şükela:  tümü | bugün
  • müze-i hümayun'un osman hamdi beyden önceki alman müdürüdür.
  • bugün almanya’nın nordrhein westfalen eyaleti sınırları içinde kalan kerpen şehrinde 1803 yılında dünyaya gelen tarihçi ve arkeolog philipp anton dethier, osmanlı kültür tarihi ve istanbul için çok önemli bir kişidir. berlin friedrich-wilhelms üniversitesi’nde eğitimini tamamlayan dethier, avusturya lisesi’nde müdür olmak üzere 1847’de kısa süreliğine geldiği istanbul’dan hayatının sonuna dek ayrılmaz. lisedeki görevi esnasında istanbul'un eski eserleri üzerinde çalışmalarına başlar.

    sultanahmet meydanı’ndaki burmalı sütunu temizleyerek, gövdelerin üzerine kazınmış platea zaferine katılan yunan sitelerinin adlarını meydana çıkarır. istanbul’un eski eserleri ve antik çağ ile bizans dönemindeki kitabeleri üzerine makalaler yazar. 1845 yılında aya irini’nin avlusunda ahmed fethi paşa’nın gayretiyle açılan arkeoloji müzesi’nin ilk hali olan müze-i hümâyûn’a 1872 yılında müdür olarak atanır. büyük bir gayretle müze koleksiyonunu zenginleştirmeye çalışan dethier, bunda başarılı olur. böylece müze, eser sayısının çokluğu sebebiyle çinili köşk’e taşınır. dethier eski eserlerin yurtdışına gitmesini kısıtlayan bir yönetmelik düzenler. ayrıca arkeoloji uzmanı yetiştirecek bir okulun gerekliliğini gösteren bir proje hazırlar.

    dr. dethier 1872-1880 seneleri arasında müzecilik tarihi bakımından eşsiz bir değere sahip bir de defter tertip eder. türk müzeciliğinin başında kurucu olarak yer alır. osman hamdi bey (1842-1910) onun açtığı yolu geliştirmiş ve istanbul müzelerini, dünyadaki benzerleri arasında en başta gelenleri durumuna getirmiştir. 1873'te viyana milletlerarası sergisi için hazırladığı "der bosphor und constantinopel" isimli eseri 1993 yılında türkçe’ye "boğaziçi ve istanbul" ismi ile kazandırılır.
  • arkeoloji ve müzecilik dışında yarıda kalmış, biraz da kendi tercih hatası sebebiyle ismiyle gereği gibi bir araya gelememiş muazzam bir projesi vardı: 1453'te istanbul'un osmanlıların eline geçmesinin ve osmanlıların avrupa'daki ilerleyişinin avrupa ve bizans yazın hayatındaki akislerini derlemeye karar vermişti tarihçi arkadaşı karl hopf ile beraber. bulabildikleri bütün vesikaları, kristovulos'u (ki bu metni keşfeden kendisidir), kievli isidoro'yu, daha bilumum 15. yüzyıl yazmasını bir araya getirip bir kısmını aynen bir kısmını tercümeleriyle neşredeceklerdi. ama tutup bunu macar ilimler akademisi'nin monumenta hungariae historica (macar tarihinin kaynakları) adlı alakasız bir dergide yayınlamaya başladılar. derginin 11. ve 12. ciltlerinde ikişer fasikül olarak dört bölüm halinde bir kısmını yayınlayıp gelecek sayılarda devamını getirmeyi beklerken dergi editöryel ekibinin yayın kalitesini beğenmemesinden mi artık her nedense seri bir anda sekteye uğradı. hatta nasıl bir editöryel müdahale gerçekleştiyse, macar ilimler akademisi derginin o sayılarının imhasına karar verdi. haliyle bu ciltler bir anda nadir eser hüviyetine büründü. şu anda galiba macaristan dışında dünya üzerinde bir roma'da leone caetani kütüphanesi bir de istanbul'da alman arkeoloji enstitüsü'nde mevcut bu eserler.

    dethier'in orijinal eseri elde olmasa da, onun yaptığının bir benzerini yapıp istanbul'un fethiyle ilgili muasır yunanca ve latince kaynakları derleyip italyancaya tercüme etmek suretiyle basan bizans tarihçisi agostino pertusi'nin emeğini de anmadan geçmemeli. 1976'da ilk iki cildini kendisi yayınladı "la caduta di constantinople" (konstantinopolisin düşüşü. ee, italyan adam fetih mi diyeceğidi!) adıyla. üçüncü ve son cildini de vefatından sonra yanılmıyorsam asistanı neşretti.

    19. yüzyıl sonunda dethier ile başlayıp 1970'lerde pertusi ile devam eden bu güzide yayıncılık çabası 2000'lerin başında yakın bir zamanda kaybettiğimiz mahmut şakiroğlu'nun "istanbul'un fethi" başlığı altında üç cilt halinde yayınladığı tercüme ile türkçe'ye de kazandırılmış oldu. kitabı hala piyasada bulmak mümkün ve içindekiler itibariyle sırra kadem basmadan edinmek çok iyi de olur, çok güzel de iyi olur. *
  • üniversitelerde öğretilenin aksine eski eser konularında bu ülkeye en fazla zarar veren kişilerdendir.
    hazırladığı nizamname ve uyguladığı sistem ile yararlı olduğu izlenimi verilse de biraz incelendiğinde o dönemin şartları ile paralel gelişen eski eser konularında ki bilgisizlik ve ilgisizliği çok verimli kullanmıştır. tabii bu verimlilik bu ülkeye değil kendi ülkesine fayda sağlama üzerine işlemiştir. ve başarılı olunmuştur. netice itibari ile çok değerli ve anlamlı eserler bu şahsiyetin uğraşları sonucu alman müzelerinde sergilenmektedir.