*

şükela:  tümü | bugün
  • kalb haricindeki dokuların ve organların, kalbin önünde oluşturduğu direnç.

    tansiyonu yüksek olan birine şunları yazmıştım, yitip gitmesine gönlüm razı olmadı. belki bi başka birinin daha işine yarar.

    sizin tansiyonunuzu bir kardiyolog mu takip ediyordu?
    bir dahaki kontrole gittiğinizde, bu 130'a 76 mevzuundan, 125'e 85 mevzuundan bahsedin. 125'e 85, borderline gibi biliyosunuz.

    hayat tarzınızda yaptığınız değişiklikleri, doktorun kafasını karıştırmadan basit maddeler halinde sıralayın,
    kolayı bıraktım
    diyetimi şundan şuna değiştirdim
    eskiden hiç hareket etmezken, günde ... dk yürür oldum.

    gibi...

    belki gene abpm takmak ve doz ayarlamasına gitmek isteyebilir.

    ayrıca sizden bir konuda çok çok özür dileyerek şu linki vermek istiyorum:

    http://www.nhlbi.nih.gov/…/public/heart/hbp_low.pdf

    bunu size yollamayı unutmuşum ben.

    nıh, amerika'daki ennnnn önemli devlet sağlık kuruluşu.
    cdc de var ama o daha çok bulaşıcı hastalıklara bakıyo.
    açılımları da, national ınstitute of health ve center of disease control.
    nih.gov uzantılı bir siteden okuyacaklarınıza güvenebilirsiniz. ben 11 senedir bu ülkede yaşıyorum ve 'bilgi'nin doğruluğu, kalitesi, gerçekliği konusunda ne kadar manyak olduklarına hergün şahit oluyorum.

    o diyeti de ne kadar takip edebilirseniz artık...

    ama size söz veriyorum. bu tempoyla giderseniz, 2017 mayıs'ına ilaçsız gireceksiniz. uzun yürüyüş, şu anda bilmediğim başka bir mekanizma üzerinden tansiyonu düşürüyor. hani nabzınız yavaşladı ya, o da bu tablonun bir parçasıdır heralde. mesela atletlerin nabızları, dakikada 50 civarında atıyor diye biliyorum.

    nabız sayısının yani 1 dakikada kalbin atış sayısının yüksek olması ne demek, düşük olması ne demek?

