şükela:  tümü | bugün
  • edit: kurum sahibi kişisel bilgileri içerdiği gerekçesi ile şikayette bulunmuş, o yüzden ikinci linki kaldırmak zorunda kaldım. bu olayı yaşayan ben değilim, fakat ben de olabilirdim o yüzden destek için mesaj atan herkese teşekkür ediyorum, meslektaşıma da bu destek mesajarını ileteceğim.yasal olarak psikolog, psikiyatrist veya psikolojik danışmanlar dışında "psikolojik hizmet, psikoterapi vs" verdiğini iddia eden kişileri bimer'e şikayet etmek dışında ne yapılır bilmiyorum, olayı yaşayan ben olmadığım için duyurmak ve şikayet etmek dışında da yapabileceğim çok fazla bir şey yok.

    psikolojik destek alırken kurumları ve kişileri lütfen iyi araştırın, lisans diplomalarını sorun, 2-3 aylık eğitimlerle aile danışmanı olduğunu iddia eden tiplerden koşarak uzaklaşın. ve psikolog, psikiyatrist veya psikolojik danışman olmayan kişilerden psikolojik destek almayın, o an için size iyi geliyor bile olsa yeterli eğitimi olmayan kişiler ileride çok ciddi zararlara neden olabilir.

    bir psikolog olan meslektaşımın başına gelendir, onun ağzından aktarıyorum:

    üniversite öğrencilerinde son dönem hayat kaygıları başlar. ''ben ne olacağım?'' diye sorulmaya başlanır ve de ''mesleğim ne olacak?'' çünkü mesleğinizin bir sendikası, yasası yoksa arkanızda sizi koruyacak kimse yoktur. ya da sınırları yoktur işinizin.

    bu kaygılar bende de başlayınca iş bulma sitelerinde keşiflere başladım ve pek bilinen bir site olan yenibiris.com üzerinden psikolog arayan bir ilanla karşılaştım. firma bilgileri gizli olan ilan ''gereken her an işinin başında olabilecek, profesyonelliğin ne demek olduğunu bilecek'' bir psikolog aradığını belirtiyordu. neden olmasın diye düşünüp ilana başvurdum.

    firma beni ertesi gün şişli’ye iş görüşmesine çağırdı ve ben de gittim. piengo isimli kurumda gayet güzel karşılanıp görüşmeye alındım. firmanın kurucusu olan bey ile bir buçuk saat civarı görüşme yaptık. kendisi makine yüksek mühendisi olduğunu ve bu firmayı 6 ay önce kurduğunu anlattı. kurumda psikoterapinin yanında çeşitli eğitimler de düzenlendiğinden bahsetti. bu eğitimlerden söz etti. psikodrama veya çocuk istismarı gibi eğitimlerini takdir ettiğimi ama özellikle bir eğitimi anlamlandıramadığımı söyledim. eğitimi( partnerini nasıl elinde tutarsın gibi bir ismi vardı) kendisinin vereceğini ama başkasının ismini kullanacağını anlattı. sebebini sorduğumda da tutmazsa kendi ismini boşuna kullanmış olacağını söyledi. şaşırmaya başladım.

    görüşmenin ilerleyen kısmında kurucu olan bey kıyafet prosedürü ve iş sözleşmesi getirip önüme bıraktı. elbette önce kıyafet prosedürü diye isimlendirilmiş belgeyi okumaya başladım. okumamayı diliyorum şuan. çünkü sözleşme tepeden tırnağa nasıl giyileceğini madde madde belirlemişti.

    kıyafet prosedürüne göre bayanların en az 8 en çok 13 cm uzunluğunda, burun taban yüksekliği ise 0.5 cm den fazla olmayan; ama yürürken de ses çıkarmayan ayakkabılar(?) giymeleri gerekiyordu. kaçık olmamak kaydıyla çorapların rengi serbest olmakla beraber ‘’file çorap giyilebilir.’’ diye file çorabın önemi ihmal edilmemişti.

    makyajdan ise bayanların yaşını gizleyen ve kaliteyi gösteren en önemli unsur şeklinde bahsedilmişti. tırnaklar da bu makyajla uyumlu ve tercihen mor, bordo türevi olmalıydı. okudukça şaşırdığımı gören kurucu bey bunu daha sonra da okuyabileceğimi söyledi. aldırış etmeden okumaya devam ettim. ‘’saçlar boyası bozulmuş, yarım boyanmış olmamalı.’’ ve daha çok etek/elbise giyilmesi maddelerini de okuyunca kendisine dönüp sözleşmeyi kimin hazırladığını sordum. kendisinin hazırladığını söyledi. topuklu ayakkabı konusunda ciddi olup olmadığını sordum. burada düz ayakkabıyı yalnız kendisinin giyebileceği cevabını aldım. ‘’o zaman erkek çalışanlarınıza da topuklu giydiriyorsunuz.’’ deyince güldü ve kurumda erkek çalışmadığını belirtti. ‘’o zaman benim dünyam benim kurallarım diyorsunuz yani dediğimde öyle demek istemediğini söyledi. belli ki öyle söylemek istiyordu.

