şükela:  tümü | bugün
  • mucize

    başını eğmiş
    kıvırmış kirpiklerini

    ağzı dilsiz
    lambalar yanmış
    bir işim var yalnız
    unutulan
    kapılar açılacak nerdeyse,
    içeri girmeyeceğim ben
    her şey bu kapının ardında
    konuşulur

    ve ben diyebilirim
    kaderim bitişik odadaki oyunda.

    cev: abdullah riza erguven
  • sürrealizm'in yanında aslen resim-heykel sanat ürünlerini sınıflandıran kübizm akımının da edebiyattaki en önemli temsilcilerindendir. kendi ağzından, yazdıklarının elli yıl sonrasının okurları için olduğunu söylemiştir.

    o çukurun önünden geçerken bir kez eğdim başımı
    kim var orada
    hangi yol bitmeye geldi buraya kadar
    hangi durdurulmuş hayat
    hani benim hiç bilmediğim

    o köşede titrer ağaçlar
    ürkek bir rüzgar eser
    sessizce kırışır su
    ve duvar boyundan gelir biri
    gidilir onun ardından

    deliler gibi koştum ve yitirdim kendimi
    ıssız yollar dönüyor
    evler kapalı
    çıkamıyorum artık
    oysa kimse beni bir yere kapatmamıştı

    köprülerden ve dar geçitlerden geçtim
    rıhtımlarda tozlar beni kör etti
    koca sessizlik korkuttu daha uzaklarda
    az sonra yolunu soracak birini arıyordu
    gülüyordu herkes
    ama kimse anlamak istemiyordu mutsuzluğumu
    nereye gittiğimi bilmeksizin
    yalnız yürümeye alışıyordum yavaş yavaş

    hiçbir şeyi bilmek istemiyordum
    ve yanıldığımda
    daha yeni bir yol açılıyordu önümde
    sonra yeniden açıldı çukur
    hep aynıydı
    hep de saydam
    ve hep de aydınlık
    bu boş aynaya bir zamanlar bakmış ve hiçbir şey görmemiştim
    unuttuğum yüzü yeniden tanıdım şimdi

    (cev: halil gökhan)

    "baharın boşlukları" adlı bu şiir 1916 yılında "oval pencere" adlı şiir kitabında yayınlanmıştır.
  • yürek ki paramparça

    nasıl da uyarlıyor kendini
    yatak çarşaflarından ödü kopuyor
    çarşaflar çarşaflar gök mavisi
    yastıklar desen sisten buluttan
    inancını örtünmek istiyor olmuyor
    kusur işlemeyim diye içi gidiyor
    aynada budanmış ağaçtan korkuyor
    kış için fazlaca zavallı
    nasıl da korkuyor soğuktan
    aynasının içinde nasıl saydam
    öyle belirsiz ki yitip gidiyor
    zaman akıp gidiyor dalgalarından
    kanı tersine akıyor kimi zaman
    gözyaşları çamaşırlarda leke
    yeşil yeşil ağaçlar derliyor eli
    ve yosun demetleri kumsallardan
    dikenli bir çalılık inancıysa
    elleri kanayıp duruyor yüreğinin üstünde
    damla ışık kalmamış gözlerinde
    küçük ahtapotların ölü kolları gibi
    ayakları gitmem diyor denizde
    yitip gitmiş işte evren içinde
    çarpıp duruyor çatılara kentlere
    bu arada kusurlarına da kendine de
    işte bu yüzden onunçin dua edin ki
    tanrı silsin belleğinden her şeyi
    silsin kendi olma anısını bile.
  • "insan kendi kendini ehlileştiren vahşi bir hayvandır." demiş.
  • şöyle şahane bir şiiri vardır:
    "al heybeni ört yüzünü ve git
    gece altında beyazlar yol
    vakit geç defol git geçsin zaman
    unut bir gün yaşadığını
    öl bu zamanda
    ve başla yeniden
    soyunan evrenin son noktasına doğru yürümeye
    değiştir elbiseni koru derini
    böylece gizlenir doğru yanlışın altına
    zor değil."
  • andre breton'un sürrealist manifestolar'ında "en az benim kadar sıkıcı bir adam" şeklinde tanımladığı, parlak şair. şairlerin şiirlerini yazarken oluşturdukları imgeleri tanımlayışı şu şekildedir:

    "imge katıksız olarak zihnin bir yaratımıdır. imge, kıyaslamadan değil, birbirinden az çok uzak iki gerçekliğin yan yanalığından doğar. iki yan yana gerçeklik arasındaki ilişki ne kadar birbirinden uzak ve yerindeyse, imge ve imgenin duygusal gücü ve şiirsel gerçekliği de o denli güçlü olacaktır."

    şiirsel estetik duygusunu uyandırmanın formülünü bulmuş.