şükela:  tümü | bugün
  • kaptan ahab'in serefli gemisi.
  • (bkz: peugeot)
  • "ömrünüzde siz de çok tuhaf gemiler görmüşsünüzdür herhalde: küt burunlu yelkenliler, dağ gibi japon mavnaları, dört köşe kadırgalar, daha neler neler. ama inanın bana, bu acayip pequod'dan daha acayibini dünyada görmemişsinizdir. biçimi eski; büyük denemez; hani şu vahşi bir kuşun pençelerini andıran modası geçmiş gemiler vardır, onlardan. dört bir okyanusun kasırgalarında, limanlıklarında pişmiş, kaşarlanmış eski teknesinin rengi, önce mısır'da, sonra sibirya'da savaşan bir napolyon askerinin yüzü gibi tunçlaşmış. kellifelli pruvası, sakallı gibi. eski direkleri bir fırtınada koptuktan sonra, japon kıyılarında bir yerlerde yapılmış yeni direkleri, üç müneccim kralın belkemikleri gibi dimdik ayakta. güvertesi, becket'in bıçaklandığı canterbury katedralinin tapıla tapıla yıpranmış mermer döşeme taşları gibi aşınmış, buruş buruş. ama tüm bu eskiliklere, elli yıldır gördüğü yaman işin, yeni ve duyulmadık izleri de ekleniyor. başka bir gemiye geçmeden önce, pequod'da yıllarca ikinci kaptanlık eden ve şimdi emekli olan yaşlı kaptan peleg, bu geminin sahiplerinden biriydi. ikinci kaptanlığı sırasında , geminin acayipliğini büsbütün arttıran süsler yaptırmıştı her yanına. hem biçim, hem malzeme açısından öyle görülmedik süsler ki, benzerlerine ancak eski izlanda efsanelerinin kahramanı thorkill-hake'nin kalkanıyla döşeğinde rastlanır. boynu pırıl pırıl fildişi gerdanlıklarla ağırlaşan bir habeş imparatoru gibi süslenmişti bu gemi. baştan başa zafer anılarıyla doluydu. düşmanlarının kemiklerini takmış takıştırmış bir yamyam gemisiydi sanki. açık küpeşteleri, upuzun çene kemikleri gibi, güney balinalarının kocaman keskin dişleriyle donanmıştı çepeçevre. kenevirden kas ve sinirlerini bağlamak için oraya kakılmıştı bu dişler. karadan gelme aşağılık kazılıklara sarılacağı yerde, denizin kaygan fildişlerine tutturulmuştu ipleri, halatları. pequod, dümen olarak döner çemberi küçümsemiş, ezelden düşmanının alt çene kemiğinden yapılmış dar ve uzun tek kollu bir dümenle bezenmişti. bu dümeni fırtınada kullanan dümenci, azgın atının çenesini yakalayıp onu eliyle dizginleyen bir tatara dönerdi. soylu bir gemi, ama her nedense gene de mahzun ! bütün soylu şeyler de böyle değil midir ?"

    herman melville; moby dick; bölüm xvi: gemi; s.119-120. çeviri: mina urgan-sabahattin eyüboğlu
  • arthur c. clarke'ın a space odysseyde discovery adlı enkaza dönmüş uzay mekiğini benzettiği kurgusal gemi. walter curnow ve max brailovsky 9 yıl önce david bowman tarafından terk edilmiş olan discovery'nin içindeki çürümüş et kokusunu duyarlar. önce tiksinirler, sonra burnow'dan o güzel benzetme gelir: "tek yapmam gereken gözlerimi kapatmak. ve işte eski çağlardaki bir balina avı gemisindeyim. düşünsenize pequod nasıl kokuyordu acaba?"
  • (bkz: essex)
  • dünyanın üç okyanusunda da balina avlamış mükemmel gemi.