*

şükela:  tümü | bugün
  • aristoteles'in türkçe'ye 'gökyüzü üzerine'* olarak çevrilen fizik üzerine yapıtlarından kronolojik olarak fizik'ten sonra geleni. düşünür bu eserinde kozmolojisinin ana hatlarını açıklayıp, daha önce fizik'te temellendirmesini yaptığı pek çok doğa bilimsel kanunlarını şimdi de astronomisi üzerine uygulayarak sağlam bir evren tasvirine girişir. türkçe'ye yunanca aslından saffet babür çevirmiş olup, açıklayıcı nitelikte, özellikle ortaçağda tek tanrılı din sistemlerinin aristoteles'in fiziğini ve bu kitapta da ana unsur olan kozmolojisini kendilerince yorumlayıp deforme ederek, yüzyıllar boyu bilimin gelişmesini ne şekilde sekteye uğrattıklarına dair düşündürücü açılımlar getiren güzel de bir önsöz yazmıştır:

    "aristoteles (i.ö. 384-322) işe nereden başlamak gerektiğini çabuk, açık söyleyen düşünürlerden biri. bana önce 'nesne'yi gösterin diyor: 'o nesnenin neliğini, dolayısıyla var'ın çok anlamlı kullanıldığının farkında olarak varlıkla olan bağıntısını, o nesneye bize var dedirten ne, onu ancak o nesneye bakarak dile dökebilirim. dolayısıyla o nesneyi anlamlandırabilirim, onun tanımını yapabilir, anlamını başkalarına da iletebilirim. dilde bunun olanakları var, dilin bu olanakları ile kurduğum önermelerle ortaya koyacağım kanıtlar benim yardımcım'.

    öncelikle bu yardımcılarını 'nesne' olarak almış aristoteles, onu 'mantıkçı' yapan işte bu yardımcılarını nesne ettiği ettiği yapıtlarıdır, diyorlar felsefe tarihçileri. varlığı, bilimi, bilgiyi, doğayı, sanatı, hukuku, insanı... bu yardımcıları aracılığıyla 'nesne' olarak alıp anlamlandırıyor, bunların neliğini iletmeye çalışıyor. dilinin olanakları ile aristoteles nesnesine bakarken, kendisinden sonra gelecek olanlardan daha 'avantajlı'. gerçi onun zamanında da ideolojiler, inançlar insanların, nesne edindikleri şeye bakışlarını etkileyebiliyordu, ama aristoteles'in isa'dan önce yaşamasının, tek tanrılı dinlerin dogmalarının ya da ideolojilerinin dogmalarının insan aklının sınırları hakkında konuşabildiği dönemlerde, insanların aslında insan aklının almayacağı biçimde kendi akıllarını bile isteye bu dogmalarla sınırladıkları dönemlerde, bu sınırlamalara alıştıkları dönemlerde, hatta bunun başka türlü de olamayacağına inandıkları dönemlerde 'kurulan yapıları' yaşamamamanın avantajı ile bakıyor nesnesine. i.ö. 4. yy'da yazılmış olan 'gökyüzü üzerine' üzerine, ortaçağda 15. yüzyıla değin soru sorulamamış, çünkü 'hakikate' upuygun sayılmış: sınırlı bir evren, bütün gökcisimlerinin yeryüzü çevresinde döndüğü, sınırlanmış bir evren. gökyüzü ile yeryüzü arasında hem yapıca hem de yasaca ayrılıklar olan (dinsel dogmanın 'çevirisiyle', varlığı özünü kuşattığından ötürü zorunlu olan, dolayısıyla kendisine ait yasaları olan tanrısal varlıkları alanı ile, olmaları ya da olmamaları olanaklı olan, daha doğrusu olmasa da pek bir şey değişmeyen, insanın da içinde bulunduğu doğal varlık alanı) bir evren kuramı ortaçağ düşünce yapısına iyi otur(tul)muştu.

