şükela:  tümü | bugün
  • bu filmde michel hariç herkesin ceketi bir beden büyüktür. michel'inki 3 beden..
  • meursault triplerindeki michel efendinin filmin sonunda cezavinde jeanne'e sarılıp " sana ulaşmak için ne yollardan geçtim bilsen" demesi bence filmin özetiydi..jeanne alt komsudur buarada.
  • kendi halinde bir yankesici olan michel soğukkanlılığı ile umut vaadetse de henüz çok amatördür.* terzi kendi söküğünü dikemez misali, yankesicilik yapmaya giderken kendi evinin kapısını açık bırakır. yamulmuyorsam işte bu ironidir. neyse ki ava giderken avlandığı olmamıştır. deyim yerindeyse, bu işlerin kaşarı olmuş birkaç arkadaş edinir, işinde ustalaşır (ne çok atasözü / deyim bilirmişim). ama sen ne kadar ustlaşırsan ustalaş, çarptığın parayı mücevheratı sakladığın evinin kapısı açık, neye yarar. 75 dakika süren bu robert bresson klasiği 1960 yılında altın ayı ödülü için aday gösterilmiş, sonuç hüsran olmuştur. hırsızlık kötü.
  • öncelikle (prestupleniye i nakazaniye/@shocktheworld);
    serbest bir suç ve ceza uyarlaması olan bu filmin başrolündeki michel'le raskolnikov arasında bariz farklar var. birisi nasıl toplumun ahlak yapısını sorguluyan ve kimlik arayışı içinde olan bir insansa diğeri bunları bahane edip kendi ahmaklıklarını meşrulaştıran bir kofti anarşist, bir anguttur. tabi bu angutluğu başroldeki abinin yüz ifadesine ve bresson'ın alametifarikası olan oyuncu yönetimine bağlayabiliriz. bu oyuncu yönetimindeki duygusuzluk tercihi ve yaratılan atmosfer akla camus'nün yabancısını getiriyorsa da bence filmde camus'nün romanındaki o absürdlük yoktur; bilakis ahmakça da olsa hayatı anlamlandırma çabası, ümit vardır. en azından camus'nün bir etkisi varsa bu belirgin değildir ancak dostoyevski barizdir. hatta filmin bir sahnesinde geçen, hayatını kadınlar ve kumarla mahvetti (ya da buna yakın bir şey) cümlesi senaryonun her satırına dostoyevski'nin nasıl sindiğinin kanıtıdır.
  • hayatımda ilk defa bir filmdeki "suç ve ceza" izlerini farketmenin tarifsiz coşkusuyla sözlüğe geldim. heyhat! farkettim ki, kör sultan bile görmüş bu detayları. detaylık bir durum da yok zaten. adam bildiğin raskolnikov.

    bu arada filmdeki masum-güzel kız (marika green), natalie portman'ın sanırım, kesin teyzesi galiba.
  • minimalist sinemanin doruk noktalarindan biridir
  • bir robert bresson filmi. genellikle tum zamanlarin en iyileri arasinda kabul gorur. filmin en meshur ve ayni zamanda en iyi cekilmis sahnesi toplu bir "yankesme" eylemini sergilemektedir. bu sahne neredeyse birebir sekilde happy mondays'in stinkin thinkin klibinde tekrar edilmistir.
  • varoluscu tatlar tasiyan bu filmin bir sahnesinde michel'i oynayan amator oyuncu kardesimiz arabadan inerken kameraya bodoslama bakar.. oradan da gozlerimizin taa icine.. insan a bout de souffle?, belmondo?, godard?, nouvelle vague? diye sormadan edemiyor kendisine.. merak icinde kaliyor..
  • suç ve ceza* esinlenmesi bir robert bresson eseri. yankesicimizin komiserle diyalogları olsun, jeanne'ın sefaleti, film boyunca karakterin yaşadığı tedirginlik olsun hep suç ve ceza.
  • kendi türünde daha iyi bir film yoktur, muhtemelen de hiçbir zaman olmayacaktır...

    ayrıca başrolde oynayan martin lasalle, futbolcu mehmet scholl'e ikizi kadar benzemektedir.