şükela:  tümü | bugün
  • 3 defa izlediğim ve "kendi vatanını karalama/batıya yaranma" gayretinden en küçük bir parça bile görmediğim film. aksine persepolis'in çok naif bir eleştirel tutumu olduğunu düşünüyorum batı kültürüne karşı, hatta o kadar ironik, o kadar mizah yüklü ki bu ayrıntılar insan "ne kadar da iyi gözlem yapılmış" diye düşünmeden edemiyor. marjane'nın hastalıktan ölmenin eşiğinden dönmesi buna en iyi örnek. iran'da ya da türkiye'de hastalıktan ve yalnızlıktan sokakta ölmezsiniz ama batıda kimse gözünüzün yaşına bakmaz, bu bir gerçek. bunun gibi örnekler çoğaltılabilir... iran kültürününün yüceltildiği noktalar da çok, ben ne haksız bir kötüleme ne de haksız bir yüceltme gördüm filmde. yergi/övgü dengesi gayet iyi tutturulmuş. ayrıca iran devrimi'ne dair umutlara ve devrimden sonra ortaya çıkan gerçekliğe de ölçülü, gerçekçi ve nesnel bir bakış var persepolis'te.

    velhasıl çok güzel filmdir...bir de o ninenin yaseminleri yok mu...
  • bugün ilk defa izledigim ve "ülkende hoşuna gitmeyen şeyleri haklı haksız kötüle ve batı'nın kucağına atıl/sığın" düsüncesini sergileyen hic bir sey bulamadigim filmdir. ben bu filmde ne gördüm, biraz kendimi gördüm, biraz türkiye´yi gördüm, biraz yasadigim viyana sehrini gördüm, biraz da kendi ailemi, özellikle de kaybettigim anneannemi gördüm. iran´da cocuklugunu gecirmis ve avrupa´da yasamina devam etmis marjane satrapinin hala arada kalmisligini gördüm. burada senelerdir yasayip da hala bir takim seylere alisamamis, alismamis bir cok arkadasimi gördüm. biraz naif, biraz basit ama cok dürüst, cok güzel bir film persepolis. batiya yaranmayla da en ufak bir alakasi yok. iran´i kötülemeyi birak, bilakis tanimadigimiz yönlerini gösteren, hatta bir sahnesinde türkiye´yi bile pozitif gösteren bir film.
  • filmde 1970'lerden başlayarak islam devriminin motifleri, seviyeleri ve halkın etkilenişi çok iyi anlatılmakta..
    batı'nın doğu'ya bakışı ve batı'da doğulu olmak, kadınların durumu ve tabi ki rejim içinde muhalif olmak..
    hepsinden öte doğru insan olmanın erdemi filmde vurgulanan küçük parçacıklardan bir diğeri..

    ---------------burdan ötesi için bir bariyer koyalım--------------------------------
    film'in içerisinde kızımızın şah döneminin sonunda ve islam devriminin başlangıcındaki hikayesini yaşıyoruz,
    tahran'daki yurdundan nasıl kaçmak zorunda kaldığını,
    batıyla karşılaşışını ve günümüz gençliğinde çokca görülen boş-beleş ünversite öğrenci tipinin çok iyi bir yansıtılışını görüyoruz..
    daha sonra viyana'da yaşadığı olaylar, iranlı olduğu için başına gelenler falan filan..
    daha sonra ise tahran'a geri dönüyor ve baskı rejimiyle mücadelesini izliyoruz..
    dik durabilen bir kız modeli çiziyor bizlere kendine, eye of the tiger'a çok güzel bir de cover yapıyor filmde..
    -----------bariyeri kaldıralım-------------------------------------------------------------

    filmin içeriğini bırakıp biraz eleştiri kısmına gelirsek:
    batıyı eleştirmeye çalışan film yine de büyük eksiklere sahip..
    en azından objektif olunmaya çalışılmış diyebiliriz fakat yine de tam anlamıyla iranın ve iranlının yaşadığı ve yaşayabileceği sosyolojik psikoloji yansıtılmamış, bundan dolayı da tipik batılı maddi düşünceyle anlamlılaştırılmaya çalışılmış..
    film bu noktada devrimin etkilerinin hızlılaşmasında halkın inançlarını suçlamış, ki bu yanlış bence, çünkü tabuların ve baskının sonucunda gerçekleşen bir dönüşüm sözkonusu..
    herneyse, persepolis eşine az rastlanır türde bir film, kutluyoruz..

    anlatamadım yeterince, ama anlatamamak daha iyi bence, çünkü her karesinde farklı bir başka güzellik vardı..

    hah tabi ki, bir türk olarak da yaşayacaklarımız hakkında fikir sahibi olmak çok güzel..
    mesela başhekim'in eski camcı olması bana iett'deki skandalı hatırlattı..;

    filmin başında da atatürk'ün isminin modernleştirici olarak geçmesi çok hoş..
  • seyrederken zaman zaman la faute a fidel'i hatirlatan film. burjuva cocuklari, cocuk gozunden devrim, zorluklari, degisim... olaylarin cografyasi, gidisati, yasanan zorluklarin derecesi farkli olabilir ama ikisi de oz cocugumuzdur. kiyaslama yapmayim.
  • hani filmler vardır içinde kendinizi bulursunuz, sizden, sizin inandıklarınızdan, sizin hareketlerinizden bir parça... bu korku filmi veya psikolojik gerilimse vay halinize, ben the sixth sense'den sonra bir daha ışıklar kapalı uyuyamadım...