    yüksek olması: kalb, vücuttaki diğer dokulara yeterince oksijen gönderemiyo, onun için de var gücüyle çabalıyo demek. azalması ne demek? kalb rahatlamış, rölantiye almış kendini. rölantide bile yetişebiliyo o işe. neden peki? çünkü siz nabzınızı istirahat halindeyken, otururken sayıyosunuz. kalbi de sürekli yürümeye alıştırmışsınız. işleyen demir ışıldar misali, güzel antrenman yaptırmışsınız kalbinize. kalbinizin önünde bi yük var demiştik. neydi o yük? fıskıyeye su götüren hortuma, ayağıyla basan zalim adam, yani küçük tansiyon ve bir de, fıskıye sayısının çok olması yani vücuttaki fazla yağ dokusu. bunun tıptaki adı periferik rezistans. kardiyolojik dilde, merkez, kalb, diğer bütün çevre de perifer olarak tarif edilir. kardiyolojik dilde, beyin, yani insanın merkezi bile, çevre yani periferik dokudur. periferik rezistansı ise, çevre dokuların yani kalbin kan pompalamaya çalıştığı dokuların, kalbin üzerine yüklediği yük ve pompaya basan zalim adam yani küçük tansiyonun karışımı gibi düşünün. peki o küçük tansiyonu oluşturan ne? hidrostatik basınç. yani kalb kasılmamışken, gevşek haldeyken kanın, damar iç çeperine yaptığı basınç. tıpkı, denize dalan dalgıcın hissettiği su basıncı gibi. işte kalbe asıl yük getiren önemli faktörlerden biri o! yani durağan haldeyken, kalb hiç atmasa bile, kanınız, damar iç çeperine 85 mm yüksekliğinde ve 10 mm çapında bir civa sütununun ağırlığı kadar basınç yapıyor demek. kalbin kasılmasına sistol, gevşemesine diastol dendiği için, o küçük tansiyonun adı, diastolik tansiyon. büyük tansiyonun adı da sistolik tansiyon. sistol sırasında, yani kalb kasıldığında, o halihazırda mevcut diastolik basıncı da yenerek, perifer dokulara kan pompalamaya çalışıyor. diastolik basınç yani küçük tansiyon yüksek oldukça, bu işi yapmakta zorlanıyor kalb. daha çok kasılayım, daha çok kasılayım derken, tıpkı body buildingcilerin tuhaf kolları gibi büyüyor kalb kası. koldaki de kas, kalbteki de kas. koldakinin büyümesine de hipertrofi deniyor, kalbtekinin büyümesine de. kalb hipertrofisine neden oluyor bu yüksek diastolik tansiyonu düşürmezseniz. tabii bu yıllar içinde gelişen bir durum.
    ah ne güzel! çok kuvvetli bir kalbim var! diyemiyoruz ne yazık ki. çünkü hipertrofinin bir sonraki aşaması, kalb kasının 'folloş' olması. kendini koyvermesi artık. ona da kalb yetmezliği diyoruz. maalesef, body buildingcilerin kolları gibi, kalbleri de öyle büyüyor. ama bunu bilerek mi yapıyolar, yoksa bilmeden mi yapıyolar o işi, o kadarını bilmiyorum. peki en önemli perifer doku ne? tabii ki beyin. 2 dakika oksijensiz kalırsa, gangren oluyo, nekroze oluyo, bildiğiniz kömürleşiyo ve geri dönüşsüz şekide ölüyo.
    peki en önemsiz ve gereksiz perifer doku ne? fazla yağ.
    neden? sizin de daha önce tarif ettiğiniz gibi, üzerimizde fazladan 30 kilo yükle yürüdüğümüz, merdiven çıktığımız, kalbimize o hamallığı, 'fiziksel iş'i yaptırdığımız yetmiyomuş gibi, bi de üstüne üstlük, o dokuyu oksijenle beslesin diye, milyonlarca ilave kılcal damar oluşturmak zorundayız. hani, orda bi köy var uzakta, gitmesek de gelmesek de demeyle olmuyo, o köy yol istiyo, yiyecek istiyo, su istiyo, elektrik, sağlık hizmeti istiyo ya, işte o yağ dokusu da, oksijenimi getir, kardondioksitimi götür hizmeti bekliyo kalbten. fazlalık yağ dokusunun herrrrr bir hücresine bu hizmet verilmek zorunda. aksi takdirde o hücreler gangren ya da nekroze olur, ölür.
    eh, kılcal damar ilavesi, milyonlarca kılcal damar ilavesi ne demek? bu arada kılcal damarın da tarifini yapalım: kandaki alyuvarlar yani kırmızı kan hücreleri yani eritrositler, dokulara oksijen taşır. çünkü demir var içlerinde. çünkü hemoglobin var. oksijeni akciğerden alıp çevre dokulara taşıyan da, karbondioksiti çevre dokulardan alıp akciğere geri getiren de, hemoglobin molekülü. o molekül de, alyuvarlara binip seyahat ediyor. alyuvarın çapı 7 mikron diye hatırılıyorum. yani 0,007 milimetre.
    kılcal damarlar öyle kılcal ki, alyuvarlar, bazı yerlerinden üçer beşer gruplar halinde bile geçemiyolar o boruların. tek tek sıraya girip geçiyolar. yani buradan, kılcal damarın en kılcalının çapının, 7 mikron civarında olabileceğini sallayabiliriz destekli olarak. bu kadar kılcal olunca ve bu kadar fazla olunca, o gereksiz dokuları beslemek için oluşmuş o gereksiz damarlar, damlaya damlaya göl olur'daki 'birikimin gücü' nedeniyle, periferik rezistansı yani çevre dokuların, kalbe karşı direncini arttırıyolar. kalbin önünde yenmesi gereken yük artıyo. kalbi merkez posta dağıtım ve işleme merkezi gibi düşünün. 10 bin köye mektup ve kargo göndermek mi kolay olur, 40 bin köye göndermek mi? merkez hangisinde daha rahat eder? aynen o hesap!
    bunları üzülmeniz için anlatmıyorum. bilakis sevinmeniz için anlatıyorum. çünkü doğru yolu, tam zamanında buldunuz.