şükela:  tümü | bugün
  • epistemolojide michael huemer'ın geliştirdiği kuram. aslında kökleri iskoç sağduyu okuluna (scottish common sense school) kadar dayanıyor denebilir. hatta daha ileri gidip zaten herkes bir bakıma fenomenal konservatizmi benimsediği için kimsenin üzerinde durmadığı ve sn. huemer'ın sadece ismi kazandırdığı da söylenebilir. nedir bu? isimden anlaşılıyor zaten: phenomenal, yani fenomenal, yani görüngüsel+ conservartism, yani olduğu gibi kabul etmek. yani fenomenlere inanmakta/olduğu gibi kabul etmekte epistemik olarak haklı olduğumuz görüşü.

    sir george edward moore'un idealizm ve septizm reddiyesini hatırlayalım. ne diyordu moore? sağ elime bakıyorum, sağ elim var. demek ki sağ elim gerçekten var. şimdi tabi "bu mu lan?" diyebilirsiniz ama bu kanıt cidden güçlüdür. bunun altında yatan prensip fenomenal konservatizmin de özünü oluşturmaktadır. ben elime bakıyorsam ve elimi görüyorsam; bununla çelişecek, şüphe ettirecek bir bilgi yoksa ben elimin (ve dış dünyanın) gerçekten var olduğuna inanmakta haklıyım.

    fenomenal konservatizm bu yüzden duyularımıza güvenmemizin rasyonel olduğunu, aksinin irrasyonel bir pozisyon olduğunu ve savunulamayacağını belirtiyor. yani ben karşımda bir sincap görüyorsam orada bir sincap olduğuna inanmam rasyonel olandır, bir dış dünya şüphecisi "orda aslında sincap olmayabilir, bu bir hologram olabilir, rüyada olabiliriz vb." diyebilir; fakat ona inanmak için hiçbir nedenimiz yoktur. biz gördüğümüzün varolduğuna inanmakta haklıyız çünkü aksi zırrrrrrvadır, irrasyoneldir.

    bakın burada önemli bir husus var. biz gerçekten de dekart'ın kötü cini tarafından kandırılıyor olabiliriz, dünya bir simülasyon olabilir, brain-in-a-vat senaryosu gerçek olabilir. ama biz yine de dış dünyanın varlığına inanmakta aksi halden daha haklı oluruz.

    burada şöyle bir itiraz gelebilir; duyularımıza güvenmemiz gerektiğini söylüyorsunuz fakat duyularımızın bizi sık sık yanılttığı vakidir. mesela su dolu bir bardağa çay kaşığını koyarsak kırılmış gibi görünür; madde tesiri altındaki bir insan olmayan şeyler görebilir; çölde susuz kalan bir insan serap görebilir vb.

    ilk durum (çay kaşığı) haricindekilerle ilgili şu şekilde bir yanıt verilebilir. duyularımıza güvenmemiz, onlardan gelen verilere şüphe duymamızı gerektirecek bir durum (buna çelişki denmektedir) olmadığı vakitlerde geçerlidir. lsd kullanmanın veyahut belirli fizyolojik ihtiyaçları gidermemenin duyuları bozduğunu bildiğimiz için bu şartlar altındaki birinin duyularına güvenmek için yeterli nedene sahip olmadığını da söyleyebiliriz.

    çay kaşığı örneği, illuzyonlar gibi olaylar ise daha farklı bir konu olarak görülebilir. bizim bu durumlarda bakmamız gereken şey diğer duyularımızın ve deneyimlerimizin o anki görme verisini tasdik edip etmeyeceğidir. kırık gibi görünen çay kaşığına dokunduğumuzda onun aslında kırık olmadığını ve dokunma verisinin deneyimlerimizle uyumlu olduğunu, bu yüzden dokunma yetimize güvenmemiz gerektiğini söyleyebiliriz. çelişkileri diğer duyusal yetilerimiz aracılığıyla ortadan kaldırabiliriz.