şükela:  tümü | bugün
  • "laugesen şair değildir
    diye yazdılar otuz yıl önce
    şimdi de
    laugesen oyun yazarı değildir
    diye yazıyorlar
    elbette hakları var
    laugesen hiçbir şey değildir
    şair ya da oyun yazarı olmadan
    danimarka akademisi'nin
    üyesi olabildiğine göre
    niçin başka bir şey olsun ki
    turnayı gözünden vurmuştur laugesen
    işte o kadar
    (hem de saçmasız fişekle
    onda başka türlüsü yok çünkü)
    uslu bir delikanlı olduğu için
    ancak gerekeni yapar laugesen
    ve dünyanın hiçbir zaman
    istediği gibi olmayacağını
    iyi bildiğinden
    hiçbir şeyi de iplemez
    görebildiğini görmüş
    yapabildiğini yapmıştır çünkü
    ve onun yaşındakilerin
    bildiği gibi
    laugesen de bilir ki
    işemek zordur aşağıdan
    kendi gömüt taşına
    hele bir de laugesen yazılıysa
    o taşın üstünde
    so what."

    dizelerinin sahibi olan, sincabın sakladığı sözcükler adında ve seçme şiirlerden oluşan bir kitabıyla tanıdığım, şahsına münhasır şair.

    madem bugüne dek kendisi hakkında hiç kimse tek kelime yazmamış sözlük'te, öyleyse bu boşluğu tamamlamak için bu danimarkalı özgün şairi ben tanıtmak istiyorum uzun uzun.

    sincabın sakladığı sözcükler'in ön sözünden alıntı yapıyorum:

    "çağdaş danimarka şiirinin özgün temsilcilerinden biri olan peter laugesen 1942 yılında kopenhag'da doğdu. ne var ki başkente bir türlü ısınamadığı için uzun zamandır cutland yarımadasındaki doğaya yakın brabrand adlı taşra kasabasında yaşamaktadır. bunun nedeni laugesen'in gerçek bir doğa insanı olmasıdır. bir şiirinde kendisi de aynı şeyi söylüyor: 'otların nasıl büyüdüğünü / rüzgarın nasıl estiğini / bildiğim yerlerde / oturuyorum en çok.'

    1960'ların sonuna doğru ve 1970'lerde yayınlanan şiir kitapları laugesen'i danimarka şiirinde önemli avantgardiste'lerden biri konumuna yerleştirmiştir. amerikalı beat kuşağı şairlerinin, rimbaud ile başlayarak gökçeyazın alanında boy gösteren yenilikçi şairlerin ve yapısalcılık sonrası gökçeyazın kuramının bir uzantısı olan laugesen, şiirlerinde batı bağlamında uluslararası bir yaklaşım sergiler. batılı şair ve yazarlardan alıntıları da içeren kitaplarının alışılmamış türden diyebileceğimiz yapısal görünümü anarşist bir anlayışın örneğidir. şiirlerinin pek çoğu başlıksızdır; şiir kitaplarının hiçbirinde 'içindekiler' çizelgesi yoktur.

    peter laugesen otomatik yazı, ölçülü uyaklı şiir, anlamsız şiir, bilgece şiir, felsefi şiir, aşk şiiri, doğa şiiri vb her tür şiir yazmıştır/yazmaktadır. kitaplarında sayfalar dolduran şiirlerin arasına sık sık ikişer üçer dizelik haiku benzeri şiirler serpiştirir. kimi şiirlerinin biçemi dağınık, kimi şiirlerininse derli topludur. kimi şiirlerinde düzeltmeler yapmaz, ilk yazıldıkları biçimde bırakır. bu tür şiirlerde, şiirin yazılış sürecinde şairin yaşadığı heyecanı okurun paylaşabilmesi apayrı bir yaşantıdır.

    şiir yazmak laugesen için, 'şiirin ayaklarıyla ancak / bulabilirim evin yolunu' ya da 'yazmayı sürdürmek, her gün, her gece. işte hepsi bu' diyebilecek kadar bir yaşam biçimi olmuştur. bu yüzden de bütün olarak laugesen'in şiirini ele alırsak bir günce niteliği taşıdığını görürüz. yaşamın akışı içinde şairin kendi yaşantılarından, gözlemlerinden, okuduklarından, düşündüklerinden kaynaklanan, nerdeyse günü gününe şiir biçiminde yazıya geçirilmiş bir tanıklık, bir belge: işte laugesen'in şiiri!

    1992 yılında danimarka akademisi büyük ödülü'ne (det danske akademis store pris) layık görülen peter laugesen 1997 yılında akademi üyeliğine seçilmiştir."

