şükela:  tümü | bugün
  • kürtçe: zavallı, gariban.
    (bkz: reben)
  • doğu'da gençken ölen kız çocuklarinin cenaze torenlerinde annelerinin yaktigi ağıtlara konu olan kuştur ayrica.
  • dersim'de anlatılan versiyonu hikaye olarak yakın olsa da tekerleme kısmı zazaca söylendiği için farklı olan söylence. bu versiyonunda kardeşlerin adı pepo ile keko'dur. uğursuzluk getirdiğine inanılan bepuk kuşunun her daim söyleyip durduğu pişmanlık hikayesi olduğuna inanılır.

    pepo !
    keko !
    kam kışt? (kim vurdu?)
    mı kışt. (ben vurdum.)
    kam şüt? (kim yıkadı?)
    mı şüt. (ben yıkadım.)
    kam kınıt? (kim gömdü?)
    mı kınıt. (ben gömdüm.)

    gerisi sessizliktir. pişmanlığın ardından başka ne gelir?
  • ermeni tehciri'nin hikayesini bizzat yore halkindan dinlemek icin tasi taragi toplayip varto'ya giden ingiliz yazar christopher de bellaigue'ye civar koylerden bir zaza bu kusun hikayesini (#9059212) anlatmis, ustune de demis ki: biz ve ermeniler hikayedeki kardesler gibiyiz. fakat biz oldurdugumuzu gomme nezaketini bile gostermedik.

    (bkz: rebel land)
  • bu kus hakkindaki efsane söyle bir seymis:

    pepuk kuşu efsanesi

    munzur dağı eteklerinde kış mevsiminin, etkisini yavaş yavaş kaybetmeye başladığı günlerde. baharın geleceğini muştulayan cemreler beklenir. sonunda cemre, hava ve topraktan sonra suya da düşer. hem de ateş topu bir sıcaklıkla.... su da hava gibi, toprak gibi ısınmaya, yaşam daha kolay, daha güzel yaşanılır olmaya başlar. cemre havanın güzelleşmesini, suyun ısınmasını ve toprakta gizlenen tohumların, bitkilerin, kuru ağaç dallarının, canlıların uyanmasına sebep olur. bir umut olur canlı cansız tüm varlıklara.

    cemre toprağa düştükten sonra bahar geliverir dağlara, ovalara, kırlara. ve ardından yüreklere. önce kardelenler, nergisler, süsenler (sosın) kaldırır bükülmüş boyunlarını gökyüzüne, ardından laleler, frezyalar, kır karanfilleri, kırkkanatlılar, yabangülleri. iç gıdıklayan kokularını etrafa yayarlar, renk renk ışıklarını sulara aksettirdiler.
    baharın gelmesiyle birlikte kuşlar daha bir neşeli öter, daha bir neşeli uçar gökyüzünde. dereler daha bir sevinçle akar, daha bir çoşkuyla eser rüzgar.
    her bahar nasırlı ellerin toprağa attığı tohumlar, yeniden yeşerme sürecine dönüşünce, doğa yeniden dirilir. bir serin şebnem, güneşin de etkisiyle kendini yeniden doğurur. derin uykusundan uyanır doğa. umutsuzluğu ortadan kaldırarak aydınlığını, güneşe yönelen gülüşlerini saçar evrene.
    kenger, karların erimesiyle yetişen en önemli bitkilerden biridir çocuklar için. bir taraftan soyulup yenilir, yemeği yapılır diğer yandan sakızı toplanır. kenger sakızıyla da meşhur bir bitkidir, üzerine türküler bile yakılmıştır. kengeri, önemli yapan bence tüm bunlardan da öte acıklı efsanesidir. farklı biçimde de olsa kengerin bittiği her yerde pepuk kuşu efsanesi bilinir ve çocuklara anlatılır...
    efsane, kimi yerlerde farklılık da gösterse, konu benzerdir. kimi yerde erkek kardeşin acısı anlatılır kimi yerde kız kardeşin acısı...
    nuri can

    pepuk kuşu efsanesi

    bir varmış bir yokmuş... vakti - zamanda anadolu’nun küçük bir dağ köyünde anne baba ile iki çoçuğu yaşarmış. çocuklarının biri erkek diğeri de kız imiş. bu ailenin herkesi imrendirecek derecede neşe, mutluluk ve sevinç içerisinde dilekleri gerçekleşir her şey gönüllerince olurmuş. oturdukları köyde gayet sevilen bu iki güzel çocuk da gün gelmiş cıvıl cıvıl kuş sesleri, kuzu meleyişleri, dere çağlayışları arasında mavi ve yeşilin alabildiğine uzandığı yaylaların güzelliği içinde, boylu boyunca dağların eteklerinde bulunan ağaçların gölgeleri ve serinliği içinde güle, oynaya, büyümüşler.

