şükela:  tümü | bugün
  • eski yunanda gune$ aracini kullanan gune$ tanrisinin oglu
  • günes tanrisinin ogludur. hikayesi soyledir.
    günes'in sarayi piril piril bir yerdi. boydan boya yaldizlar içinde isildardi gece-gündüz.degil ölümlüler, bazi tanrilar bile giremezleridi o saraya
    günlerden bir gün, ana yanindan ölümlü olan bir delikanli günesin ülkesine adimini atti. gidip günes'in kendisiyle konusmak istiyordu. bunu gerçeklestirmek için de, yapamayacagi sey yoktu. uzaktan görünen saray, gözlerini kamastiriyordu. yine de yürüdü yürüdü, sarayin merdivenlerini tarmanip önüne ilk gelen odaya girdi. rastlantiya bakin siz, girdigi dada günes oturuyordu. artik dayanamadi delikanli gözlerini kapati.

    günesin gözünden birsey kaçar mi hiç?"yaklas yanima delikanli," dedi. "sarayima neden geldin, söyle bana?"

    delikanli adini ve babasinin kendisinin oldugunu. bunu annesinin söyledigini anlatti

    günes parlayan tacini çikardi basindan. "gel otur suraya phaeton,"dedi. "annem dogru söylemis. ben gerçekten senin babanim. sözüne inanmazsin belki, onun için birsey dile benden, dilegini hemen yerine getireyim. böylece inanirsin baban olduguma. styks irmagi üstüne yemin ediyorum, ne istersen yapacagim."

    phaeton, her gün gökyüzünde isikli arabasini süren günes'e bakar, "su arabayi bir gün de ben sürebilsem" derdi. babasi styks üstüne yemin etmisti bir kere, artik cayamazdi; hemen dilegini söyledi.

    "bugün arabani ben sürmek istiyorum, tek dilegim bu"

    iste o zaman, günes tanri, yaptigi yanlisligi anladi. "oglum, " dedi, "sen ölümlü bir kisisin." benim arabami ise tanrilar bile kullanamaz. zeus'un bile elinden gelmez bu. yolunu düsün bir kere. denizden tepelere çikan günes öyle dik, öyle yalçindir ki, düsersin. atlar desen azgin mi azgin. ögle vakti asagiya bakamazsin, o kadar yüksekte olursun, inis yolu da diktir. ben bile zor iniyorum o yolu. yukarda neler var diye merak ediyorsun herhalde. ben sana söyleyeyim neler var. korkunç yaratiklar bir kere, boga var, aslan var, akrep var, yengeç var. hepsi seni öldürmeye kalkarlar. gel vazgeç bu dilekten, baska bir sey iste, hemen yapayim"

    phaeton bu sözleri duymadi bile; kafasi, azgin atlarla isikli arabadaydi. zaten yildizlar, gökyüzünden çekilmeye baslamislardi artik, safak her yani gülpembesine boyamisti. atlar kapida hazir bekliyorlardi. tartismaya vakitleri yoktu. günes baba, oglunun dilegini istemeye istemeye kabul etti.

    simsek gibi firladilar kapidan. atlar sürücülerinin acemi birisi oldugunu anlamislardi; iyice azdilar. yokusu öyle hizla çiktilar ki, seyredenlerin ödleri koptu. phaeton da korkular içindeydi. heyecandan dizginleri birakiverdi.

    bardagi tasiran son damla oldu bu. atlar, dogu rüzgarini da geçerek yeryüzüne inmeye basladilar. arabanin sicakligindan ida, helikon, parnassos ve olympos tepeleri tutusuverdi. vadileri atsler sardi. irmaklar buhar oluverdi. nil irmagi kaçacak delik aradi, sonunda basini bir yere sokuverdi. o gün bu günüdür nil'in kaynagi nerededir, bilinmez.

    tanrilar tanrisi zeus bakti ki, is çigrindan çikiyor. hemen yildirimini aldi eline, phaeton'a dogru f?ilatti. yildirim gidip genç sürücüye çarpti. delikanli arabadan düsüp eridanos irmaginin sularina gömüldü. irmak, gövdesinden fiskiran atesleri söndürdü, onun içini serinletti. korulardan naiad'lar geldiler, büyük bir üzüntüyle phaeton'u gömüp mezar basinda yas tuttular. günes, helios'un kizlari da geldiler mezar basina, ama gelir gelmez de hemen birer kavak agaci oluverdiler. o günden beri erdanos kiyilarinda yel estikçe usul sul sallanir dururlar.

