şükela:  tümü | bugün
  • uzun süredir aklımı kurcalayan mesele.

    bilen bilir, hz. ibrahim peygamberin -ki yaşadığı şüphelidir- bir tanrı'yı bulma hikayesi vardır. önce yıldızları, sonra ayı daha sonra da güneşi tanrı olarak düşünür ancak hepsinin kaybolduğunu fark ettiği için hiçbirinin gerçek tanrı olmadığına hükmeder. nihayetinde de tanrı ona seslenir. uzun yıllar burada asıl anlatılanın çok tanrıdan tek tanrıya geçme hikayesi olduğunu düşündüm. daha sonra fark ettim ki aslında hz. ibrahim'e seslenen kimse yoktu, hz. ibrahim bu hikayede bir şeylere anlam yükleyenin sadece kendisi olduğunu fark ediyordu. sonuçta hz. ibrahim -eğer yaşamışsa- bir tanrının olmadığına hükmetmişti.

    bundan yola çıkarak diğer peygamberlerin de tanrı'ya inanmamış olabileceğini düşündüm. sonuçta bu adamlar kendilerine vahiy geldiği düşünülen insanlardı ama aslında böyle bir şeyin olmadığını en iyi kendileri biliyorlardı.

    voltaire'in şöyle bir sözü vardı: "eğer tanrı olmasaydı onu icad etmek gerekirdi." sanırım peygamberlerin yaptığı da bu oldu. zaten homo sapiens sapiens olarak en büyük özelliğimiz de bu; var olmayan soyut şeyleri hayal edebilmek, soyumuzun devamını da bu soyut şeyler etrafında yaptığımız sosyal örgütlenmeler sağladı. (ayrıntılı bilgi (bkz: sapiens a brief history of humankind) kitabında veriliyor ki bu kitabın düşüncelerimin oluşumunu tamama erdirmekte büyük etkisi olduğunu inkar edemem.

    mesela islam peygamberini ele alalım; birbiriyle saçma sapan sorunlardan dolayı savaşan, tek bir çatı altında toplanamamış bir toplumda doğuyor. güçlü bir aileye mensup ancak babasının kendisi doğmadan vefat etmesi sonucunda o güce tam anlamıyla kavuşabileceği şüpheli. 40 yaşına kadar ticaretle uğraşıyor, şam'a kadar gidiyor. (belki istanbul'a kadar gitmiştir ne dersiniz?) şu bir gerçek ki çevresini iyi gözlemliyor. dinin toplum yaşamını düzenleyen baş unsur olduğunu görüyor. anladığım kadarıyla 40 yaşına gelince de kendi felsefesini yaymaya başlıyor. tabi şartların da yardımıyla arapları tek bir bayrak altında topluyor. zayıflamış olan sasaniler yıkılıyor, güçten düşmüş olan bizans topraklarına giriliyor vs.

    bunu yaparken tanrı'yla konuştuğunu söylüyor ancak hz. ibrahim gibi onun da muhtemelen konuştuğu birisi yok. bu durumda bir tanrı'nın olmadığını da en iyi kendisi biliyor. hz. muhammed'in yaptığı en önemli şey ise daha önce gelen bütün peygamberleri kapsamakla beraber son peygamber olduğunu iddia etmesi, bu sayede daha sonra peygamber olduğunu iddia edebilecek herkesin önünü kesmiş oluyor. ondan sonra kim gelirse gelsin, ne yaparsa yapsın en fazla evliya olarak anılabiliyor.

    burada tabi bir parantez açmak lazım peygamberlerin birçoğu yaşamadı ya da yaşayan başka insanlarla özdeşleşti. isa dediğimiz adamın babasız doğuşu ile yunan mitolojisindeki zeus'un oğullarının doğuşlarının paralel olması sebepsiz değil. ayrıca şahsen bu inanmamış olma meselesinin onları yalancı yaptığını düşünmüyorum çünkü toplumlarını ıslah etmenin başka bir yolu olmadığını görüyorlar. bana göre hz. muhammed yasa koyucu bir kral, isa bir filozoftu.

    sonuç olarak bazıları gerçekten yaşamamış olan peygamberler muhtemelen tanrı'ya inanmıyor ancak toplumlarını ıslah etmek için bir tanrı'nın icad edilmesi gerektiğini düşünüyorlardı. tabi bu demek değildir ki bugünkü toplumlarımızı yine tanrı icad ederek düzeltmeliyiz aksine artık tanrı eskidi ve yozlaştı, bu yüzden artık yok edilmesi lazım. artık insanın ibrahim gibi bir şeyleri yaratma gücünü haiz olanın kendisi olduğunu fark etmesi gerekiyor (korkmayın kişisel gelişim alert değil) insanoğlu tanrı sayesinde değil kendi zekası ve çalışması sayesinde ay'a gitti, uzayda istasyonlar kuruyor. eyyorlamam bu kadar.