şükela:  tümü | bugün
  • kiz arkadasla gidilecek en son filmleri ceken, tarzina isinmasi kolay olmayan yonetmen. salo ya da sodomun 120 gunu'nu izlemeden 2 saat once bisey yenilmemesi, ayrica da 2 tablet dramamine alinmasi tavsiye olunur. arti bu filmleri cekecek kadroyu da nasil temin ettigi de merak konusudur. soyle bir diyalog gecmis olabilir...
    -muhsinciim, yeni filmimde sana da bi rol vermeyi dusunuyorum.
    -sahi mi abi? napicam?
    -bok yiyeceksin.
    -alem adamsin abi, napacam hakkaten?
  • "ortalama bir insan olduğunuz için hiçbir şey anlamadınız. ortalama bir insan; bir canavardır, tehlikeli bir suçludur, bir konformisttir, ırkçı, köle taciri ve politikaya ilgisiz bir kişidir."
  • "hayatı şiddetle ümitsizce seviyorum.
    sanıyorum bu şiddet ve ümitsizlik beni sona taşıyor.
    bu hayat aşkı bende kokainden daha beter bir alışkanlık haline geldi.
    sınırsızca, sonsuz bollukta var bu ve hiçbirşeye malolmuyor.
    ve bir nefeste tüketiyorum onu.
    nasıl sonlanacak bilmiyorum..."

    hepimiz tehlikedeyiz - pier paolo pasolini
  • pasolini fellini'ye, bertolucci de pasolini ye asistanlik yapmistir...
    usta-cirak olayi
  • roma'daki 68 hareketlerinden bahsederken, ayaklanan ogrencilerin zengin ailelerinin simarik cocuklari; onlara karsi mucadele veren polislerinse para kazanmaya calisan fakir akranlari oldugunu soylemis kisi.
  • pasolini ayni zamanda sair ve yazardir. escinsel ve komunist olmasi ve filmlerinin aykiri niteligi nedeniyle kilisenin ve muhafazakar cevrelerin epey tepkisini cekmis, bu nedenle, 17 yasinda bir cocuk tarafindan oldurulmesi saibeli bir konu olarak kalmistir. maria callas'in basrolunde yer aldigi medea filmini turkiye'de, kapadokya'da cekmistir.
  • pasolini, abel ferrara'nın biyografik filmi. pasolini'nin son günlerini anlatıyor. salo'yu bitirdikten sonraki kederli günlerini... sanatçının toplumu için bir "fikir estetiği" üretmesini ve toplumu tarafından idrak edilememesini... rahmetli pasolini, devrimci bir sanatçı. şöyle bir cümlesi geçiyor filmde: "- bu düzen sahip olma ve yok etme üzerine kurulu." sahip olma ve yok etme. bunun baş müsebbibinin de eğitim olduğunu ve eğitim denilen tornanın aslında düzene "sahip olacak efendiler ve yok edilecek köleler" yetiştirmek için uydurulmuş olduğunu söylüyor. bunları zaten bilmiyor muyuz? bilir gibiyiz, fakat bu bilgiyi yaşantıya geçiren pasolini gibiler. ve bedelini ağır ödeyenler.

    bedelsiz hayat yok. fedasız aşk yok.

    arada bir gerçekçi olmaya çalışsam da, bu harbi sanatçıların hayatları beni romantize ediyor. salt realismo kuru, sırf romantika da sulu. ikisinin karması güzel allah'tan. pasolini, bir anti moralist. "- skandallar size haz vermiyorsa moralistsinizdir." açıkçası ben skandal yaşamayı istemem. fikir bazında, genel kanının aksine şeyler düşünmeyi ve söylemeyi severim. fakat skandal yaratmak farklı. galiba sadece insanlara değil, kendine ve tanrı'ya meydan okumakla ilintili. hatta hepsinden çok tanrı'ya meydan okumakla... eh karşımızdaki öyle bir tanrı ki, kendisine meydan okumaların tarihini, itaatler tarihinden daha renkli tutmuş. bence bunda kelimeye sığmaz bir tanrısallık ve harikalık var.

    bu zıtlığı iyi okumak lazım. zıtlar, bir şeyin iki kutbu. soğuk ve sıcak, ısının iki kutbu. meydan okumak ve itaat etmek de inancın iki kutbu. cennet ve cehennem gibi. bu kadar basit mi? basit ve zor da iki kutup. kutuplararası gezintiler neticesinde hangi kutbun insanıysak oradayız. kutuplarüstü yok mu? mutlak dengeye ulaşıp kutupların çekiminden kendini kurtaran herküllere belki vardır, kim bilir?