    kaynak: http://us.geocities.com/iklim_73/phaeton.html
  • yunan mitolojisinde güneş aracını kullanan güneş tanrısı helios’un oğlunun ismi.
  • güneşin atları nasıl kaçar?

    phaeton güneş tanrısı apollon 'un oğluydu.

    oğlan günlerden birgün; "klymene anne babamın sarayını ziyaret edeceğim." dedi annesi de " pekala, zaten güneşin doğduğu yer buradan çok uzak değil. git ve babandan bir hediye iste." diyerek ona izin verdi.

    o gece phaeton sandallarını ayağına çok sıkıca bağlayıp,kalın ipeksi giysisini üstüne geçirerek, bazıları tarafından hindistan olarak adlandırılan günün doğduğu o kente doğru yolculuğa çıktı.

    yolculuğu esnasında birçok gece ve gündüz geçti fakat sandalları yine de yıpranmadı. giysisi de onu ne sıcaktan bunalttı ne de soğuktan dondurdu.

    sonunda, dünyanın en yüksek dağının doruğuna vardı ve babasının sarayının o muhteşem sütunlarını gördü, saraya daha da yaklaşınca da çevresinin milyonlarca kıymetli taş ve altından işlemelerle dolu buldu. sayısız merdivenlerden çıkmaya başladıkça, sarayın gümüş kapıları yavaş yavaş açıldı ve uzun koridorun duvarlarını ve fildişinden muhteşem tavanını gördü.

    mutluydu, öyle ki adımları sıklaştı ve ölümsüz bir artist tarafından duvarlara oyulmuş resimlere uzun uzun baktı.

    duvarlarda hem toprağın hem denizin resimleri vardı. sağ tarafta şehirler, ormanlar, nehirler ve oralarda yaşayan varlıkların sol tarafta ise dalgalar arasında süzülen, balıkların arkasında yüzen ya da deniz yeşili saçları ıslak, bir kayanın üzerinde oturan deniz kızlarıyla dolu bir okyanus resmi vardı.hatta deniz kızlarının yüzleri birbirine o kadar çok benziyordu ki, ancak hepsi kızkardeş olabilirlerdi.

    yüzlerce merdiven daha çıkmasına rağmen hiç yorulmamıştı. artık bu harikulade odanın tavanına çizilmiş cennetin yıldızlarını görebiliyordu. her gümüş kapıda ise altışar adet yıldızlardan oluşmuş gökyüzünün oniki farklı öğesi vardı.

    son merdivene ulaşmıştı artık. dışarıda gökyüzü karanlıktı. fakat kapı eşiğinde phaeton durdu, zira babasının ışığı umduğundan daha fazlaydı. koyu kırmızı kıyafetiyle apollon, elmaslarla süslü görkemli tahtında oturuyor, sağ ve sol elinde umutla ışıyan günler ve günlerle elele vermiş aylar, onlara yılların ne fısıldadığını dinler görünüyorlardı.

    phaeton dört mevsimi de gördü orada. ilk bahar, genç ve sevecendi, ilk önce o geldi, başında çiçeklerden oluşmuş bir taç vardı. daha sonra üzerine dağınık bir şekilde yerleştirilmiş güllerden giysisiyle ve başında olgun çiçeklerden bir taçla yazı gördü. ardından çakırkeyf sonbaharı, hem de ayakları üzüm suyuyla lekeli.sonunda da saçı sakalı donmuş buzlu kışı. ve babası ona bakınca, phaetron 'un içi titredi. ışıktan gözü kamaştı ve kendini böyle bir durumda bulunca ürktü, durdu öylece.

    herşeyi görebilen gözüyle, güneş phaeton 'a bakarak sordu;

    "niçin buradasın?"