    işte persepolis tam böyle bir film, herkes -kime, neye inandığından bağımsız- kendinden bir görüntü yakalayabilir... ben hem ilk gençlik günlerimden, hem bugünümden hem de korkarım ki geleceğimden görüntüler gördüm.

    düşündürten bir film, hayatınızı gözden geçirtiyor... hayır sizin kişisel hayatınızı değil, sosyal hayatınızı, yaşadığınız ve gördüğünüz çevreyi düşündürtüyor. geçmişten görüntüler/ kesitler geliyor gözünüzün önüne... psikolojik gerilim olarak sınıflandırılmamış ama bazı kişilik ve bünyeler üzerinde ciddi gerilime yol açabilir... ya biz de böyle olursak, sanırım aynı yoldan ilerliyoruz, bize de böyle olmuyor mu yavaş yavaş, biz de bu evreyi geçirdik... gibi sorularla sıkça gerilebilirsiniz izlerken.

    izledikten sonra da devam edebilecek yan etkiler bunlar. şahsen geçenlerde eski bir fotoğraf albümüne bakarken annem ve arkadaşlarının 19 mayıs kıyafetlerini gördüm, oldukça iddalı, kısa etekler falan.... sonra kendi 19 mayıs resimlerime baktım, etekler uzamış... üşenmedim bu yılın 19 mayıs kıyafetlerini buldum internetten, neredeyse uzun etek giymişler bu yıl! bu modadandır di mi? moda moda... şimdilik böyle olduğunu umalım.
  • bi akşam ailece izledikten sonra babam tarafından "oğlum bu ne yahu eğitici öğretici film gibi? biz bunları yaşayarak gördük. biraz zayıf kalmış. daha etkileyici bişey yok muydu?" şeklinde yorumlanıp dumura uğramama vesile olan başyapıt.
  • filmin atatürk'le başlaması ve sonunun günümüzde de görünüyor olması neticesinde; insanın içinde "bu film tayyip'le biter mi lan" şeklinde soru işaretleri ve kafasında "hayır" diye dikilmiş ünlemler bırakan filmdir.

    iran'ın türkiye ile çok benzer anıları var üstelik; zamanında çok uluslu ve çok geniş bir coğrafyaya hükmeden bir imparatorluk olması ve kurtuluş şehitlerini, zamanla cumhuriyet, demokrasi ve devrim bilincini yitirmiş gençleri barındırması. insan ister istemez "acaba" diyor. çok çok yakın ve henüz geçmemiş bir gerçekleri de var ki halen cumhur sıfatı ile başkanlık etmekte.

    üstüne entry ile eş zamanlı hafta içersinde, msgsü rıhtımında bir grup güvenlik elemanın "alkol artık yasak. burada bira içemezsiniz. cuma'dan sonra içenler hakkında tutanak tutulacak ve ceza alacaklar" diye çıkışması gözümün önüne vuku bulunca, flash forward ile filmde gizlice toplanan gençler olarak gördüm kendimi. 2 dakika 17 saniye sonra uyandığımdaysa geleceği değiştirebilecek olduğumuza, seçeneklerden birine boyun eğmek yerine seçim yapmamız gerektiğine inancım tamdı. türkiye hiç bir zaman bir iran olmaycaktır. sağ, sol, türk, kürt, alevi, sünni, ermeni, rum... bu ülkeye dayatılan hiç bir ikilik, hiç bir zaman dayatanların pay kapması için yorgun düşmemizi sağlayacak kadar olamaycaktır, demokrasiyi teröre ve yozluğa alet etmediğimiz sürece.
    seçim sizin

    bu noktada nedense bu şarkı geldi aklıma; (bkz: kargaların kargaşası)

    "ama umudun gittiği seferden dönecektir yakında
    onu her an beklemek inanki bal tadında
    bu kuş konacak elbet bir gün bir dostun yurduna
    kalp evinin anahtarlığını koyma düşmanın avcuna
    ellerimi siper ettim gözlerim artık göremezlerim
    görünmekten aciz olanlardan artık habersizim"
  • iran ile ailevi bagları olan biri olarak şah zamanı iranı annem ve dedemden dinleyerek büyüdüm. devrim olduktan sonra ise iranı oradan gelebilen yakınlarımızdan dinlemiştim. film marjane satrapi'nin gözünden anlatılıyor ki kendisi iran azerisidir ve şahlık pehlevilerden önce azerilerin elindeydi. tum anlatılanlar o zamanlarda orada bulunan dedem ve annemin dedikleriyle o kadar çok örtüşüyor ki ben bizim ailenin hikayesi anlatılıyor sandım... gözlerimi buğulandıran bir film...
  • kamil koçun istanbul-ankara rahat hat seferlerinde izleme olanağı bulunabilecek bir film.
    belki insanlar çizgi film zannedip ilgilenirler de izlerler, öğrenirler.

    sonra mevsim değişir akdeniz olur.