    taa ki günün birinde anneleri aniden rahatsızlaşıp ölünceye dek. bu durum,ailenin tüm neşesini, huzurunu, mutluluğunu üzüntüye çevirip yok etmiş. iki kardeş de artık eskisi gibi ne gülmüş ne de sevinip oynamışlar. her tarafa ağır bir yas ve sis bulutu çökmüş...

    bir müddet sonra evde aş pişirecek kimsesi olmadığı için babaları yeniden evlenmek zorunda kalmış. evlenmişte üvey anneleri kısır olduğu ve de çocuğu olmadığı için çocukları hiç sevmez, düşmanca davranırmış. fırsat buldukça kötülük eder, elinden gelen her zulmü yapmaktan geri durmazmış.
    hele babaları evden çıkınca vay haline çocukların, onlara türlü türlü eziyetler eder rahat yüzü göstermezmiş. çocukları gece gündüz çalıştırp, döver ve kimseye anlatmamaları için de korkuturmuş. zavallı çocuklar bütün bu kötülüklere rağmen yine de babaları üvey annelerinin yaptıklarına inanmaz diye çaresiz her eziyete katlanarak yaşamlarını sürdürme çabası gösterirmişler...

    babalarının yine evde olmadığı bir bahar günü, üvey anneleri iki kardeşe torba, bıçak ve kazma vererek,dağa kenger toplamaya gönderir . iki kardeş sabah erkenden evden ayrılarak kenger toplamak için dağın yolunu tutmuşlar. abla bir bir topladığı kengerleri kardeşinin sırtında taşıdığı torbaya koyarmış ve böylece de hava kararmaya başlayıncaya kadar kenger toplamışlar. artık köye dönmek üzereyken abla, kardeşinin sırtında taşıdığı torbanın dolup dolmadığını anlamak için torbayı yere indirip bakmışki ne görsün, torbada bir tek kenger yok. bu duruma şaşıran iki kardeş, ’sabahtan beri topladığımız kengerleri gizli gizli yedin değil mi?” biz şimdi eve nasıl döneriz? üvey annemiz bizi öldürür!.. ’ deyip çıkışmış kardeşine.

    kardeşi ise ’hayır abla, bana yemem için verdiğin bir tek kengerin dışında yemin olsun ki yemedim!’ demiş. ancak ablasını bir türlü inandıramamış. ’abla eğer hala bana inanmıyorsan istersen karnımı aç da bak!’ demiş. ablası almış bıçağı karnını yarmış bakmış ki kendisinin verdiği bir kengerin dışında midesi bomboş kardeşinin, meğerse kengerleri o yememiş!... kardeşi doğru söylemiş. kardeşinin karnını dikmeye çalışmışsa da kardeşi oracıkta ölmüş.

    gidip torbaya tekrar bakmışki torbanın dibi delik ve sabahtan bu yana topladıkları kengerlerin döküldüğünü anlamış. meğer üvey anneleri onlara (akşam kötülük etsin diye) dibi delik torbayı vermiş.

    kardeşine inanmamakla hata yapıp onun ölümüne sebep olan abla, bu acı ve vicdan azabıyla neye uğradığını şaşırmış ve orada bulunan pınarın suyuyla kardeşini yıkayıp ağlaya ağlaya gömüvemiş. gömütün yeri belli olsun diye de başucuna bir fidan dikmiş.

