şükela:  tümü | bugün
  • meme - the breast isimli kitabının cinsel kimliğin şekillendiği yıllarda okunması tavsiye edilir, çok güçlü, insanın içine işleyen diliyle birçok çevreye göre sapıkça bulunması normal karşılanması gereken yazar.
  • 'yahudi okulu' olarak da bilinen, abd'de 1950'lerde epey revaçta olan bir yazarlık geleneğinin en sağlam halkalarından. debut romanı 'goodbye, colombus' çıktığı sene pulitzer ödülünü almıştı. (70'lerde bizde de basıldı; sahaflarda bulmak mümkün) 'aldatma' ve 'portnoy'un feryadı'nı da ayrıntı bastı. geçtiğimiz yüzyılın ilk yarısında çok sıkı bir edebiyat dergisi (de) olan playboy'daki öyküleri ve yazılarını da kimi seçkilerde bulmak mümkün.
  • kendisi aynı zamanda mia farrow'un sevgililerindendir.
  • $öhreti 1959 yılında yazdığı "goodbye colombus" kitabı ile yakalamı$tır.. 98 yılında pulitzer almı$tır..
  • nathan zuckerman philip roth'un "alter ego"su'dur. cogu kez birinci tekil sahis, bazen sadece gözlemci, bazen de fiktif bir yan figürdür.
  • insan düşünür. bazen çok kötü durumlara düşer. o zaman da düşünür. salinger okuyarak, belle and sebastian dinleyerek, royal tenenbaums'u düşünerek o kötü durumlardan kurtulabilecegini, ya da en azından o durumların etkisini belirli bir noktaya çekebileceğini hayal eder. başka insanların da bu durumlara düştüğünü, başka insanların da kendisi gibi düşünmeye çalışarak bu durumlardan kurtulmaya çalıştığını tasavvur eder. sonra, arkadaşları aklına gelir. arkadaşlarından yardım bekler. arkadaşları onun yardım beklediğini bilirler ve ellerinden geleni yapmaya çalışırlar. onlar da müzikler dinlemiş, kitaplar okumuşlardır; düşünmüşlerdir. ama ortada sacma salak, garip gurup bir boşluk olur. o boşluk gitmez. sonra, insan var olan arkadaşlarıyla ilişkisinin ne kadar ileriye gideceğini düşünerek gülümser, ama boşluk gitmez. düşünmeye devam eder, boşluk hâlâ oradadır. yürümeye devam eder. yürürken ayakları ondan uzaklaşır, başkasının ayakları olur. başkasının da olmaz aslında, ama onun da değildir artık. bir ders arasında ya da iş molasında cep telefonuna bakarken aslında o şeyin ne kadar kendine has olduğunu fark etmesi gibi bir şeydir bu. o an, insan bu hisse sarılmaya, ayaklarından hep uzakta kalmaya çalışır. çünkü o zaman insan bir şey olduğunun ve fakat hiçbir şey olmadığının farkına varır. ve bu farkındalık harika bir histir. richard'ın dediği gibi, "şiiri anlayıvermek gibi bir şey"dir. ama kaçınılmaz bir şekilde o ayaklar geri gelir, tekrar onun olur; cep telefonu tekrar onun cep telefonu olur. insan o zaman üzülür, artık bir önceki an gibi düşünmediğini, düşünemediğini fark eder. bu onu kahreder. o zaman, bütün bunların bir anlamı kalmaz. o zaman, insan sinirlenmeye başlar. çünkü o zaman bilir ki, onun gibi başka "iyi" insanların, arkadaşlarının düşünmeye çalıştığı gibi düşünmekten, salinger'ın yazdıklarını neler düşünerek yazdığını anlamaya çalışmaktan bir bok olmaz.

    bu noktada, karşımıza philip roth çıkar.
  • kepesh üçlemesinin sonuncusu olan the dying animal adlı romanı 2008'de elegy adıyla beyaz perdeye uyarlanmıştır.
  • demiştir ki: "roman 25 yıl sonra ölecek." kendisi bu yıl itibarı ile 76 yaşını devirdi. 25 yıl daha yaşamayacağı için kendisine, -hakedip etmediği 20-25 yıl içinde belli olacak- bir ün kazandıran roman türünün ölüp ölemeyeceğini göremeyeceğine ve haliyle romanın ölümü s.kinde bile olamayacağına göre roth için gelsin------> (bkz: trolling)