • hazmedilmesi zor hikayeleri hazmedilebilir kılan yönetmen. iyisi ya da kötüsü yok. herkes insan. herkes tutkulu. herkesin güçlü ve zayıf yönleri, suçu ve yüceliği var. gri karakterleri rengarenk ortamlara sokup insanın sabit fikirlerini törpülüyor. seyrederken "insan" denen varlığın karmaşıklığını hissettiriyor.
  • soyadı arapça el müdevver(tepe)'den gelmektedir.
  • tüm filmlerinde kullandığı değişmez temaların büyük bir ustalıkla sunan yönetmen.

    tüm filmlerinde:
    - cinsiyet baskınlığı vardır (kadın ya da erkek)
    - mutlaka üçüncü cinsiyetten karakter kullanır (genelde travesti)
    - sahne performansı olur ve biz bir an için onu gerçek sanırız (tiyatro veya sinema)
    - film içinde film / tiyatro içinde tiyatro gibi gösterimler sanırım onun vazgeçilmezidir.
    - olay örgüsü film sonunda anlaşılır. biz filmi anlayana kadar film biter. film bitince kısa süreli şaşkınlık yaşarız.
  • eşcinselliğin normal oldugunu dusunmeme gibi bir yaklaşımı yoktur. aksine filmlerinde ençok işlediği temalardan biri olan eşcinselliği, heteroseksüel bi insanın karşı cinsle olan ilişkilerini anlatması kadar doğal bir şekilde ortaya koyar. eşcinsel ilişkilerde de heteroseksüellerde olduğu gibi sübyancılık, sapkınlık, taciz, zaaftan yararlanma, kullanma, duygusuzluk olabilir. "la mala educacion" da eşcinselliği bu boyutlarıyla göstermesi onun bunu ne kadar normal algıladığının kanıtıdır; ki film de anlatmak istediğini öyle güzel açığa kavuşturur ki homofobik biri bile filmdeki ilişkileri gerilmeden takip edebilir. bir yönetmeni tek bir filminden yola çıkarak doğru anlayamayız zaten, diğer filmleri de izlendiğinde senaryoları arasında bir bağ kurulan almadovar'ın hayata bakışı da daha doğru bir şekilde sorgulanabilir.
    ayrıca "la mala educacion" daki yönetmen enrique almadovar'ın hayatından otobiyografik izler taşıyan bir karakterdir. duygusuz olup olmadığı almadovar'ın kendisini nasıl anlatmak istediğinin göstergesidir. zira, almadovar duygusuz olabileceğine inandığım bir sanat adamı kesinlikle değildir.
  • müthiş bir özgüvene sahip olan ispanyol yönetmendir.

    sınırlarını yalnızca kendisinin belirlediği, ekseri kendi geçmiş anılarıyla besleyip büyüttüğü müthiş bir gerçeklik evreni vardır. hikayeleri de doğal olarak bu gerçeklikten doğar ve başka birinin gerçeklik algısını pek fazla umursamadan ortaya çıkarlar. onunki tuhaf sayılabilecek bir gerçekliktir ancak asla samimiyetsiz değil. çünkü almodovar'ın anlattığı şeye, herkesten önce kendisinin inanmış olduğu çok belirgindir. en sert gerçekler bile onun anlatımıyla hoş, yumuşak, samimi gelir insana. bana öyle geliyor en azından. bir de o yumuşatılmış, sert gerçekleri seyrederken, kendisinin "sikimde olur musunuz?" diyen sesini duyuyorum sık sık. pek hoşuma gidiyor.