şükela:  tümü | bugün
  • adelbert von chamissonun uzun öyküsü. kolektif kitap'tan murat özbank çeivirisiyle 2014 yılında çıkmış. 98 sayfa.
    ıtalo calvino okur gibi okunan, bir nevi yetişkin masalı.
  • ikiyüzyıl önce yazılan

    --- spoiler ---

    şeytan'a gölgesini satan bir adamın toplum tarafından dışlanmasının ve çektiği ızdırapların öyküsü
    --- spoiler ---
  • fantastik bir öykü okumak isteyenler biçilmiş bir kaftan.

    konusu:
    - "bu cüretkâr teklifim için lütfen beni bağışlayın ama acaba bu gölgenizi bana satmayı düşünür müydünüz?"

    gölgeyi satın almayı düşünen gri redingotlu adamın cebi de teklifi gibi muazzamdır:

    - "bir düşün, tanrı aşkına! içinden bir cüzdan, bir dürbün, yirmi adım uzunluğunda ve on adım genişliğinde sırma işli bir halı, gerekli direkleri ve cıvatalarıyla birlikte aynı boyda bir çadır çıkan o cepten, eğerlenmiş üç tane de at çıktı."

    kitaptaki meşhur gri redingotlu adam ise başkaları tarafından şu şekilde tarif edilir:
    - "şu dikiş iğnesinden fırlamış iplik ucu gibi duran adam mı?"
  • “yaşamımın bir dönemini çabucak geçivereceğim, oysa canlılığını anılarımda yeniden yaratabilsem bunun üzerinde durmayı ne kadar isterdim. ancak bu dönemi yeniden canlandırabilecek renk içimde solmuştur; o zamanlar göğsümü güçle kabartan şeyi, o acıları ve mutluluğu, masum çılgınlığı yine bulmak isteyince, artık canlı pınarlara yer vermeyen bir kayaya boş yere çarpıyorum... bu geçmiş zaman şimdi bana ne kadar değişmiş olarak görünüyor? ben orada, banyolarda trajik bir kahraman rolü oynayacaktım. kötü ezberlediğim bu rolde, sahnenin acemisi olduğum için, oyunu bırakarak bir çift mavi göze tutuldum... ve sıradan güldürü bir rezaletle sona erdi.”
  • (bkz: adelbert von chomisso) nun muhteşem kurgusuyla ortaya koyduğu masal tadında uzun öyküsüdür. iki yüzyıl önce 1814’te kaleme alınmasına rağmen anafikri ve yardımcı fikirlerinin güncelliğini hala koruduğu bir eserdir.

    --- spoiler ---

    bir masal havasında başlayan öykü, birbirinden güzel metaforlarla an be an daha da ilgi çekici hale gelerek ters köşe bir sonla bitiyor.

    öyküye baktığımızda daha önceleri felsefeyle ilgilenmiş ancak vicdanını servete satmış bir adam olan peter schlemıh, günün birinde fakir bir halde yeni geldiği şehirde kardeşinden mektup getirdiği ünlü zengin gri ceketli adamla bir anlaşma yapar. bu anlaşmaya göre, içinden istediği kadar altın çıkacak olan bir keseye karşılık gölgesini adama satar. gölge çok basit görünse de insanlar gölgesiz ama zengin adamı dışlarlar. kitabın heyecanını kaçırmamak için burada kesiyorum devamını anlatmayı.

    kitaptaki yardımcı fikirler ve metaforlar:

    * gölge: kitap boyunca sanki şerefi simgeler gibi anlatılsa da en son cümlede tam tersine şeref olmayıp “şan, şöhret” olduğunu farkeder insan. insan şöhretini ne kadar büyütürse çevresi tarafından o kadar fazla kabul görür. para şöhretin eksikliğini kapatmakta faydalı da olsa yeterli değildir. şöhreti olmayan, çevre tarafından kabul görmeyen kişi ne kadar iyi veya zengin olsa da yok hükmündedir. ne acı!

    * para: öyle bir göz bürüyen yapısı vardır ki gri ceketli adam gibi görünen şeytanın en iyi silahıdır. insanlar para söz konusu olunca, kişinin yüzüne bakmaya veya onu tanımaya bile gerek duymazlar. gri ceketli adamı hatırlayan kimse olmamasına rağmen altınlarla yapılan veya alınan şeylerin hatırlanması buna çok iyi bir örnektir. öte yandan altınlara köle olacak kişileri seçer gri ceketli adam kılığındaki şeytan. halbuki altınlardansa iyiliği düşünen yardımcı bay hendel’e sokulmaz şeytan. neden? çünkü kont peter daha önce de servet karşılığında vicdanını satabilmiştir. oysa ki bay bendel, efendisi uğruna şeytanı öldüresiye dövmekten çekinmeyen iyi yürekli, sadık bir adamdır. şeytan ona karşılık bile vermez. neden? şeytan insanın içindeki hırslara göre yaklaşırken, içi iyilikle dolu olana karşı boynu eğiktir. bu saptama çok etkileyiciydi! ne zaman ki peter schlemıhl, altın kesesini fırlatma cesaretine kapılır o zaman şeytandan sonsuza kadar kurtulur ve huzura erişir.