    ***

    ayrıca, çevirmen, laugesen'e türk okurlara kendisini nasıl tanıtacağını sorduğunda laugesen şöyle demiş:

    "çocukluğum gökçeyazınla ilgisi olmayan bir çevrede geçti. ama ben hep bir şeyler yazdığım için, başlangıçta, şair değil, gazete yazarı olmak istiyordum, çünkü en eğlenceli sözcükler ve günlük dildeki beklenmedik dilsel patlamalar sporla ilgili yazılardaydı - hiç değilse klaus rifbjerg ile kafadarları 1950'lerde yenilikçi akımı başlatıncaya kadar danimarka şiiri bunlardan bütünüyle yoksundu.

    danimarka şiirindeki yenilikçi akımla, lise yıllarında, yüksek öğrenim görmüş kültürlü ailelerden gelen arkadaşlarım aracılığıyla tanıştıysam da ingilizce yazılan yenilikçi şiiri benimsedim ilkin. dylan thomas'ın gramofon plakları bana esin kaynağı oldu. bunu jack kerouac ve allen ginsberg izledi: bu bütünüyle yenilikçi iki şair, daha o zamandan içime yerleşmiş olan ve benim dilimle konuşmanın özlemini çeken bir dille yazıyorlardı. ama bu şairlerden önce ezra pound , william carlos williams ve william faulkner de beni etkilemişti.

    burada yalnız başlıca esin kaynaklarımıın adını anıyorum, onların yanı sıra daha başkaları da var/vardı.

    ayrıca beat kuşağı yazarları, yenilikçi fransız şairleri - özellikle antonin artaud; aynı zamanda gerçeküstücü şairler ve onlardan önceki alman dadacılar. 20. yüzyılın bir numaralı avantgarde akımı olan dada zürich'in kurucusu hugo ball yaşamım boyunca bana eşlik etmiştir. onun hayalperest tenderanda'sını ve antonin artaud'nun şiirlerinden seçtiklerimi dancaya çevirdim.

    ilk şiirim 1962'de yayınlandı, ilk şiir kitabım manzara'yı ise bir yayınevi değil, ben kendim yayınladım. fransa'da gelişen yapısalcılık akımıyla ve gregory bateson gibi yazarların kitaplarından ve çığır açan tel quel dergisinde yayınlanan şiir ve düzyazılardan izlediğim semiotik düşünce modelleriyle de ilgileniyordum artık.

    amaç hem benim hem de küresel anlamda benim kuşağımın her günkü yaşantılarını anlatabilecek bir dil bulmaktı.

    şiirde ve kimileri bilmez ama düzyazıda da kesinlikle gereken ritmik öğeyi ben (biz) amerikan caz müziğinde, daha sonra da ilkin beat, sonraları rock denilen müziğin kimi kesimlerinde buldum (bulduk). hemen hemen anlatılamayanın vokal müzikteki temsilcileri arasında maurizio kagel'i, john cage'i, luciano berio'yu anabilirim. daha sonraları da dünya müziği denilen müzik şu gerçeği kanıtladı: müzik de şiir gibidir, evrensel olabilmek için yerel olabilir.

    benim şiir kitaplarımın her biri, küçükçe ya da büyükçe bir explosion ya da bir implosion'dur. kimi kitaplarıma her şeyin girmesi için çaba gösterilmiştir. bu kitaplarda uygulanan ölçek yalnızca metnin yazılabilmiş olmasıdır. öteki kitaplarımda ise, bunun tam karşıtı olarak, yavaş yaval ve bıktırıcı bir yazma biçimi söz konusudur.

    şiirlerimin modeli: kulağın duyduğu konuşulan dil ve gözün gördüğü basılmış metnin görünüşüdür.

    yani: şu andır."

    ***

    ayrıca kitapta yer alan, laugesen'in kendisiyle veya şairliğiyle ilgili bazı dizeler şöyle:

    "şiir hiçbir şeyin başka türlü olamayacağı yerde başlar."

    "şairler cennetin çocukları, cehennemin melekleridirler."

    "tek gerçek şiirsel duygu derin hüzündür.
    onun içinde tomurcuklanır gülümseme,
    gözyaşı olur damlar kahkaha."

    laugesen'in şöyle de bir "ermişler listesi" var:

    "ermişler

    shakespeare
    joyce
    beckett
    artaud
    baudelaire
    mallarmé
    rimbaud
    hölderlin
    dostoyevski
    diderot
    faulkner
    dickinson
    benjamin
    brecht
    benn
    poe
    caroll
    williams
    pound"