*

şükela:  tümü | bugün
  • wittgenstein'in olumunden sonra yayinlanan, tractatus sonrasi hayatinda yuruttugu felsefi sorusturmalar, wittgenstein'i bu sure boyunca mesgul eden dusuncelerden olusan, kimi zaman bir cumlelik, kimi zaman da bi konu hakkinda bir iki sayfalik entrylerden olusan agir kitap. wittgenstein tuttugu notlardan olusur. bir kitap seklinde tasarlanmamistir. wittgenstein uzun bir sure bu notlari belli bir sekilde duzenleyip yayina hazirlayacagini dusunmus. bir iki denemede bulunmus ama istedigi sonucu elde edememis. adamin ne kadar mukemmeliyetci oldugu malum. lakin kendisinin belirttigi baska onemli bir nokta da, bu entryler belli bir dusunce akisini, belli bir dusunsel gelisimi temsil ediyor. her ne kadar konular oradan buraya atlasa da, aslinda bir birlerine son derece de baglilar. konu basliklari altinda toplamaya calistiginiz noktada, o dusunce akisini kaybediyorsunuz ki wittgenstein'in holismi de goz onune alindaginda, bu kayip kazanci sifirliyor.

    kitap bir cok konuda entryler iceriyor: anlam, anlama, proposition, mantık kavramlari, matematigin temelleri, bilinc ve baska konular. cok tartisilan dilde anlam ile ilgili "meaning is use" yaklasimi, psikolojideki prototype veya exemplars theories of concepts'in gelistirilmesinde ana ilham kaynagi olan kavramlarda family resemblance fikri, rule following ile ilgili entryler, private language'in imkansiz olduguyla ilgili argümanlar ve daha bir coğu investigations'in sayfalari icindedir. on certainty icin soylenen seyi belki investigations icin de yineleyebiliriz. altın degill, ama içinde altın var.
  • wittgenstein'ın önemli eseri. yazarına kimilerine göre felsefe tarihinin en iyi beş filozofundan biri yapan kitap. kripke'nin kitabın bir bölümüyle ilgili bir kitabı vardır: wittgenstein on rules and private language. türkçeye "wittgenstein kurallar ve özel dil" diye çevrildi. sözlük formatında (kısalığında) anlatılamayacak, anlatılmaması gereken, ilgilenenlerin okuması gerekn bir kitap. russell ve frege gibi filozofların kitabı anlamazken anladım demenin zor olduğu çetin bir taş.
  • bişey demeden, kasmadan, suyuna bırakıp, ilkokulda ne dese kitap bildiğiniz öğretmeniniz gibi, zor gelirse gerisini hiç okumadan, okursanız dolaşıp dolaşıp anlamadan, kurcala kurcala elde yok avuçta yok olsa da, geri gelip yeniden okunası önsözü* olan soruşturan kitap.*
    satır aralarında bertrand russell'ın sırıttığı.

    "burada, son 16 yıl boyunca uğraştığım felsefi soruşturmaların tortusu olan düşünceleri yayımlıyorum. pek çok konuya ilişkin bunlar: karşılık, anlama, tümce, mantık gibi kavramlara, matematiğin temellerine, bilinç hallerine ve diğer şeylere. bu düşüncelerin tümünü değiniler, kimi zaman aynı konuya ilişkin uzunca zincirler oluşturan, kimi zamansa çabucak bir alandan diğerine sıçrayan kısa parağraflar olarak yazıya geçirdim. başlangıçtaki niyetim (bunları) günün birinde, biçimine ilişkin olarak farklı zamanlarda farklı tasarımlar oluşturduğum bir kitap halinde bir araya getirmekti. ama benim için asıl önem taşıyan şey, düşüncelerin bir konudan diğerine doğal ve kesintisiz bir sıra şeklinde ilerlemesiydi.

    vardığım sonuçları böyle bir bütün halinde kaynaştırma yönündeki birçok başarısız girişimden sonra, bunu asla başaramayacağım aklıma yattı. yazabileceğimin en iyisinin her zaman için yalnızca felsefi değiniler olarak kalacağını, düşüncelerimin, -ne zaman onları doğal eğilimlerine karşı tek bir yöne doğru zorlayacak olsam- derhal felce uğradıklarını gördüm. -tabii bu da tamamen soruşturmanın doğasına ilişkin bir şey. çünkü bizi, geniş bir düşünce alanını, çaprazlaşan yollar oluşturacak şekilde her yöne doğru boydan boya geçmeye zorlayan bu doğadır.- bu kitaptaki felsefi değiniler, bu uzun ve çetrefilli yolculuklar sırasında oluşmuş bir dizi peyzaj taslağı adeta.