    bu yapının çözülmeye yüz tuttuğu dönemin başında ilk soru cusanus'tan geliyordu: 'yeryüzü merkez olmayabilir mi?' sorusu copernicus'a ilham verecek, yer ile güneş'in yerleri değiştirilecek, kepler gökyüzü cisimlerinin yörüngelerinin dairesel olmadığını göstermeye çalışacak. galilei yeni gözlem araçlarının olanaklarıyla yeni gökcisimlerinin bulunabileceğini insanlara anlatmaya çalışacak, giordano bruno evrenin sonsuz olduğu yollu görüşlerini coşkuyla dile getirecektir. insanın kendine, yeniden ben kimim diye sorduğu, bilgi ne, varlık ne, bilim ne diye yeniden sorduğu dönemden bir kaç kişidir bu saydıklarım. bu kişilerin bu sorulara verdiği yanıtlarla aristoteles'in bu soruya verdiği yanıtlar farklı değildir, ama ortaçağ dogmasının verdiği yanıtlar bambaşkadır; inançlarını ele aldıkları nesneye bakışlarına karıştırmamaları açısından bakıldıkta ise, aristoteles'in tutumu ile copernicus'un, galilei'nin, kepler'in, bruno'nun tutumu arasında pek fark olduğu söylenemez, 'ortaçağ bakışı'nın ölçütleri ise belli. öyleyse niçin copernicus aristoteles'in evren kuramında değişiklik içeren yapıtını yayımlamak için o denli tereddüt etmiş; galilei aristoteles kuramına karşı copernicus'un görüşlerini destekleyen hesaplamaları, savları yüzünden hesap vermek zorunda kalmış, niçin giordano bruno roma'da yakılmıştır?

    bu soruların yanıtları elinizdeki yapıtta yok. ama şunlar var: evren doğmamıştır, oluşmamıştır, oluşturulmamıştır, yaratılmamıştır; yok da olmaz. doğayı açıklamaya çalışıyorsanız, doğaya bakmanız gerekir, doğayı doğaya göre açıklamanız gerekir. doğal nesnelerin ilkelerini bulmak istiyorsanız, duyulur ilkeler, duyu organlarının verdikleriyle çelişmeyecek ilkeler bulmalısınız. çünkü duyulur cisimlerin ilkeleri duyulur olmak zorundadır. aristoteles fizikten sonra yazdıklarında bilimlerin ayrımını yaparken, teorik bilimler arasında, devinim (durma) ilkesini kendinde taşıyan ve ayrı başına varolan varlıkları nesne edinen alana phsike adını veriyor. bu alanın teorik altyapısının temelini attığı fizik adlı yapıtında ise merkeze duyulur olan cismi alıyor, sonra temel fizik kavramlarını teker teker bu merkeze bağlı olarak, buna 'göre' ele alıyor. çünkü onların her biri o duyulur cisim varolduğu için vardır. devinim vardır, ama devinen belli bir nesne olmazsa, kendi başına bir devinim yoktur, dolayısıyla her zaman bir cismin devinimi vardır. yer vardır, ama kendi başına yer diye bir şey yoktur, bir cismin yeri vardır; cisimden bağımsız yer olamaz, dolayısıyla cisimden bağımsız yer anlamına gelen boşluk da yoktur. zaman vardır, ama ancak devinim varsa, çünkü zaman yalnızca devinimin ölçüsüdür. cisimsel büyüklük olarak sonsuzluk varolamaz, olsa olsa hiç gerçeklik, etkinlik halinde varolmayacak şekilde, ancak olanak halinde vardır. aristoteles'in zaman ve uzamın göreliliği temellendirmesi, saltık anlamda zaman ve yer olamayacağı temellendirmesi herhalde çağımız fiziğinin babalarına ilham vermiştir.

    işte gökyüzü üzerine adlı yapıtı, fizik'te belirlenen bu gibi kavramların yardımıyla görünen dünyanın açıklanması çalışması, aristoteles'in hemen bütün yapıtlarındaki ortak özellikten ötürü, yani metinlerin düşünürün kendisi tarafından yayımlanmaması, i.ö. 1. yy'da ilk kez genel olarak derlenmesi, sınıflanması, konulara göre adlandırılması, daha sonraki dönemlerde özellikle de ortaçağda büyük bir olasılıkla üzerlerinde değişiklikler yapılması, araya ona ait olmayan metinler katılması yüzünden, gökyüzü üzerine adlı yapıtta da beklenmedik konu değişmeleri, tekrarlar, aristoteles'e ait olması pek kuşkulu yerler var. bütün bunlarla ilgili olarak filologlar ve filozoflar ayrıntılı çalışmalar yapmışlar, yapıyorlar. yapıtı okurken bütün bunları hesaba katmak gerekiyor.

    çevirimde, d.j. allan'ın saptadığı, bu kitapta karşılıklı basılan yunanca metni kullandım. çevirimi olof gigon'un almanca çevirisiyle karşılaştırarak yürüttüm. notların bir kısmında şu yapıttan yararlandım: aristotele, opere 3, fisica, del cielo, laterza 1991. metnin içinde geçen şekillerde karışıklığa yol açmamak için yunanca harfleri olduğu gibi bıraktım, dolayısıyla bu harflerden sonra türkçe ses uyumuna göre ekler yunanca harflerin okunuşuna göre konmuştur.

    saffet babür, eylül 1997, münster"
  • (bkz: de caelo)