    eve döndüğünde kardeşini soran babasına. ’o biraz yoruldu oduncularla gelecek’ demiş. oduncular gelmiş, çocuk gelmemiş.
    - nahırla gelecek demiş.
    nahır da gelmiş, ama çocuk yine yok.
    - davarla gelecek.
    davar da gelmiş çocuk hala ortalada yok.
    genç kız bir yandan baba korkusu, diğer yandan vicdan azabıyla kıvrılmış,yanmış, tutuşmuş parça parça olmuş yüreği.

    kardeşine inanmamakla hata yapıp onun ölümüne sebep olan abla, bu acı ve vicdan azabıyla allah’a yalvarmaya, dua etmeye başlamış. ’allah’ım beni pepuk kuşu yap bu dağlara sal ki dünya döndükçe dağlardan dağlara kardeşim diye seslenip durayım!...“

    efsane bu ya o gece kızın dileği kabul olur, genç kız o gece allahtan, pepuk kuşu olmuş ve gidip kardeşinin başucundaki ağaca konup hep kardeşi için seslenip durmuş. ve işte o gün bu gündür bu kız, pepuk kuşu olarak dağlarda oradan oraya dolaşarak, kardeşini öldürdüğü için herkese kendini ihbar eder durur:
    her bahar mevsimi kengerin yerden bitmesi ile beraber pepuk kuşunun acıklı ötüşü de başlar.

    (zazaca)

    “phepu”
    “kheku”
    “kam kerd”
    “mı kerd”
    “kam kişt” (çişt)
    “mı kişt” (çişt)
    “kam şüt”
    “mı şüt”
    “ax! ax! ax!”

    (kürtçe)

    ’pepuu’
    “kekuu”
    “ke qir?”
    “mın qir”
    ’ke kuşt?’
    ’mın kuşt’
    ’ke şuşt?’
    ’mın şuşt’
    “ah! ah! ah!”

    (türkçe)

    ’pepuu’
    “kekuu” (baba)
    “kim yaptı?“
    “ben yaptım”
    ’kim öldürdü?’
    ’ben öldürdüm’
    ’kim yıkadı?’
    ’ben yıkadım’
    “vah! vah! vah!”

    dağlarda öten bu kuşun bu gün hala, kardeşini öldüren o genç kız olduğu söylencesi, erzincan’ın caferli köyü ve diğer çevre köylerde yaygın bir biçimde bu şekilde anlatılır... onun çıkardığı seslere bile acıklı bir ifade ve anlam yüklenmiş. çocukluğumda bunun bir efsane değil de gerçekten yaşanmış bir öykü olduğuna inanır ve o kuşa çok acırdım!...
    bu efsane hala doğunun bir çok yöresinde anlatılmaktadır. komşu illerde de aynı efsanenin değişik şekillerde anlatıldığı bilinmektedir. doğu illerinde yaşayan yaşlı genç hemen hemen herkes “pepuk kuşu” efsanesini farklı bir şekilde de olsa bilir.

    yazı ve resim nuri can
  • özkan küçükün kısa filminin adıdır. gün itibariyle uluslararası boğaziçi film festivalinde izledim. çok güzeldi, kurgu, görüntüler, müzik, oyuncular, hikaye... ağlamaktan içim çıktı, uzun zamandır bu kadar etkileyici bir eser izlememiştim. salondan da büyük alkış aldı. eve dönüp araştırdığımda gördüm ki zaten ödüllü kıymeti bilinen bir filmmiş; cannes ve duhor'da festivallerde gösterilmiş. rastlarsanız izleyin mutlaka.
  • ifsak kısa film festivali'nde gösterimi yapılacak filmdir. http://www.ifsak.org.tr/…ads/doc/2024-1/program.jpg
  • diyarbakır suriçi'nde fakir bir evde anneleriyle birlikte yaşayan ve babaları hapiste olan şilan ile erkek kardeşi azad'ın bir günlük hikayesinin, pepuk kuşu mitolojisi eşliğinde işlendiği kısa film. diyarbakır gökyüzünde dolaşan demirden kuşlar skorskylere inat, güvercinlere, özgürlüğe, azadlığa olan inancın filmi.
  • çok etkileyici bir efsane, çok da üzücü. her türden duyguyu içinde barındırıyor. okuyanlar da karman çorman olmuş paramparçalık hissi yaratan insana dair bu hikayeden payına düşeni fazlasıyla alıyorlar elbette...
  • (bkz: belengaz)