    kıyafet prosedürünü fazlaca sorguladığımı görünce çok sayıda avrupa şehri gezdiğini ve gelişmiş ülkelerde kıyafet prosedürünün çok yaygın olduğunu anlattı. ‘’mesela bir firma sahibi tüm çalışanlarının kırmızı giymesini istiyorsa tüm çalışanları kırmızı giyer.’’ diyerek aslında bu konudaki fikirlerini özetledi.

    sabah 8 akşam 7 haftaiçi her gün ve hafta sonları gerekli olduğunda (sanırım her zaman) öyle topuklular ve diğer maddelerle çalışmanın; yani ona göre profesyonelliğin bedelini merak ettim ve ücreti sordum. ‘’senin gibi zeki bir kızdan böyle bir soru duyduğuma şaşırdım.’’ diye bir tepki aldım. kesinlikle 1800 veya 2000 gibi ücretler vermediklerini vurguladı. bünyelerinde bir uzman psikoloğun çalıştığını, bu psikoloğun on yıllık tecrübesi olduğu halde hastanede 2800 tl maaş aldığını anlattı. sanırım lafı ‘’onun bile böyle bir ücret aldığı dünyada’’ ifadesine getirmeye çalıştı.

    bir hayli sorgulamam sonucu canı sıkılan makine yüksek mühendisi bey ‘’ben yeni mezun arıyorum. beyinlerini yıkayabilmek için. ama senin beynini yıkamak zor.’’ diye son görüşlerini belirtti ve oradan ayrıldım.

    iş hayatının zor olacağını elbette tahmin ediyordum fakat yaptığım ilk görüşmelerin birinde hem kendime, hem bir kadın olmama hem de psikologluk mesleğine yapılan bu hakareti kesinlikle kınıyorum. sadece psikologluk değil; hiçbir kadın hiçbir meslekte böylesine objeleştirilmemeli. ve düşünüyorum da bu beyefendinin bahsettiği profesyonellikse; yani profesyonellik 7 gün 24 saat çalışıp neredeyse hiçbir ücret almamak ve topuklu ayakkabılarla, ojelerle ve makyajlarla boy göstermekse ben profesyonel değilim…

    konuya ilişkin "sözleşmenin" fotoğrafları
    1
  • ülkede psikologlara meslek yasası çıkartmadığınız için kim psikolog kim değil belli değil. dolayısıyla böylelerine gün doğuyor. psikolog mesleğini yapamazken ne olduğu belli olmayanlar sömürü düzeni kuruyor.
  • (bkz: mavi sakal)
  • web sitesinde şarlatanlar geçiti olan "kurum". onlarca isim var sayfada. yarısı yalan yanlış unvanlar kullanıyor zaten. değil uzman klinik psikolog, makul bir eğitim kurumundan psikoloji lisans diploması alamayacak insanlarla dolu sayfa. incelerken içim sıkıştı resmen. yazık, gerçekten yazık.
  • üniversiteyi bitirdikten sonra hayata dair tek tecrübem şu oldu. üniversite okumanın inanılmaz derecede ölü bi yatırım olduğu gerçeği. zira bu zamanda kendi işinin sahibi değilsen kölesin. minimal düşünüyo olabilirim. ama gerçekçi düşündüğüme eminim. mevcut kurumların sözde kurumsal çalışma şartları rezaletin dibinde. kazanılan paralar, çalışılan saatler, istenilen şartlar şaka gibi. bunun yerine ufacık bi işletme sahibi olursanız hem işin patronu siz olursunuz, hemde kimseden emir almazsınız. istediğiniz gibi işinizi büyütebilir, o çok istedikleri 10 senelik tecrübe süresi geçtiği zaman çok daha zengin olabilirsiniz.

    velhasıl üniversite sadece iş vermez, kültürlendirir zırvasına benim karnım tok. üniversite çok çok aranan bi meslek bitirmediğiniz sürece kölelik sisteminin bir eleme aracı olmaktan öteye gidemiyor. en güzeli kendi işlerinize yönelmek. böyle 3 kuruşluk insanların, 3 kuruşluk kurumların palyaçosu olmaya değmez hayat..

    edit : (bkz: minik ilayda'ya yardım kampanyası)
  • (bkz: meclis başkan)?
  • (bkz: giyisi)
  • (bkz: vizyon yetmezliği)

    tam doz iyi niyet kullandıktan sonra, çalışanlarına bu tarz dayatmalara giden firmalar içün, mobbing nedir nasıl yapılır.