    aynı -ya da hemen hemen aynı- noktalara farklı yönlerden sürekli olarak yeniden yaklaşıldı ve her seferinde yeni resim taslakları oluşturuldu. bunların çok büyük bir kısmı kötü çizilmiş ya da karakteristik olmayan, zayıf bir çizerin tüm yetersizliklerini barındıran taslaklardı. bunlar elendikten sonra geriye, izleyene manzaranın bir resmini sunabilmeleri için düzenlenmeleri, çoğu zaman da kesilip biçilmeleri gereken yarım yamalak bir dizi çizim kaldı. -yani bu kitap aslında bir albüm sadece.

    aslına bakılırsa, kısa bir süre öncesine kadar çalışmamın hayatta olduğum süre içerisinde yayımlanması fikrinden caymıştım. yine de bu fikir zaman zaman tekrar canlanıyordu; bunun esas nedeni de derslerimde, yazılarımda ve tartışmalarımda ortaya koymuş olduğum sonuçların pek çok açıdan yanlış anlaşılmış, az çok sulandırılmış veya çarpıtılmış şekillerde ortalıkta dolaştığını görmek durumunda kalmamdı. bu, gururumu ayaklandırdı ve ben de onu yatıştırmakta zorlandım.

    ayrıca dört yıl önce ilk kitabımı(tractatus logico-philosophicus) tekrar okuma ve içerdiği düşünceleri bir başkasına açıklama fırsatı buldum. birden, bu eski düşünceleri yenileriyle birlikte yayımlamam gerekirmiş, yeni düşüncelerim ancak eski düşünce tarzımın arka planda yer alması durumunda ve bununla oluşturdukları karşıtlık aracılığıyla gerçek anlamda aydınlığa kavuşabilirmiş gibi geldi bana.

    çünkü bundan 16 yıl önce tekrar felsefe ile uğraşmaya başlayalı beri, bu ilk kitabımda yazıya geçirmiş olduklarımda ciddi hatalar bulunduğunu görmek durumunda kaldım. bunların farkına varmamda, yaşamının son iki yılı içerisinde yapmış olduğumuz sayısız konuşma sırasında fikirlerimi kendisiyle tartışmış olduğum frank ramsey'nin eleştirilerinin -boyutunu değerlendirmekten aciz olduğumu söyleyebileceğim ölçüde- yardımı dokundu. bu her zaman güçlü ve sağlam eleştiriye borçlu olduğumdan daha fazlasını, düşüncelerime bu üniversitenin bir hocası, bay p. sraffa tarafından yıllar boyunca aralıksız olarak yöneltilmiş olan eleştirilere borçluyum. bu kitaptaki fikirlerin en verimlilerini (de) bu uyarıya borçluyum.

    burada yayımladıklarım, başka kişilerin bugün yazmakta olduklarıyla birden fazla nedenden ötürü çakışacaktır. -değinilerim, kendilerinde zaten benim olduklarını belirten bir damga taşımıyorlarsa, ben de onları malım olarak sahiplenecek değilim.

    yazdıklarımı ikircikli hislerle sunuyorum okurlara. bu çalışmanın payına, kendisinin yoksulluğu ve çağın karanlığı göz önünde bulundurulduğunda, şu ya da bu beyne ışık tutma başarısının düşmesi olanaksız değil; ama tabii, olası da değil bu.

    yazdıklarımla başkalarını düşünmekten kurtarmak değil, tersine, eğer olanaklıysa, kendi düşüncelerini oluşturma uyarısı vermek isterim.

    iyi bir kitap ortaya koymayı arzu ederdim. öyle olmadı; ama bunu benim düzeltebileceğim zaman da geçti artık."(cambridge, ocak 1945)

    not: yayına hazırlayanlar eserlerinin mirasçıları e. anscombe, r. rhees ve g. h. von wright
  • i can know what someone else is thinking, not what i am thinking. it is correct to say ‘i know what you are thinking’, and wrong to say ‘i know what i am thinking’.

    // olduğu kadarıyla
    'bir başkasının ne düşündüğü'nü bilebilirim, ne 'düşündüğümü' değil. 'ne düşündüğünü biliyorum' demek doğrudur da 'ne düşündüğümü biliyorum' demek yanlıştır.
  • wittgenstein'ın düşüncelerini madde madde sıraladığı, dil'i tarumar ettiği felsefe tarihinin en önemli kitaplarından.

    '' olguların tasarımlarını kurarız. ''
  • tractatus, frege ve russell geleneğindeki sembolik mantığa katkıydı.

    felsefi soruşturmalar tam tersine dilin insan hayatındaki kullanıma girme tarzının ''olağanüstü çeşitliliğini" ispatlamak amacıyla tasarlanmış "pro-empirik görünüşlü" bir tartışma sunumudur.

    wittgenstein, felsefi soruşturmalar kitabında matematiksel mantık yerine antropoloji ve psikoloji alanlarını tercih etmiştir.
  • i know that this world exists.
    that i am placed in it like my eyes in its visual field.
    that something about it is problematic, which we call its meaning.
    this meaning doesn't lie in it, but outside of it.
    that life is the world.
    that my will penetrates the world.
    that my will is good or evil.
    therefore that good and evil are somehow connected with the meaning of the world.

