şükela:  tümü | bugün
157 entry daha
  • bir tür distopya diyebilirim. aslında iyi bir film ama tüm etkileyiciliği ne yazık ki ''aşk/sevgi'' kutsamasına kurban gitmiş biraz benim için.

    insanlar duyularını sırayla kaybetmeye başlıyorlar ve sebebi bilinmiyor. haliyle peşinden kaos da geliyor ama bir süre sonra, zaten yapacak başka bir şey de olmadığından, bu yeni duruma uyum sağlıyorlar. bunu çok gerçekçi buldum. insanların sahip olduklarıyla yeni hayatlar, daha genel düşünürsek, yeni bir dünya şekillendirmesi fikrini ve bunun yansıtılışını çok beğendim. tat ve koku duyusunun yitiminin ardından restoranda yemeklerin seslerinin önemsenmesi, kadehlerin çıkardıkları seslerin ön plana çıkması ya da duyma yetisinin kaybının ardından diskoda herkesin hoparlörün yanında diz çökmesi ve ondan gelen titreşimleri hissetme arzusu falan benim için muazzam detaylardı.

    aslında biraz acımasız bir eleştiri olur istediğimi bulamadığım için bu filme gömmek. çünkü sonuç olarak derdi belli olan ve derdini de gayet net şekilde seyirciye geçiren bir film. ne var ki bence gözümüzün önünde durduğu halde görmezden gelinerek başka şeye büründürülen bir ''aşk/sevgi'' tanımı görünce direkt soğuyorum bir filmden ya da kitaptan. aile kavramının önemine, aşka falan bir kutsama var filmde; ama bunlar önemli olduğundan değil, içinde bulunulan şartlar bunları önemli kıldığından önemli bunlar işte. şöyle düşünelim, 10 gün öncesine kadar hepimizin başka başka dertleri vardı, hayalleri vardı; şimdi ise tek arzumuz covid 19'un bizi ve yakınlarımızı bulmaması. bu hallolduktan sonra belki o hep gittiğimiz bardaki ilk içkimiz muazzam keyifli olacak ama ikinci üçüncü içki yine rutine bağlanacak. çünkü insan beyni böyle çalışıyor. bu bir eleştiri değil, bence de elimizdekilerin değerini bilelim tamam ama değerini bilmek gerekir diyerek de bilinebilecek bir şey değildir o değer. baya baya fizyolojik nedenlere bağlı bu. elimdekinin değerini bileyim ve çok mutlu olayım diyerek mutlu olamazsın. beynin, hormonların buna izin vermez. ama bence mutsuz olmayabilirsin bak, mutlu olmaya kıyasla mutsuz olmamak sana daha çok bağlı bir şeydir çünkü. bu söylediklerimin filmle alakası var; bir şeylere sahipken o şeylerin değerini, onları kaybettiğinde fark ettiğin kadar fark etmen mümkün değil. dolayısıyla bu film, fark edin, fark etmeniz lazım diyorsa kötü; geçici süre için de olsa size fark etmeniz için bir fırsat sunuyorum gibi daha mütevazı bir tavırdaysa iyi.

    daha net örneklersem; filmi izledikten sonra sevgilinizi koklayabilirsiniz, bu güzel bir an olur. ama hepimiz sevgililerimizi sürekli koklamalıyız gibi bir söylem kabul edersiniz ki salakçadır. ben nedense filmin bu salakça söyleme daha yakın durduğunu düşünüyorum ve bu yüzden başta dediğim şekilde düşünüyorum. bu söyleme kurban edilmiş birazcık bu güzel hikaye.
  • daha önce izlediğimde, yaklaşık 4-5 sene önce, bu kadar etkilenmemiştim. aksine sıkıldım ve "bu ne be" dedim, itiraf ediyorum. amma velakin içinde bulunduğumuz durum itibarıyla aşırı derecede etkilendim ve sanırım büyüdüm ve sanırım aşık olduğum için içim sızladı. başımı iki elimin arasına aldım, düşündüm. hayat kararsa da bitmiyor, bitemiyor. insan ölmediği sürece umut hep var.

    tanım: tavsiye edilen bir film.
2 entry daha