    "apollon, babam, bana izin ver ki, ölümlülere senin babam olduğunu kanıtlayabileyim."

    apollon göz kamaştıran ışından tacını bir kenara koyarak, phaeton 'u kollarıyla kavradı ve dedi ki:

    "cesur ol oğlum, ne istediğini söyle, hediye senindir."

    babasının tacından daha hızlı bir ışıldamayla phaeton 'un sorusu geldi:

    "birgün bana at arabanı kullanmama izin verecek misin?"

    apollon uyarır biçimde üç defa başını salladı.

    "düşüncesizce konuştum; bunu hiçbir ölümlü başaramaz. ve hiçbir ölümsüz, günün ateşten arabasını süren atlarımdan beni alıkoyamaz. onurlu olmaz bu, ancak ölümü istemiş olursun benden. isteğini unut."

    phaeton cevapladı:

    "annem, babamın her zaman sözlerini tuttuğunu öğretti."

    apollon:

    "öyle imkansız ki, düşüncesiz çocuk. eğer isteğini değiştirmezsen, ben de yapamam. güneşin at arabasını getirin."

    gözüpek çocuk, kafasından daha büyük olan bu harika arabanın yanında durdu. gözleri bu altından arabanın arkasına çivilenmiş elmasların parlaklığından kamaşmıştı.zira arabanın tekerleklerinin plakaları altın, gümüş ve diğer değerli taşlardan yapıldığı için çok parlıyordu.

    kısa süre içinde şafak gökyüzünün doğu tarafının mor kapılarını erkenden açıverdi. yıldızlar, yol göstericilerini takip ederek, gündüz yıldızının / güneşinin suretine nazire edercesine, yavaş yavaş görünmeye başladılar.

    apollon, phaeton 'un yüzüne merhem sürdü ve parlayan ışınlarından tacını alarak, düşüncesiz çocuğun kafasına yerleştirdi.

    ve iç çekerek dedi ki:

    "oğlum, eninde sonunda benim öğüdümü dinleyeceksin. tut kırbacı ve sımsıkı al eline dizginleri. benim daha önceden geçtiğim yerlerdeki tekerlek izlerini göreceksin ve onlar sana rehberlik edecek.çok hızlı gitme, cenneti, çok yavaş gitme annenin evini ve dünyayı yakarsın.orta karar hız en iyisi. ya şimdi dizginleri al ya da hala fikrini değiştirerek buna katlan ve arabayı bana geri ver."

    phaeton atladı altından arabaya ve mağrur bir gülümsemeyle babasına teşekkür etti. daha sonra atlara hareket etmelerini emretti.

    atlar da bir fırtınanın öfkesiyle gündüz bulutları arasından birden fırladılar.yeryüzündekiler ise öğlen vakti olduğunu düşünerek işlerini iki katı kadar yapmaya çalışıyorlardı. coşkun atlar ise sonunda -arkadan iten- güçlerinin ışık olduğunu anlamışlardı, zira dizginlerdeki eller çok zayıftı. ve aşırı sıcak büyük ve küçük ayı'yı denize daldırana kadar,atlar onları rotalarından kenara fırlattıdurdular.

    zavallı phaeton aşağıdaki dünyaya bakarak soldukça soldu ve dehşetle sarsıldı. bir daha aydınlığı göremeyeceğini, güneşin sarayına ulaşamayacağını ve bir daha asla babasının sözünden dışarı çıkmayacağını düşündü durdu.

    ayın arabasını süren diana, gökyüzündeki bu çılgın gürültüyü duymuştu ve korkmuş atlara oklarını yollayarak onları yoluna çevirdi ve kendi hareketli gümüş arabasını parçalara ayırmalarını engellemiş oldu.

    dünya bulutlara ve yağmurlara ağladı. afrikalılar korkunç sıcaktan dolayı simsiyah oldular.akarsular taştı, dağlar yandı ve nil nehri başını sonsuza dek bir çölde sakladı. sonunda yeryüzü, tanrıların hükümdarı juppiter 'e kısık bir sesle yakardı:

    "ben bu cezanın gelmesini hakedecek ne yaptım ha? vahşice katlet beni ya da insanlarımı bu yangından kurtar!"