    (bkz: ludwig wittgenstein)
  • bu başlıkta yıllardır kenarda duran bir entrym varmış:

    saçma görünse de bir kez okunduğunda akıldan çıkmayan, siz fark etmeseniz de alttan alttan düşünmeye devam ettiğinizi gözlemleyebileceğiniz ilginç önermeleri vardır wittgenstein'ın. bu önermelerin kimileri bir felsefi denemeden ziyade günlük defterine alınan notlardan parçalarmış gibi görünüyor. böyle oldukları için de akılda kalıcılar.

    mesela sabah 6.00 kalkarsınız 10 dakika sonra bir kahve koyarsınız. wittgenstein gelir, felsefi soruşturmalar 610 numaralı entry’sinde şunu der: "kahve aromasını betimleyin"

    ... hadi bakalım. bu aromayı betimleyecek sözcüklerimizin ne için eksik olduğu sorusu çivi gibi çakıldı bir kez aklınıza. wittgenstein sanki kantçı duyumculuk eleştirisine götürmek istiyor bizi. ama kahvenin aromasına ilişkin herhangi bir önerme kantçı anlamda “sentetik” olması itibariyle bizi öze ulaştırmasını bekleyemeyiz. ama bir yerde öz sorusu hala yanıtlanmayı bekliyor. tractacus’da olsa şöyle derdi wittgenstein: “nesneleri ancak adlandırabilirim. imler onların yerini tutar. ancak onlar üzerinde konuşabilirim, onları konuşarak dışavuramam. bir tümce, bir şeyin ancak nasıl olduğunu söyleyebilir, ne olduğunu değil”. mesela nedir, kahve “sıcak”, “acı”, “güzel”, “koyu”dur. aroma üzerine düşünmeyiz, onu tarif etmek istediğimiz zaman bu sıfatları kullanırız.
    sıfatlar söz konusuysa içinden kendisi çıkarıldığında geriye tersi ya da “radikal” anlamda hiçbir şey kalmayacak bir şey vardır bu aromada. biraz soğumuş, üstüne süt, şeker vs. gibi herhangi bir katkı maddesi eklenmemiş kalitesiz kahve içmiş gibi olduk sanki… sonuçta duyumların dili, tümcelerdir. tümceler, toplamında dildir.
    zizek kantçı aşkın gerçekliği, lacan üzerinden okur. ingilizce “it*” coca cola'nın aromasını betimler adeta. aslında yoktur. "it" bir markadan ibarettir.

    wittgenstein’ın yaptığı kimilerine göre ayıptır. kahvenin aroması üzerine düşündükçe kahveden haz alamamaya başlar bu tip insanlar. tıpkı kolayı buz dolabına koymayı unutup yaptığını düzeltmek için sıcak sıcak içme fikri ile gelen küçük kardeşinizin mantığı kadar saçma bir durumla karşı karşıyasınızdır bu ayıplayıcılara göre.

    öyle değil. wittgenstein bu “betimleyin…” sorusuna: "istenç de bir deneyimdir" diye cevap verdiği an işler değişiyor. ne demek bu? kahvenin aromasını betimlemek isteyebiliriz ve istemimiz herhangi bir yanıta ulaşamayacak olsa da -ki wittgenstein gibi kendisi de eski matematikçilerden olan husserl'in (swh) ortaya koyduğu bir sorundur- var olmaya devam edebilir demek. bu deneyimin varlığı, yaşam biçimlerine göre değişebilir. ama bir istem olarak varlığı, kendini anlamlandırma isteği herkes için geçerlidir. kahveden hiç anlamayan birisi için bile bir “aroma” şartı vardır: bu noktada kişinin “az şekerli” olmasını istemiş olması fark etmez.

    ki bu aslında tractacus’ta olmayan bir noktaya götürür bizi. kahvenin aromasını "güzel", "kötü" olarak betimlememizin nedeni, kahve hakkında sentetik bir aroma fikrine sahip oluşumuz, onun rasyonal bir şey olması değildir.
  • felsefeye başladığım kitaptır. acelesi olan bir adamın sketchler'inden oluşan evladiyelik albümdür. augustine'nin itiraflarım adlı dua kitabından, bağlamından s*ktir edilmiş bir alıntı ile başlar öyle ki; viyana'da bir kongrede hans sluga'yla tartışırken bu allahın belası alıntıyla taşak geçtim diye boğaziçili bir augustine fanından duyar yemişliğim bile vardır. umarım bir gün kıçından yukarı zıplamayı da başarabilirsin sevgili augustinian manky!
  • "anlamın olduğu yerde, mükemmel bir düzenin olması gerektiği açık gibidir. demek ki en muğlak tümce bile içinde mükemmel düzeni barındırıyor olmalıdır."

    bu dizelerle beni oldukça düşünmeye sevk eden nadide bir eser.

    --- spoiler ---
    united paragraphs of wittgenstein.
    --- spoiler ---
hesabın var mı? giriş yap