    * gri ceketli adam: şeytandır. şeytan kötü görünür ama dürüsttür. eğer insandaki kötülüğü canlandıracağını görürse elinden geleni yapar. peter kendini aklamaya çalışırken onun yüzüne tokat gibi çarpar yaptığı kurnazlıkları. kendisi ise davranışlarında hep doğru iken fikirlerinde kötülük barındırır. özü sözü bambaşka ikiyüzlü insanların nasıl gerçek şeytan olduklarına harika bir gönderme yapmış yazar.

    * raskal: sahtekar insan. bazı insanlar görünüşte sizin yardımınıza koşuyor görünseler de asıl hedefleri başkadır. raskal’ın altın hırsızlığını bilen ama göz yuman peter, kötülüğün görüldüğü anda umursanmayıp affedildiğinde, o zaman kendisine zararı olmayan bu kötülüğün gelecekte hayatına mal olabileceğinin yaşayan örneği oluyor. “bana dokunmayan yılan bin yaşasın!” sözünün yanlışlığını vuruyor yüze. raskal’ın ölümü nasıl oluyor peki? cinayet! neden? su testisi su yolunda kırılıyor da ondan.

    * ruh: sonrasında ne olduğu bilinmeyen ama umudun simgesidir. peter ruhunu satmayarak sevdiği kadının yanında olma şansını yitirmiştir belki ama sevdiği kadının aşkını yitirmeyip onu andığına tanıklık edebilme şansını kazanmıştır. hayatın yaşadığımız andan ibaret olmadığı iletisini verir yazar bize.

    * figaro: köpektir ama sadakatin bay bendel’de görüldüğü üzere insandan olabileceği gibi doğadaki diğer canlılardan sağlanabileceğinin kanıtıdır. insan kendi türüne tapınmayı bıraktığında çaresiz ve yalnız olmadığının da farkına varacaktır yeniden.

    * mağara: ilk evi simgeler. peter yeniden mağarasına dönerek sıfırdan başlamış ve özünü bulmuştur. ilk insanların ilk dostlarından olan köpeğiyle, doğadaki şifalı otlarıyla vs.

    sonuç olarak yeniden insanların arasına karışma imkanına sahip olan peter, neden bunu tercih etmeyip insansız ama faydalı hayatına çekiliyor? insanlığa yararlı araştırmalarını paylaşmaya devam ederken de huzurlu. insan insanın acısını alır mı, insan insana istediği şöhret ve parayı vermezse acı mı verir?
    toplum insanı çürüten bir organizma mı? toplumsallaşmadan da olur mu?
    hızır’ın çizmelerini giymeyen de dayanabilir mi bu yalnızlığa ve durağan hayata?

    hem kendimiz hem de iyilik için yaşamayı seçtiğimiz bir hayat yolunda peter schlemıhllar olarak yürümeyi denemek zor ama keşke yapılabilse...

    not: ne olursa olsun peter schlemıhl da insandan tamamen kopamıyor. yaşadıklarını ve bilgisini aktarmak istiyor gördüğümüz üzere. bu yönden sait faik abasıyanık’ı çağrıştırıyor. “anlatmasaydım deli olacaktım...” iyi ki anlatıyorlar...
    --- spoiler ---
  • (bkz: peter schlemihl'in acayip sergüseşti) olarak bilmeden başlığını açtığım meğer orijinal ismiyle başlığı varolan hikaye. hakkındaki düşüncelerimi başlıkta yapmış bulunmamla birlikte, sabahattin ali tarafından tercüme dergisinde tefrika halinde çıkan örneğini okuduğumdan kendimi şanslı saydığımı belirtmek isterim.
  • "eğer yalnızca kendin için ve içindeki iyi tarafın için yaşamak istiyorsan, o zaman öğüde gereksinmen yok."
  • “justo judicio dei judicatus sum; justo judicio dei condemnatus sum.”

    “tanrı’nın adil mahkemesinde muhakeme edildim; tanrı’nın adil mahkemesinde mahkum edildim.”