    pasolini, parlak bir yıldızın peşinden gidip cennet'i arayan bir şair meşrepliyi resmediyor son yazdıklarında. şair, cennet'i bulamıyor fakat bir "son"un olmadığını da anlıyor. iyi ki dünyayı tanıdım, iyi ki yaşadım, diyor. iyi ki, şükür ki biz de yaşıyoruz; şükür ki bir "pierito" paolo pasolini geçmiş bu dünyadan, diyorum.

    pasolini'yi yeni yetmeliğimden beri severim. üzerimizde emeği olan insanlardan. isyanı doğru adamlardan öğrendik biz ve isyanın sonunun çok ama çok kederli olduğunu, insanın bunu kaldıracak kuvvette olmadığını da... abel ferrara'yı pasolini filmi için kutluyorum. hem sinemasal açıdan iyi, hem pasolini açısından bir vefa örneği. willem dafoe da, biçilmiş kaftan neyse o.

    pasolini'nin işlerini, sinemasını izlemek yürek ister. "resmi kültür"den başka bir kültürü de gereksinir. bu kültürün kolları politikadan cinselliğe geniş bir skalaya uzanır ve elbette deneyimle belirlenir. "- her olgu gibi cinsellik de politiktir." geçende bizdeki faşizm algısından bahsederken roma'yı örnek vermem lazımdı aslında. faşizm bir yönetim modeli olarak italya çıkışlı. o yüzden faşizmi en iyi italyanlar anlayıp anlatabilirler. biz yabancılar da faşist dönemin mesela mimarisine bakarak az buçuk fikir sahibi olabiliriz. mimari, ideolojilerin en kolay uygulandığı ve geniş kitlelere ulaştığı sanat dalı. bu husus filmde de iyi işlenmiş. doğurgan plastik görüntüyü kurmak her babayiğidin harcı değil. sinemanın gücü de, o yüksek görüntüde gizli.

    faşist mimari demişken, roma'da onun bile kendi içinde bir harmonisi var. öyle bizdeki gibi saldım çayıra mevlâm kayıra betonarmesi değil. faşizm çok yıkıcı bir ideoloji ama sanmayalım ki bir altyapısı yok. ideolojilerin altyapısı, ancak bizim gibi oradan buradan ideoloji devşiren memleketlerde yok. anlamak isteyene faşizmi iyi anlatan iki usta: pasolini ve talebesi bernardo bertolucci.

    "- artık insan değil, birbirine çarpışan robotlar var.
    - peki bunları kaldırdınız diyelim, o zaman size ne kalacak?
    - bana kendim, hayatım, kitaplarım ve filmlerim kalacak."

    zıtlar ve denge için de (bkz: #46351709)
  • “artık neden şiir yazmıyorum? çünkü yöneldiğim kişiyi, alıcımı kaybettim. bazen çok kaba da olabilen şiir denen bu bildik samimiyetle diyalog kurabileceğim biri kalmadı.”

    shocktheworld eklemesi: "aslında şu gibi: şiir gibi bildik samimiyet deyince samimiyetin hepimizin bildiği formu şiir diyormuş gibi oluyor ama metnin orijinaline bakıp ingilizce çeviri yapınca (ispanyolca'dan da çevirip baktım) tipik şiir olarak samimiyet ve zalimlikten(cruelty) bahsediyor; yani aslında şiirden anladığı şeyden ve buna muhatap bulamamanın verdiği motivasyonsuzluğu gibi söyledikleri."

    teşekkürler.

    “anlatamamak değil
    ölüm, ölüm artık
    anlaşılamamak.”
  • sözkonusu genç kişi tarafından öldürüldükten üzerinden kendi alfa romeosu ile geçilmiş kişi...
    ölümünün salo o le 120 giornate di sodoma filminden sonra gerçekleşmesi, adi bir cinayete kurban gitmediği, bunun bir faşist cinayeti de olabileceği savına garip göndermeler yapmakta....
  • salò o le 120 giornate di sodoma filminin ikincisi ırakta amerikan askerlerince çekilmiş ve pasoliniye ithaf edilmiştir.