şükela:  tümü | bugün
  • 20 satıra kadar cıkabilen uzunluktaki cumleleriyle "paper"ı yetistirme derdindeki zavallı insanların acı cekmesine neden olan vatandas
  • 23 ocak 2002'de aramızdan ayrılmıştır.
  • bir konu$masinda "sosyoloji, insanlarin yaptigi seyleri neden yaptiklarini aciklamaya calisan bilimdir" diyen sosyolog.
  • ben okuduyup anlamadigimi itiraf ediyorum burada. sorun ingilizceye tercume miydi, yeterince yogunlasmamis olmam miydi, sosyolog olmadigim icin terminoloji yabanciligi miydi, adamin beyninin baska seviyelerde calismasi miydi, yoksa benim aptalligim miydi bilmiyorum. gurur meselesi yaptim, anlayana kadar deneyecegim (firsat bulunca).
  • oldugu gun icim sizlamisti.
  • varolan, (özellikle fransada olan) eğitim sisteminin sınıflararası eşitsizliği yeniden üreten en önemli mekanizma olduğunu savunur. araştırma tekniklerinde durkheim'den etkilenmiştir. istatistik çalışmaları da yapmıştır ancak çıkan sonuçlar kendi tezini doğrulamamıştır. kültürel kapitalle ekonomik kapital arasında bir ilişki görememiştir bu çalışmalarında.
    özellikle sosyolojinin pek beceremediği objektif ve subjektif perspektifleri birleştirmeye çalışır.
    varolan eğitim sisteminin üst sınıf kültürünü desteklediğini ve bunun da alt sınıftan gelenlerin okulu yabancılaşmış bir kurum olarak algılamalarına neden olduğunu söyler.
    en önemli katkılarını ekonomi dışında kültürel, sosyal ve sembolik kapitalleri tanımlayarak ve habitus diye bir kavram geliştirerek yapmıştır.
    ayrıca "taste" dediğimiz şeylerin ne kadar önemli olduğunu göstermiş, taste yoluyla özellikle üst sınıfların diğerlerinden farklılıklarını vurguladıklarını belirtmiştir.
  • veblen'in 20.yy basinda amerikada ki sonradan burjuva olan bir kesimi incelemesine paralel olarak bourdieu, zengin aile cocuklarinin sanat egitimi almasini gosterisci tuketim ornegi olduguna dikkat ceker. aile, cocuklarının islerin devam ettirebilmesi icin isletme, mühendislik gibi branslardan cok resim, sanat tarihi gibi konularda egitim almasini ister. sanat ve sanat egitimi almıs olmak aileye statü kazandırır.
  • televizyon üzerine'de dile getirdiği düşünceler tam anlamıyla kronik bir anti medyacılık manifestosu niteliği taşır. televizyonun/medyanın -sahiplik yapısı gibi nedenlerden bağımsız olarak- doğası gereği insanı kısıtlayıcı, "ifade"yi imkansız hale getirici olduğunu savunur. bunun için kimi televizyon programlarındaki vukuatları aktarır. "görüntü" denen, modern zamanda kayıtsız kalınamazmış gibi lanse edilen olgunun önemli bir itirazcısıdır. chomsky'yle leziz söyleşiler yaptığını da not edip gidiyorum.
  • tesadüfen gittiği bir kır balosundaki izlenimleri üzerine "yeniden üretim stratejileri sisteminde evlilik stratejileri" başlıklı bir makale hazırlamıştır.

    "neden o baloyu seçtiğimi bilmek için yirmi yıl verdim diyebilirim."