    juppiter, gökgürültülü bulutlardaki evinden, gökyüzü ve yeryüzünün içinde olduğu tehlikeyi gördü ve arabanın atak şöförüne şimşeklerini fırlattı. phaeton arabadan ölü olarak düştü. sabahtan geceye kadar ve geceden yine sabaha kadar aniden geçip giden bir yıldız gibi düştü durdu. ve sonunda bir italyan nehrine battı. phaeton'un kız kardeşleri onun düşüşünden öyle korktular ve öyle acı acı ağladılar ki, nehir üstündeki kavak ağaçlarına dönüştüler. bugün bile kardeşleri phaeton için ağıt yakar ve gökyüzünden gelen en ufak meltemle bile ürkerler. juppiter 'in bir hareketiyle duran apollon atları ise sonunda rotalarını buldular. akşam olup da gökyüzünün batı kısmının kapılarına geldiklerinde, kuzey yolundan içeri alındıar; apollon 'un sarayının yakınındaki ahırlarına..

    çeviren: jimi the kewl

    classic myths,
    mary catherine judd
    principal of the lincoln school
    minneapolis minn.
    [1901]
  • zeus ve io nun oğlu epaphos* "olm senin anan* seni kandırıyo, senin baban güneş falan değil. hani gördük mü bugüne kadar bi kıyağını" türünde laflar edince phaeton gaza gelir ve babasını görmek ister. babası apollon* da phaeton un babası olduğunu kabul eder ve oğlunu şefkatle kucaklayarak "dile benden ne dilersen" der. phaeton dababasının at arabasını bir kereliğine de olsa sürmek istediğini söyler. phoebus bu işe bozulur biraz ve bunun ne kadar tehlikeli olduğundan söz eder : "bak oğlum o yolda tehlikeli canavarlar var, bunun aslanı var, akrebi var... kullanamazsın sen onu" deyip kestirip atmak ister fakat ısrarcı phaeton sonunda isteğini kabul ettirir ve vulcan ın* hediyesi olan altın at arabasına biner ve gökyüzünde zorlu bir yolculuğa çıkar. bunun acemi olduğunu farkeden atlar daha da hızlanır, paniğe kapılan phaeton ın dizginleri bırakmasıyla da iyice coşup yeryüzüne inerler ve toroslar, ida dağı ve etna da dahil olmak üzere pek çok yer alev alır. tüm bunları ve yeryüzünün nasıl kavrulduğunu gören zeus da "bu ne maskaralık len velet şimdi geliyorum oraya" diye söylenerek phaeton ın üstüne bir yıldırım salar ve yanıp tutuşan phaeton da ölür. kızkardeşleri helyadlar da* phaeton ın arkasından üzülüp ağıt yakarlarken, tanrılar tarafından kavak ağacına dönüştürülürler.* ayrıca nil nehrinin de o kavurucu günden sonra başını sakladığı ve o gün bugün nil nehrinin başlangıcının bundan dolayı bilinmediği rivayet edilir.**
  • phaeton hangi doğa olayının üzerine türetildiği çokça tartışılmış bir mittir. ortodoks bilimsel çevreler yıllar yılı bu mitin güneşin doğuşu ve batışından söz ettiğini iddia etmişse de bahsedilenin dünyaya düşen oldukça kocaman bir meteor olduğunu düşünenler var ki bunu düşünenlere goethe de dahil.
  • (bkz: fedon)
  • güneş tanrısı helios'un oğludur. bir gün babası helios'tan izin alıp, onun arabasını kullanırken azgın atlarla baş edemez ve dizginleri bırakır. arabanın yeryüzüne düşmesine engel olmak için jüpiter bir yıldırım savurarak phaeton'u öldürür.
    yunan mitolojisine göre, samanyolu phaeton'un yönetmediği güneş arabası gökyüzünü tutuşturunca oluşmuştur.
  • varsayımsal gezegen. bugünkü astreoid kuşağı aslında phaeton'un parçalanmasıyla oluşmuştur. parçalanmasının sebebini jüpiter'in büyük çekim gücünden kaynaklandığı söylenmektedir.
  • volkswagen phaeton premium klas lüks sedan/salon f segmenti bir arabadır. ismini yunan mitolojisindeki phoebus *un oğlu phaëton dan alır. w12 lik motor seçeneği vardır.
    segment gereği mercedes s class ın, audi a8 in, bmw 7 nin rakibi gibidir. ancak rekabet edemez. 2016 da üretimine son verilmiştir.